x

Çalışma Yaşamı /Sağlık/Güvenlik/Çalışma Süreleri ve Kayıt Dışı Çalışma - Şenol Sırma

e-Posta Yazdır PDF
Türkiye’de çalışma hayatının temel sorunları bulunmaktadır. Bunların başında örgütsüz ve dağınık bir işçi sınıfı gelmektedir. 2018 Ocak ayı istatistik sonuçlarına göre yaklaşık 14 milyon çalışanın sadece 1 milyon 700 bini sendika üyesidir. Yani işçilerin % 12’si sendikalıdır. Üç büyük konfederasyona ait üye sayıları ise şöyle; Türk iş: 925 bin, Hak İş; 615 bin ve son olarak DİSK’in üye sayısı ise 149 bindir. Konfederasyonlara bağlı sendikalarda üye sayısı en çok olan sendika ise Hizmet İş’tir. 1 milyon işçinin bulunduğu iş kolunda sendikanın üye sayısı 251 bindir. Hizmet İş’i Türk Metal Sen takip etmektedir. 1 buçuk milyon işçinin çalıştığı sektörde Türk Metal Sen’e üye işçi sayısı 203 bindir. Liderleri neredeyse her seçim döneminde partilerden vekil adayı olan DİSK’in üye sayısı ise maalesef 149 bindir. Sendika üye sayısının en kötü olduğu işkolu ise inşaat sektörüdür. 1 milyon 750 bin çalışanının bulunduğu inşaat sektöründe, 10 sendikada toplamda 54 bin üye vardır. Yani sendikalaşma oranı sadece % 2,8’dir. 

AKP’nin ilk iktidar olduğu yıllarda Türkiye’de işçiler arasında sendikalaşma oranı % 58’idi. Ocak 2003 yılı itibari ile 4.686 işçinin 2.717.326’ı sendikalıdır. 2009 yılına kadar bu oran % 57-59 arasında kalmıştır.  2009 yılında 5.434,433 işçinin 3.205,662’si sendikalıdır.  Ancak Bakanlığın sitesinde 2010-12 arasında bir veriye rastlamadım. Bu sebeple 2013 Ocak istatistiklerini ele aldım. 2013 Ocak ayı istatistiklerine göre sendikalaşma oranında ve sendikalı işçi sayısında keskin bir düşüş yaşanmıştır. Çalışan işçi sayısı ise belirtilen yıllarda iki katına çıkmıştır. 2013 yılında 10.881,618 işçiden sadece 1.001,671 işçi sendikalıdır. Yani sendikalaşma oranı % 9,21 olmuştur.  Bu keskin düşüşün sebebi 2008-2009 yıllarını kapsayan ve bizi teğet geçtiği söylenen ekonomik kriz olarak gösterilebilir. İzleyen yıllarda tabloda ciddi bir değişiklik olmamış, çalışan sayısı artmasına rağmen sendikalı çalışan sayısı aynı oranda artmamıştır. 2013 Ocaktan sonra sendikalaşma oranları % 9’dan sadece % 12’ye çıkmıştır. Oysa çalışan sayısı aynı dönemlerde 10 milyondan 13 milyona çıkmıştır. Yani belirtilen dönemlerde çalışan sayısı yaklaşık 3 milyon artarken sendikalı çalışan sayısı 700 bin artmıştır.  Bakanlığın sendikalaşmaya dair istatistiklerinde 2003 yılı veri alınmıştır. Ayrıca yıllık yayınlanan çalışma hayatı istatistikleri de mevcuttur. 

Çalışma hayatının ikinci sorun ise uzun çalışma saatleridir. Türkiye uzun çalışma süreleri ile OECD ülkeleri ile AB ülkeleri arasında en kötü çalışma sürelerine sahip ülkelerin başında gelmektedir. Türkiye’de çalışma süreleri OECD ve AB ortalamasına göre yüksektir. OECD ülkelerinde haftalık ortalama çalışma süresi 40,4 saat iken Türkiye’de 49,3 saattir. İşçilerin yüzde 55’i haftada en az bir gün ve daha fazla olmak üzere fazla mesai yapmaktadır.(1)
 

 
 
Yukarıdaki tablo da Türkiye’de yıllar itibariyle haftalık çalışma süreleri verilmektedir. Toplam istihdam sayısından elde edebileceğimiz için haftalık 40 saat ve altı çalışma sürelerine ilişkin veri kullanılmadı. Tabloya göre;

a) Çalışanların neredeyse yarısı 50 saat ve üstü çalışmıştır. 16 yıllık süreçte bir azalma olsa da hala çalışanların % 30’u 50 saat ve üzeri çalışmaktadır. Örneğin 2004-2006 yıllarında çalışanların yarısı 50 saat ve üstü bir çalışmaya tabi tutulmuşlardır.
 
b) 60-71 Saat arası çalışanların sayısı toplam istihdamın % 20’si kadardır. Yani her 5 çalışandan biri 60-71 saat arası çalışmıştır. 
 
c) 72 saat ve üzeri haftalık çalışma süreleri içerisinde çalışanların sayısı da bir hayli fazla. 20 milyon istihdamın 2 milyonu 72 saat ve üstü çalışmıştır. Yani çalışanların % 10’u 72 saat ve üstü çalıştırılmıştır.

Uzun çalışma süreleri, stres, kaygı, dalgınlık, nefes darlığı ve kalp yetmezliği gibi sağlık sorunlarına sebep olmakla birlikte bu baskı ve strese dayanamayan işçilerde intihara sebep olmaktadır. Japonya’da uzun ve yoğun çalışmaya bağlı olarak görülen ve karoshi(2) olarak nitelendirilen intihar sayısı neredeyse her yıl 10 bini bulmaktadır. Son dönemlerde artan işçi intiharların arkasında bu sebepler bulunmaktadır. Ayrıca giderek yaygınlaşan esnek istihdam modelleri de bu durumun oluşmasında başlıca etmen olarak gösterilebilir. Esnek istihdam; psiko-sosyal risk faktörleri ile beraber, uzun çalışma saatleri, yoğun, aşırı ve yüksek iş ritimleri ile çalışma, ağır iş yükü, aynı anda birden fazla işte çalışma, gece çalışması, tekrarlayıcı hareketlere ve yorucu pozisyonlara, gürültü, titreşim, gibi diğer tehlikeli ve riskli maddelere, iş süreçlerine daha fazla maruz kalınması, daha kötü, daha düşük standartlara sahip çalışma koşulları içinde çalışılması, gündelik rastlantısal işçilerde olduğu gibi hastalık ve tatil izninin bulunmaması ya da kullandırılmaması, işçi sağlığı ve güvenliği ile ilgili mevzuatın kapsamı dışında olması, sosyal güvencenin bulunmaması, sosyal yardımlardan hiç yararlanılmaması ya da kısmen yararlanılması, sağlık ve güvenlik önlemlerinin bulunmamasına neden olmaktadır. İşte bu sorunlar, meslek hastalıkları, iş kazaları, işe bağlı sağlık sorunları, iş göremezlik durumlarının ortaya çıkmasını ya da sıklığının artmasına yol açmaktadır ( Diane-Gabrielle, 2008, Quinlan et al 2001, Virtanen, 2004, Benach-Muntaner, 2007’den aktaran: Hamzaoğlu; Özkan,2013:190).

Çalışma hayatının üçüncü temel sorunu ise kayıtdışı istihdamın varlığıdır. Özellikle ekonomik kriz dönemlerinde yaygınlaşan kayıtdışı istihdam, çalışma yaşamının temel sorunlarından biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Başta göçmenler olmak üzere yaygın bir biçimde kayıtdışı kullanılan emek gücü çalışanların düşük ücretlerle, örgütsüz bir biçimde, sosyal korumanın olmadığı veya yetersiz kaldığı istihdam türü olduğu için işverenler tarafından sıklıkla başvurulan bir çalıştırılma biçimidir. Yukarıda sendikalaşma oranlarının verildiği tablo da en düşük sendikalaşma oranlarının inşaat iş kolunda olduğunu söylemiştik. Benzer bir biçimde kayıt dışı istihdamın yüksek olduğu sektörlerin başında da inşaat gelmektedir. Taşeron çalışmanın yaygın bir şekilde kullanıldığı, sosyal korumanın neredeyse hiç olmadığı, iş cinayetlerinin en yoğun olduğu sektörlerin başında yine inşaat sektörü gelmektedir. 2017 yılı iş sağlığı ve güvenliği meclisinin derlemiş olduğu veriler sonucu iş cinayetlerinden ölen işçilerin çalıştığı sektörlerin başında inşaat gelmektedir.İşçilerin 453’ü inşaat, 385’i tarım, 272’si taşımacılık, 154’ü ticaret/büro, 116’sı metal, 93’ü madencilik, 89’u belediye ve 65’i enerji işkolunda çalışıyordu.(3)
 
Kaynak: TÜİK Veri Tabanı 
 
Tabloya göre;

a) Çalışanların yarısından fazlası 2005 yılına kadar kayıtdışı istihdam edilmişlerdir. Ayrıca 2012 yılına kadar geçen 10 yıllık bir sürede çalışanların % 40’ından fazlası kayıt dışıdır.  En son dönem % 33’e kadar düşmüş olsa da hala yeterli bir seviyede değildir. 

b) Kriz dönemlerinde kayıt dışı istihdamın yaygınlaştığı ve kalıcılaştığı görülmektedir. Kayıt dışı istihdamın verileri bize çalışma hayatının kuralsızlaştırıldığı ve güvencesizleştirildiğini göstermesi açısından da önem taşımaktadır. Yetersiz sosyal korumanın çalışanların sağlığı ve güvenliği üzerine olan etkisi ise oldukça önemli bir konudur. Bu sebeple verileri ele alırken çalışan sağlığı ve güvenliği açısından değerlendirmek elzemdir.

Elde edilen verilere cinsiyet açsından baktığımızda ise kadın çalışanların daha fazla kayıt dışı çalıştırıldığı gözlemlenmektedir. Ucuz ve güvencesiz çalıştırılma biçimlerinin giderek yaygınlaştığı memleketimizde kadın çalışanların çalışma yaşamında daha fazla görüldüğü alanların başında ucuz, güvencesiz, düşük ücretlerin olduğu, örgütsüz çalışmanın yaygın olduğu yerler gelmektedir. Bu sebeple kadınlar buralarda düşük koruma düzeylerinde güvencesiz var oluş koşulları altında istihdam edilmektedir. Kadınlar tam zamanlı anne yarı zamanlı çalışandır (Standing,2009).
 
 

Cinsiyet açısından ele aldığımız kayıtdışı çalışma da kadınların kayıt dışı çalışma oranları % 73 gibi çok yüksek bir seviyeye çıkmıştır. 2017 yılsonu itibariyle kadın çalışanların kayıt dışı çalışma oranları % 45’tir. Bu oran bile çok yüksektir. Esasında hala kadınların yarısı kayıt dışı çalışıyor diyebiliriz. Erkek çalışanların kayıt dışı oranı kadın çalışanlara oranla biraz daha düşüktür. Ancak yine de şunu rahatlıkla dile getirebiliriz. Her 3 erkek çalışandan biri kayıt dışı istihdam edilmedir.

Devam edecek…
 
Kaynaklar
 
1- https://disk.org.tr/2018/02/turkiye-isci-sinifi-gercegi-arastirmamizin-ozet-sonuclarini-acikladik/

2- Karoshi ilk kez 1970’li yıllarda Japonya’da tanımlanmıştır. Karoshi; dört hafta ya da daha uzun sürede haftada 65 saat ve üstü ya da sekiz hafta veya üzeri haftada ortalama 60 saat ve üzeri çalışma sonucu, aşırı iş yükü ile beraber hipertansiyon, ateroskleroz gibi sağlık sorunlarının bir araya gelmesiyle oluşan miyokard enfarktüsü gibi hastalıkları ve akut kalp yetmezliği sonucu ölüm durumudur (Hamzaoğlu; Özkan,2013:196).

3- http://www.guvenlicalisma.org/index.php?option=com_content&view=article&id=19179:ohalkhk-rejimi-is-cinayetleri-demektir-2017-yilinda-en-az-2006-isci-yasamini-yitirdi&catid=149:is-cinayetleri-raporlari&Itemid=236
 

İşkolları