x

İşçi sağlığı değil patron kârı - Hasan Deniz*

e-Posta Yazdır PDF
İşçi sınıfı yüzyıllardır mücadele birikimi sonucu büyük bedeller ödeyerek elde ettiği kazanımları bugün kaybetme riski ile karşı karşıyadır. Açlıkla terbiye edilmeye çalışılan işçi sınıfı geçmişteki mücadele ve kazanımlarını unuttukça, adeta kölelik düzeni ile ölüm arasında tercih yapmak zorunda kalmaktadır.

Soma’da bir maden işçisinin “Aşağıda ölüm var yukarıda açlık. Aşağıdaki ölüm bir olasılık, yukarıdaki açlık ise kesin” sözleri işçi sınıfının içinde bulunduğu çaresizliği özetler niteliktedir. Bu zorunlu tercih işçi sınıfının örgütlü bir duruş sergilemediği her alanda onlarla beraberdir.

Bu yazı da Türkiye’de AKP’li yıllarla birlikte adeta sınıfsal bir katliama maruz kalan ve neredeyse aileleri dışında pek çoğumuzun hatırlamadığı işçi cinayetlerinde yaşamını yitirenleri hatırlatmak amacı ile yazılmıştır.

Unutmak yeni ölümlere davetiye çıkarmak demektir!

Öncelikle aşağıdaki tabloda bulunanlar birer rakam olarak görülmesin lütfen. Çünkü her birinin bir hikâyesi var!


Savaş tablosu gibi görünen bu tablo AKP’nin iktidar olduğu Ocak 2003’ten Nisan 2018’e kadar iş kazaları, meslek hastalıkları ve iş kazaları sonucu yaşamını yitirenlerden kayıtlara geçebilenlerin tablosudur. Çünkü “İstatistiklere yansımayan iş cinayetleri var” konulu haberde de olduğu gibi “İş kazalarının önemli bir kısmı Anadolu’da ailelerle anlaşılarak çözülmekte ve istatistiklere girmemektedir. Meslek hastaları da uzun yıllar sonra vefat ettiğinden dolayı onların da sağlıklı bir istatistiğe konu edildiğini söylemek zor. İş kazalarında yaralanıp tedavisi olumlu sonuçlanmadığı için hayatını kaybeden kişiler de bu vesileyle istatistiklerde yer almamaktadır.”1

Bu tabloya bakınca; iş(çi) cinayetlerinin cinayet tabirini çoktan geçtiği adeta savaş konumuna yükseldiği, AKP’li yıllarda İşçi Sağlığı ve Güvenliği konusunda uygulanan politikaların iflas ettiği görülür. Bu tablodaki sayıların çok yüksek olmasından kaynaklı Türkiye işçi cinayetlerinde Avrupa’da birinci, Dünyada da üçüncü sırada yer almaktadır.

Türkmen (2014) yaşananların cinayet olduğunu 19. yüzyıla giderek “Engels’in, İngiltere’de Emekçi Sınıfların Durumu adlı kitabında daha 1845 yılında işçi sınıfının toplumsal üretimde karşı karşıya kaldığı durumun adını cinayet olarak koyduğunu” söyler. Ve Engels’ten şu alıntıyı yapar: “Bir insan, bir başkasına ölüme yol açan bedensel bir zarar verdiği zaman buna adam öldürme diyoruz; saldırgan, vereceği zararın öldürücü olduğunu önceden biliyorsa o zaman buna cinayet diyoruz. Ama toplum, yüzlerce proleteri, çok erken yaşta doğal olmayan bir ölümle yani kılıç ya da kurşunla ölüm gibi zorba yollardan ölümle karşı karşıya geleceği bir konuma koyduğu zaman, toplumun o yaptığı bir bireyin yaptığı gibi ve aynı kesinlikle cinayettir; toplum binlerce insanı yaşamın gereklerinden yoksun bıraktığı, içinde yaşayamayacakları konumlara soktuğu -kaçınılmaz sonuç olan ölüm gelinceye dek o koşullarda kalmaya yasanın güçlü eliyle zorladığı- bu binlerce mağdurun yok olacağını bildiği ve gene de bu koşulların sürmesine izin verdiği zaman, toplumun o yaptığı, bir bireyin yaptığı gibi ve aynı kesinlikte cinayettir; örtülü, kasıtlı cinayettir; hiç kimsenin kendisini savunamadığı bir cinayettir; kimse katili görmediği için, mağdurun ölümü doğal göründüğü için cinayet gibi olmayan cinayettir; çünkü suç bir şeyi yapmaktan çok yapmamanın sonucudur. Ama cinayettir.”2

İş(çi) cinayetlerinin sıradan bir durum olmadığını dile getiren Tutuş (2015) “Ülkemiz topraklarına binlerce insanın sistematik katledildiği küçük yaygın savaşlar hükmediyor ve biz buna savaş diyemiyoruz. Savaşla barış, savaşla müzakere, savaşla savaş-olmayan arasında sınırlar net çizilemiyor. Savaş kuralsızlaştığı, ölçüsüzleştiği, halka/toplumsal yaşam alanlarına doğru genişledi. Sokakta, mitingde, apartman altında, yerin binlerce metre altında, evde, okulda, işyerinde, kırda, kentte kadınlar, işçiler, LGBTİ’ler, Kürtler, Aleviler, gençler kuralsız, sinsi, adı bile konulmamış bir savaşta büyük kayıplar veriyor” sözleriyle konunun savaş retoriğiyle ele alınması gerektiğini dile getirir.3

Peki; Türkiye’de AKP li yıllarla birlikte iş(çi) cinayetlerinde yaşamını yitirenlerin sayısının artarak devam etmesi tesadüf mü? İş kazaları, meslek hastalıkları ve iş(çi) cinayetleri konusunda iktidar partisi önlem almakta mı yetersiz? ya da AKP işverenlerden yana taraf belirlediği için işçilerin canı çok da önemli mi değil? ... Sorular birikiyor!

Sadece bu yıl içinde basına yansıyan patron, bakanlık ve hükümet yetkililerinin demeçleri ve yapılan yasal düzenlemeler, yaşananların sınıfsal bir tercih olduğunu gözler önüne sermaktedir.

ÇSGB İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğünden Dr. Emine Kaplan “ILO verilerine göre; dünyada her yıl yaklaşık 250 milyon kişi iş kazaları, 160 milyon kişi meslek hastalıkları sonucu ortaya çıkan zararlara maruz kalmaktadır. Ülkeler arasında değişmekle birlikte, bir yılda her 1000 işçi için 4-12 meslek hastalığı beklenirken bu oran ülkemizde 100.000 de 5 civarındadır” diyerek iş kazaları ve meslek hastalıkları konusunda ülkemizde ciddi bir bilgi eksikliğinin olduğunu dile getirmiştir.4 15 Mayıs 2018’te açıklanan TÜİK verilerine göre Türkiye’de 28.971 milyon çalışan var.5 Bu sayılar kendi aralarında kıyaslandığında dahi acı bir gerçekle karşılaşıyoruz. Türkiye’de meslek hastalıkları ile ilgili oranın 100.000 de 5 bile olamadığı, ILO verileri ile kıyaslandığında Türkiye’de mevcut meslek hastalıklarının en az 100 katından daha fazla meslek hastalığı beklendiği görülüyor.

5-7 Mayıs 2014 tarihlerinde İstanbul’da düzenlenen VII. Uluslararası İş Sağlığı ve Güvenliği Konferansında Tunalı, “KOBİ’lerde İş Sağlığı ve Güvenliği” konulu sunumunda; “Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na bağlı olarak, işyerlerindeki işçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirlerini denetleyen, iş güvenliği müfettişlerinin tespit ettikleri en büyük eksiklik ve kusur, işyerlerinin %82.92 gibi büyük bir oranda; gerek işverenin, gerekse işçilerin eğitimsizliğidir. Uluslararası Çalışma Örgütü’ne (ILO) göre de iş kazalarının %78’i çalışanların emniyetsiz davranışlarından kaynaklanmakta ve araştırmalara göre; sonuçta iş kazaları sebeplerinin %98’i insan hatasından kaynaklanmaktadır. Gerçekten %98 gibi büyük oranda insan hatasından kaynaklanan iş kazalarının, iş güvenliği eğitimi ile önlenmesi mümkündür” demektedir. Yine “Türkiye’deki işyerlerinin %99’u,250’nin altında çalışan istihdam eden KOBİ’lerden oluştuğunu, çalışanların %84’ünün bu işyerlerinde istihdam edildiğini, iş kazalarının %80’inin yine KOBİ’lerde meydana geldiğini” belirtmiştir.6

İktidar partisi yetkililerinin yaptığı açıklamalara göre suçlu işçi; patronların tedirgin olmasına gerek yok. Çünkü; İstanbul’da düzenlenen 9. Uluslararası İş Sağlığı Güvenliği Kongresi’ne katılan Başbakan “Esasında iş hayatının tarihsel gelişimine baktığımızda iş kazalarının yüzde 80-85 insan hatasından, insan unsurundan kaynaklandığını görürüz. Eldiven takmaz, baret giymez, güvertede çalışır kemer takmaz. Sürekli peşlerinden koşacaksın. Her an başında duracaksın" 7 diyerek yaşanan işçi cinayetlerinden dolayı suçun işçide olduğunu savundu. Başbakan’ın ölümlerin nedenini barete, maskeye, işçinin dikkatsizliğine, uyanık olmamasına indirgemesi, “Bu işin doğasında, fıtratında ölüm de var” anlayışıyla bağlantılıdır; ki bu, sermaye sahiplerinin (patronların) yaklaşımıdır aynı zamanda. Patronlar için emek süreci ise, daha fazla kâr elde etmek ve maliyetleri (özellikle işçi maliyetlerini) düşürmek için, her geçen gün daha fazla denetim altına alınması gereken bir süreçtir.

Yine Cumhurbaşkanı, TOBB Kabul Salonu'ndaki toplantıda sermaye temsilcilerine OHAL'i işçilerin hak arama mücadelesine karşı kullandıklarını itiraf eden açıklamalar yaptı. Yabancı sermayeli yatırımcılara 15 Temmuz darbe girişiminin birinci yılı kapsamında konuşan Erdoğan, "Olağanüstü hali biz iş dünyamız daha iyi çalışsın diye yapıyoruz. Soruyorum, iş dünyanızda herhangi bir sıkıntınız, aksamanız var mı? Biz göreve geldiğimizde OHAL vardı. Ama bütün fabrikalar grev tehdidi altındaydı. Hatırlayın o günleri. Şimdi böyle bir şey var mı? Tam aksine. Şimdi grev tehdidi olan yere biz OHAL'den istifadeyle anında müdahale ediyoruz. Diyoruz ki hayır, burada greve müsaade etmiyoruz, çünkü iş dünyamızı sarsamazsınız" dedi.8

TOBB 74. Genel Kurulu’nda konuşan ve yeniden TOBB Başkanı seçilen Rifat Hisarcıklıoğlu “En çok şikâyet ettiğimiz konu olan, istihdam maliyetlerinin düşürülmesini sağladık. İş sağlığı ve güvenliği mevzuatı, KOBİ’lerimize büyük yükler getiriyordu, bunları kaldırttık. Yıllardır hep talep ederdik. Vergisini düzenli ödeyen mükellef için, yüzde 5 vergi indirimi de nihayet geldi. Biriken KDV alacaklarımız konusunda da talebimiz üzerine bir çalışma başlatıldı. Büyük sıkıntı yaşadığımız bir başka alan, yargı sistemiydi. Özellikle İş Mahkemelerindeki davalarda, işveren yüzde 99 haksız çıkıyordu. Bunu değiştirmek üzere, zorunlu arabuluculuk sisteminin uygulamaya alınmasını sağladık” ifadelerini kullandı. Konuşmasının sonunda da “… Bizlere her zaman destek olan Sayın Cumhurbaşkanımıza, Başbakanımıza, Bakanlarımıza ve Meclisimize, bizimle birlikte çalışan, emek veren bürokratlarımıza, camiamız adına teşekkür ediyorum” sözleri ile işçilere karşı işverenlerden yana taraf koyanlara teşekkür etti.9

Sermaye sahiplerinin büyük bir başarı elde etmişçesine (ki kendileri açısından maliyet düştüğü için başarı, işçi sınıfı için büyük bir kayıp) sevinçli bir şekilde teşekkür ettiği konuların başında 6331 sayılı yasa ve iş mahkemelerinde yaptırdıkları değişiklik geliyor.

Sermayenin maliyet olarak gördüğü 6331 sayılı İSG kanununda 2017 yılında yapılan değişiklikle az tehlikeli sınıfta yer alan işyerlerinde yürütülen İSG hizmetlerinin işveren tarafından yürütülmesinin kapsamı genişletilmiş, 10’dan az çalışanı bulunan işyerlerinin kapsamı 50 çalışana çıkarılmıştır. Yine işverene “işe giriş ve periyodik muayeneler ve tetkikler” hariç tüm hizmetleri yürütmesi yetkisi verilmiştir. Yani 50’nin altında çalışanı bulunan az tehlikeli işyerlerinde belirli teknik alanlardan mezun olan, alınan eğitim ve yapılan sınav sonucu yetkilendirilebilen İş Güvenliği Uzmanlarının yapabileceği işlemleri işveren veya işveren vekili kendisi yapabilecek. Ayrıca İSG hizmetlerinin işveren tarafından yürütülmesi halinde onaylı defter tutma zorunluluğu da kaldırılmıştır. Böylece herhangi bir denetim durumunda işverenin yükümlülüğü de ortadan kaldırılmaktadır.10

TOBB Başkanının kaldırttık dediği ve kaldırıldığı için teşekkür ettiği İSG tedbirlerinin ne olduğundan iktidar partisi yetkililerinin haberdar olmaması mümkün mü? TOBB Başkanının yaptığı konuşma ve iş mahkemeleri konusundaki görüşlerine Tutuş’un (2015) sözleri açıklık getirmektedir: “Proleterleşerek yüksek düzeyde toplumsallık kazanan yeni çelişki ve çatışma biçimleri hukuksallaştırılamamakta, en basitinden “iş davaları” bile işçilerin kaybedeceği şekilde zor yoluyla yeniden yapılandırılmaktadır.”3

AKP iktidarı yıllarında her gün işe gitmek için evden çıkan ama bir daha eve dönemeyen, işyerlerinden eve yaralı gelen, işyerlerinde maruz kaldıkları iş kazaları ve meslek hastalıklarından dolayı hastane kapılarında uzun süreli bir tedavi ile uğraşmak zorunda kalan, uygulanan tedavilere rağmen eve dönemeyen işçilerin sayısı her geçen gün katlanarak artmaktadır.

Sonuç olarak işçi sınıfının örgütsüz duruşu, bilinç kaybı yaşarcasına geçmişini unutması, sermayenin fırsattan istifade kâr amacına ters düştüğü için İSG’yi sürekli ötelemesi hatta bazı maddelerini kaldırtması işçi sınıfının en ağır bedelleri ödemesine ve sınıfsal katliamlar yaşamasına yol açmaktadır.
 
Adıyaman SES Şubesi

Kaynakça:

https://www.evrensel.net/haber/344164/istatistiklere-yansimayan-is-cinayetleri-var 25 Ocak 2018 22:06
Türkmen R. (2014). İşçi Cinayetlerinin Politik Ekonomisi. TTB Mesleki Sağlık ve Güvenlik Dergisi, Sayı 53, s:2-9.
Tutuş M. (2015). İşcinayetlerine Neden ‘’Savaş’’ Demiyoruz. TTB Mesleki Sağlık ve Güvenlik Dergisi, Sayı 58-59, s:66-70.
Kaplan E. (2017). Eğitim Slaytı. ÇSGB, İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü, 28 Mart 2017, Ankara.
http://www.tuik.gov.tr/HbGetirHTML.do?id=27688
Tunalı N. (2014). KOBİ’lerde İş Sağlığı ve Güvenliği. VII. Uluslararası İş Sağlığı ve Güvenliği Konferansı 5-7 Mayıs 2014 İstanbul.
https://www.artigercek.com/basbakan-is-cinayetlerinde-isciyi-sucladi 06 mayıs 2018
https://www.evrensel.net/haber/326078/erdogandan-itiraf-ohalle-grevlere-musaade-etmiyoruz, 12 Temmuz 2017
https://www.evrensel.net/haber/352833/sendikalar-patronlarin-hukumetine-tamam-diyor
http://www.guvenlicalisma.org/index.php?option=com_content&view=article&id=19477:isverenin-istedigi-bir-goz-siyasal-iktidar-verdi-iki-goz-isig-meclisi&catid=152:haberler

 

İşkolları