x

Çalışırken ölenleri hatırlıyor musun?: İş Cinayetleri Almanağı 2017

e-Posta Yazdır PDF
Adalet Arayana Destek Grubunun hazırladığı, 1umut Yayınları'dan çıkan İş Cinayetleri Almanağı 2017 “Hiç iş cinayeti olmasa, biz almanak hazırlamasak” temennisiyle başlıyor ve “Güvenli ve güvenceli çalışma koşullarının yaratılması” umuduyla da yayınlanıyor.

Almanağı elinize aldığınız andan itibaren görüyorsunuz ki anlatılanlar, aslında emekçilerin tekerrür eden hikayesi.

Kitapta sadece iş cinayetleri yok, yeterince konuşulmayan meslek hastalıkları dosyası ve meslek hastalarının hikayeleri var. Bu yıl ilk kez hazırlanan bilirkişi dosyası var. İnşaat suçları, çocuk işçiler, mülteci/göçmen işçiler, ailelerin adalet mücadelesi, mücadele eden işçilerin hikayeleri de almanakta yer buluyor.

İş Cinayetleri’nin tümü aylık bölümlere ayrılmış. Gün gün bilgiler ve istatistiklerle veriliyor. Günü gününe basından haberler ve fotoğraflar derlenmiş, raporlarda özellikle iş cinayetinde hayatını kaybeden işçinin adına, yaşına ve iş yerinin bilgisine yer verilmiş.

2017 yılında en az 1947 işçi, iş cinayetlerinde hayatını kaybetti ve bunların en az 51'i çocuktu. Almanak, 1947 işçinin rakamdan ibaret olmadığını bağıra bağıra anlatıyor, yitirilen her bir işçinin hikayesi ve adı olduğunu söylüyor.

Almanağı hazırlayan Adalet Arayana Destek Grubu gönüllerinden Aslı Odman ve Tuğçe Tezer işyerinde yaşam hakkının savunulmasının esas mücadelesini; iş cinayetlerini İleri Haber'e anlattı.

'HEPİMİZ İŞ CİNAYETLERİNDE HAYATIMIZI KAYBEDEBİLİRİZ'

İş Cinayetleri Almanağı’nın yedincisi bu yıl yayınlandı. Adalet Arayana Destek Grubu ve almanak fikri nasıl doğdu?

Tuğçe Tezer: İş Cinayetleri Almanağı'nı 2012 yılından beri yayınlıyoruz. İş cinayetlerinin hafızasını tutmak, belleğini oluşturmak ve herkesin gündemine sokmak gibi bir derdimiz var.

Biz, Adalet Arayan İşçi Aileleri yani iş cinayetlerinde bir yakınını kaybetmiş ailelerin bir araya gelerek oluşturduğu adalet mücadelesine gönüllü olarak destek veren Adalet Arayana Destek Grubu'yuz.

Her yıl pek çok etkinliğimiz oluyor ve bunların en somut hali de İş Cinayetleri Almanağı.

Adalet Arayana Destek Grubu'nun, Adalet Arayan İşçi Aileleri ile beraber her ayın ilk pazar günü Taksim Galatasaray Meydanı’nda biraraya gelerek tuttuğu Vicdan ve Adalet Nöbetleri de var.

Her nöbetin bir konusu oluyor. Gazeteci arkadaşımız ailelerle röportaj yapıyor. Aileler ve gönüllü hukukçuları yaklaşan davalar ya da davalardaki önemli gelişmeler hakkında bilgi veriyor. Bazı nöbetlerimizi işkollarına ayırıyoruz; örneğin maden, tersane, ev işçileri için nöbet tutuyoruz, meslek hastalıklarını gündemimize alıyoruz.

İş Cinayetleri Almanağı'nda geçtiğimiz yıllarda en çok iş cinayeti yaşanan sektörleri kapağa taşırken bu yıl farklı bir kapak kullandık.

Kapakta Vicdan ve Adalet Nöbeti'ndeki bir çocuk işçi var, elinde tuttuğu çerçevede de kendi fotoğrafı var. Anlatmak istediğimiz aslında bu; hepimiz iş cinayetinde hayatımızı kaybedebiliriz ya da orada oturan çocuk biz olabiliriz.

'CAN KORUYAN İSKELE YAPMAK HALA CANA KIYMAKTAN DAHA PAHALI'

İnşaat sektörü her yıl iş cinayetlerinin en çok yaşandığı sektör, ilk sırada olmasının nedeni “mesleğin fıtratı” mı yoksa bu alanda korkunç bir denetimsizlik mi var, bahseder misiniz?

Aslı Odman: Almanağın inşaat suçları dosyasında hem akut iş cinayetlerine hem de doğrudan inşaat işçisi olmadığı halde herkesi etkileyen suçlara değiniyoruz o yüzden adı inşaat suçu.

İnşaat işkolundaki ölümlerin sebepleri sürekli tekrar ediyor, en başta yüksekten düşme: Can koruyan iskele yapmak hâlâ cana kıymaktan daha pahalı Türkiye kapitalizminde.

Kentsel dönüşümle birlikte yıkım faaliyetlerinin ve ağır harfiyat araçlarının yaşam alanlarımızın dibine girdiği hayatlar yaşamaya başladık. Dolayısıla inşaat işçisi olmamanız sizi bu alandaki suçlardan mahrum kılmıyor.

Dosyamızda asbestten bahsettik. Çünkü Türkiye'de asbestli binaların nerede bulunduğunun bir haritası yok, dolayısıyla bir yıkım politikası yok. Bugün İstanbul'un 32 belediyesinin yalnızca 9'unda kentsel dönüşümle ilgili tespitler yapılabiliyor.

'NEREDE KALKINMA VARSA ORADA KATLİAM VAR'

Asbestli binaların yıkım anlarındaki denetimsizliği asbest tozunu serbest uçar hale getirdi. Bir lifinin bile solunması 20-30 sene zarfında kesin ölüme götürüyor. Sonuçları uzun vadede karşımıza meslek hastalığı, halk sağlığı sorunu olarak çıkacak.

Peki inşaat neden bu kadar öne çıkıyor, esasında nerede kalkınma varsa orada katliam var. İnşaat Türkiye'de en hızlı büyüyen sektör ve bundan birileri kazanırken birileri de canını ve sağlığını yitiriyor. Kalkınma eşittir kıyım ilişkisini madende de gördük. Maden senesi ilan edilen 2013'ün ertesi yılı 2014'de SOMA Katliamı yaşandı.

İnsan, çevre, canlı hakkına ve yaşamına dikkat etmeyen sonsuz bir özgürlük var bu yatırım alanlarında.

'SORUMLU ŞİRKETLER SGK'NIN ARDINA SAKLANARAK GÖRÜNMEZ OLUYOR'

Almanakta kurumsal firmalardaki iş cinayetleri sayılarına çok kolay ulaşamadığınızı ve engellerle karşılaştığınızı belirtiyorsunuz. Az önce de “nerede kalkınma orada kıyım” dediniz fakat toplumda merdiven altı işletmelerde daha çok iş cinayeti yaşandığına dair bir algı var. Bu tablonun aslı nasıl peki?

Aslı Odman: Yeteri kadar istatistik tuttuktan sonra şunu fark ediyorsunuz, en az 2 bin iş cinayetinden en fazla üçte birinde şirket ismine ulaşabiliyoruz. Ulaştığımız şirket isimlerinin de ciddi bir kısmı esasında çok daha büyük bir sermaye ağının küçük bir taşeron veya fason parçası oluyor.

Türkiye'de küçük sermaye dediğimiz 2 milyona yakın işletme var ve bu işletmelerin çok azı kendi yatırımlarını yapıyor çoğu büyük şirketlerin kolları olarak çalışıyorlar.

Bu zincirler görünmez kılıyor; kapitalizmin başarılarından biri kapital kısmının görünmez kılması.

O yüzden merdiven altı şirketlerde iş cinayeti yaşanır algısı çok yanlış. Kaldı ki, meslek hastalıklarına genişletecek olursak iş cinayetlerini burada şirketler SGK'nın ardına saklanarak görünmez olmayı çok daha iyi başarıyor.

Keza basında da bu şirketlerin adı buzlanacak kadar saklanıyor, halbuki bu adalet mücadelelerinden biri de iş cinayeti işlenmiş şirketin itibarına, siciline bunu yazdırmak.

Yaşanan iş cinayeti ya da meslek hastalığı hiç kayıt altına alınmadığı için görünmez kalıyor. Fakat nerede kalkınma varsa büyük sermaye varsa daha sistematik bir kıyım görüyoruz.

Şirket suçlarını isim isim, ilişkileriyle, suç yoğunluğuyla ifşa ettiğimiz bir bölüm de almanağa önümüzdeki yıllarda eklenecek.

'KADININ EMEĞİ GİBİ UĞRADIĞI İŞ CİNAYETİ DE GÖRÜNMEZ'

2017 yılında en az 103 kadın işçi hayatını kaybetti. AKP her ne kadar kadın istihdamı arttı propagandası yapsa da güvenceli ve kadrolu istihdamın çok az olduğunu verilerle ispatlayabiliyoruz. Kadın işçilerin durumu nedir?

Aslı Odman: Kadın işçilerin oranı hiçbir zaman %10'u geçmiyor. Kadınların işçiliği de, emeği de görünmez olduğu için uğradıkları iş cinayetleri de görünmez oluyor. Resmi istihdama katılım oranları erkeklerin neredeyse yarısı kadar olan kadınların, ev içindeki, kayıtsız iş mahallerindeki, sokaklardaki emekleriyle beraber can ve sağlık kayıpları da hiçbir kayda geçmiyor.

Ne zaman görünüyor bu iş cinayetleri aile tipi işçilik diye tanımladığımız mevsimlik tarım işçiliğinde yaşanan kitlesel iş cinayetlerinde.

Nasıl ki tüm o büyüyen ekonominin kalkınmanın bedeli olarak işçinin adı görünmediği gibi toplumsal cinsiyet boyutunda da kadının adını göremiyorsunuz.

'İŞ CİNAYETLERİ VE KADIN CİNAYETLERİ AYNI KAYNAKTAN BESLENİYOR'

Gördüğümüz bir diğer ilişki ise kadın iş cinayetlerinin az olduğu yerlerde aslında kadın cinayetleri oranın çok daha fazla olduğu. İşyerlerinde erkeklik rolünü oynayamayan aile reisi çalışanlar tüm sınıflarda hınçlarını yanlarındaki kadınlardan çıkartıyor.

İş cinayetleri ve kadın cinayetleri aynı kaynaktan besleniyor. Homur homur homurdanan, yol olup akamayan, ateş olup ısıtamayan çalışma acısından, fark yarasından, bedene ve onura saldırıdan besleniyor ikisi de.

Dolayısıyla önümüzdeki yıllarda bu sorunu da gözeterek almanağa kadın işçiler raporu eklemeyi düşünüyoruz.

'MESLEK HASTALIĞININ TANINMASI BÜROKRATİK BİR ENGELLİ KOŞU'

En çok iş cinayetinin yaşandığı sebeplerden biri de meslek hastalıkları fakat SGK bu cinayetleri tanımlamıyor ve kaydını tutmuyor. Bundan biraz bahseder misiniz?

Tuğçe Tezer: Meslek hastalığı dosyamızda, meslek hastası nedir, kime denir ve hepimiz ne kadar meslek hastasıyız bunu anlatıyoruz. Devamında meslek hastası işçilerle ya da meslek hastalığı hekimleriyle röportajlarımız var.

Bu röportajlarda işçilerin meslek hastası olduğunu nasıl fark ettiği ve fark ettikten sonra çalışma hayatında başına neler geldiğini görebilirsiniz.

'TIP ALANINA DAİR HİÇBİR YASA YOKKEN, MESLEK HASTALIKLARI İÇİN VAR'

Özellikle işçilerin bir çoğu meslek hastası olduğunu öğrenebilmek için özel bir çaba sarf etmek zorunda kalıyor.

Meslek hastalığının tanınması bürokratik bir engelli koşu olarak tasarlandığından işçiler ve ailelerinden ancak 600’ü bu koşuyu tamamlayabildi; ölü ya da diri.

Buradaki engel o kadar acımasız ki, tıp alanına dair hiçbir yasa yokken yani kanser yasası yokken, nezle yasası yokken meslek hastalıkları için yasa var. AKP, tıbbi bir konuda SGK'yı baş aktör ilan ediyor.

'HER 1 AKUT İŞ CİNAYETİNE KARŞILIK 6 MESLEK HASTALIĞI SEBEBLİ İŞ CİNAYETİ YAŞANIYOR'

Türkiye'de İstanbul, Ankara ve Zonguldak'ta olmak üzere sadece 3 tane Meslek Hastalıkları Hastanesi var ve bu hastanelerde işçiye çalışma biyografisini soran, yeterli süre muayene edebilen doktor sayısı da yeni sağlık sistemiyle birlikte yok denecek kadar az.

Biz meslek hastalığı sebebiyle yaşanan iş cinayetlerinin en az 12 bin olduğunu biliyoruz ama SGK'ya sorarsanız sıfır. Dünya Sağlık Örgütü'ne (WHO) göre her 1 akur iş cinayetine karşılık 5 veya 6 meslek hastalığı sebebli iş cinayeti yaşanıyor.

'ÇALIŞMA HAYATI BİZE HER GÜN SAVAŞI SUNUYOR'

Her gün en az 40 işçinin hayatını kaybettiği bir savaşa benzetiliyor çalışma hayatı bu yüzden, iş cinayetleri kamu güvenliğinin en büyük tehditlerinden görülüyor. Ülkemizde iş cinayetlerini ceza mahkemelerine taşıyan örgütlü tek yapı Adalet Arayan İşçi Aileleri, bu mücadeleden de bahsedebilir misiniz?

Aslı Odman: Türkiye'de hukuk sisteminin nasıl işlediği iyi kötü hepimizin malumu.

Can kaybı sonrasında ceza davaları kendiliğinden açılıyor fakat takip edilmediği zaman işveren vekiline 6 ay gibi komik cezalar veriliyor bu da zaten cüzi bir para cezasına çevriliyor.

'GÜNDE 40 İNSANIN ÇALIŞIRKEN ÖLMESİ OHAL'İN KENDİSİDİR'

Biliyorsunuz; Torunlar'da ailelere astronomik rakamlarda tazminat ödendi, sorumluların cezası da para cezasına çevrildi. Takibi olmadığı zaman maalesef ülkemizde gerçek bir ceza da olmuyor.

Takipçisi olarak, bilirkişi raporlarına itiraz ederek, sorumluluk aşaması irdelenerek asıl sorumluların sanık sandalyesine oturtulması ancak sağlanabiliyor.

Ceza hukuku bir kamu güvenliği alanı tarif eder, bizim de asıl derdimiz günde en az 30-40 insanın ölmesinin bir kamu güvenliği sorunu olduğunu anlatmak. Devletin varlık nedeni yaşam hakkının korunmasıdır, günde 40 insanın ölmesi bu ülkede olağanüstü halin kendisidir.

'BİR ŞİRKET ANCAK İŞÇİ ÖLDÜRMEK PAHALI OLURSA ÖLDÜRMÜYOR'

Devlet önümüze sürekli yapay kamu güvenliği sorunları çıkartıyor. Cumhurbaşkanına 'hakaret'edenleri, barış için akademisyenleri, mesleğini yapan gazetecileri yargılamak aslında kamu güvenliği kavramını tamamiyle çarpıtıyor.

Bir şirket ancak işçi öldürmek pahalı olduğunda öldürmüyor. Bir işçinin canı 100-200 bin olduğu sürece hiçbir zaman çözülmez.Ceza hukuku bunu şirket itibarını zedeleyerek önleyecek. Günümüz kapitalinde şirket itibarı her şey demek esasında.

'KENDİ KENDİNİ ÖLDÜRDÜ'

Bu yılki almanakta ilk kez bilirkişi dosyası da yer alıyor. Neden ekleme ihtiyacı hissettiniz, bilirkişi demek adalet arayanlar için ne ifade ediyor?

Tuğçe Tezer: Bu bir başlangıç dosyası aslında, önümüzdeki yıl çok daha genişletilmesini umuyoruz. Böyle bir dosyaya gerek duyduk çünkü gördük ki, dava süreçlerinde 4 ayrı bilirkişi raporu geldiği oluyor ve 4'ü de farklı kişileri suçluyor.

Neredeyse işçi “kendi kendini öldürdü” anlamına gelen ve asıl sorumluların yargılanmasını engelleyen raporlar var. Biz bilirkişi raporlarını okuduğumuzda ve kullanılan dile baktığımızda çoğunlukla şunu hissediyoruz, sanki bilirkişi hep hakim olmak istemiş de olamamış gibi. Halbuki bilirkişinin görevi veri sunmak, gerçeği anlatmak ve gerisini hakimin takdirine bırakmak, bunu anlatmak istedik.

'OTORİTERLİK, İŞÇİNİN RİSKLİ İŞİ REDDETMESİNİ ÖNLÜYOR'

Son olarak, geçmiş yıllarla karşılaştırıldığında OHAL ve KHK'ların işçi hakları ve iş cinayetleri üzerindeki etkisi nedir ?

Aslı Odman: Bu soru çok sık soruluyor, bu tarz ani hukuki değişiklikler birebir hemen etkisini göstermez fakat muhtemel eğilimler var.

Aslında işçiler çalışma hayatında olağanüstü hali hep yaşıyordu ama toptan muktedirlerin çıkarını korumak için bir OHAL ilanı oldu ve bu tabii ki emek alanına da müdahale etti.

Geçen yıl en güvenceli, sendikalı, büyük istihdamlar olan segmentlerde bile iş cinayetlerinin arttığını görüyoruz. Bunun genel iş yeri ölçeğine yansıyan hali ceberrutluk; yani emek yönetim yöntemlerinin çok daha baskıcı ve ototiter olması. Otoriterlik işçinin hiçbir şekilde riskli işi reddedemeyeceği, riskli işin değişmesi için örgütlü mücadele veremeyeceği, eğer örgütlüyse sendikasının grev ve eylem hakkının engelleneceği bir ortam sunuyor.

'OHAL, ÖRGÜTLÜ MÜCADELEYİ İMKANSIZ KILIYOR'

Kısacası iş yerlerinde işçilerin örgütlü mücadeleye katılımını imkansız kılan bir otoriterlik hakim.

Bir de en doğrudan etkilerinden biri KHK'larla özellikle memur dediğimiz alandaki emekçilerde çok ciddi bir emek terbiyesi süreci başlandı. AKP zaten uzun zamandır işçi aristokrasisi diyebileceğimiz, güvenceli memurluğun şartlarını esnekleştirmek için birçok vurgu veriyordu. Birçok kamu çalışanı hakkı tırpanlanmaya başlamıştı.

Toplam 120 bin memuru toplamda 30 KHK'yla ihraç ederek çok ciddi bir konformite, emek biatı yaratıldı.

Daha önce ataması yapılmayan öğretmenlerin yani memuriyet formasyonu almış ve bu hakkı verilmeyen işçilerin intiharlarını konuşurken, son iki senedir KHK intiharlarını konuşuyoruz.

Çalışmanın nasıl onur ve kimlikle ilgili bir mesele olduğunu kanıtlayan intiharlar bunlar. Esasında iş yeri intiharlarıdır mücadelesi verilmediği zaman isminin koyulmuyor olması yaşananların iş yeri intiharı olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

Kapitalizmde, emekçilerin mücadele ederek kazandığı tüm haklar OHAL'le birlikte ceberrutlukla ve hızlı bir şekilde tırpanlanıyor. Bunun can güvenliği ve işçi sağlına etki etmemesi de elbette düşünülemez.

 

İşkolları