x

Uygulanmayan, kağıt üzerinde kalan iş yasaları - Murat Özveri

e-Posta Yazdır PDF

Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Dairesi (DİSK-AR) Türkiye işçi sınıfı gerçeğine ilişkin yapmış olduğu araştırmayı yayımladı.* Araştırmanın sonuçları yıllardır dile getirmeye çalıştığımız gerçekleri sayısal verilerle net olarak gün yüzüne çıkarttı. Araştırmada emeği geçenlere teşekkür ederek paylaşmak istedim:

Ücret işçinin tek geçim kaynağıdır. İşçi ücreti ile kendisini ve ailesini geçindirmek zorundadır. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) uygun işin ücret boyutunu tanımlamıştır. Buna göre işçinin ücreti kendisi ve ailesiyle birlikte insan onuruna yakışır bir yaşam sürdürmesini sağlayacak düzeyde olmalıdır.

DİSK-AR araştırma sonucuna göre, 2017 yılında işçiler ortalama 1894 TL net gelirle insan onuruna yakışır bir yaşamı sürdürmeye çalışmaktadırlar. Ayda 1894 TL ile bırakın insan onuruna yakışır bir yaşam sürdürmeyi asgari gereksinimleri karşılamak dahi olanaklı değildir.
Nitekim araştırma da işçilerin yüzde 54’ünün ay sonunu zorlukla getirdiklerini belirtmiştir. Bu oran sigortasız çalışanlarda yüzde 71’e, lise altı eğitim alanlarda yüzde 59’a çıkmaktadır.

Sosyal güvenlik temel insan hakkıdır. Anayasaya göre devlet sosyal güvenlik hakkından herkesin yararlanması için gerekli önlemleri almak zorundadır. 5510 sayılı Yasa’ya göre de sigortalılık zorunludur. Bir kişi çalışmaya başladığı andan itibaren sigortalı olmak zorundadır. Sigortalılık hakkından vazgeçmek, bu haktan feragat etmek hukuken olanaklı değildir.

Hukuken olanaklı olmayan, anayasayla yasalarla güvence altına alınan ve zorunlu hale getirilen sigortalı çalışma hakkından 15-24 yaş arası çalışanların yüzde 34-43’ü yoksundur. Her 100 genç çalışandan 43’ü sigortalı dahi olamamaktadır.

Anayasa’nın 50 maddesi “Dinlenmek, çalışanların hakkıdır.  Ücretli hafta ve bayram tatili ile ücretli yıllık izin hakları ve şartları kanunla düzenlenir” hükmünü getirmiştir.

Anayasaya göre her çalışan ücretli dinlenme hakkına sahiptir. 4857 sayılı İş Yasası da yıllık ücretli izin hakkını düzenlemiştir. Yasaya göre bir yılı dolduran her işçi kıdemine göre belirlenen sürelerde ücretli yıllık izin hakkına sahiptir. Yıllık izin yerine para verilerek işçilerin yıllık izinleri satın alınamaz.

DİSK-AR’ın araştırması ücretli yıllık izin konusunda da anayasal ve yasal kuralların kağıt üzerinde kaldığını göstermiştir.Araştırmaya göre işçilerin dörtte biri hiç ücretli yıllık izin kullanamamaktadır. Yıllık izin kullanamayanların oranı sigortasız işçilerde yüzde 48’e yükselmektedir.
Yasa günlük ve haftalık çalışma sürelerini belirlemiş, bir yıl içerisinde yapılabilecek fazla çalışmayı 270 saatle sınırlandırmıştır. Günlük çalışma süresi fazla çalışmalar dahil 11 saati aşamaz. Haftalık çalışma süresi 45 saattir. 45 saati aşan çalışmalar fazla çalışmadır. İşçi rıza verse dahi bir yılda 270 saati aşan çalışmalar yasa dışı çalışmadır.

Türkiye OECD ülkeleri içerisinde en uzun çalışma sürelerine sahip ülkelerden birisidir. İşçilerin yüzde 21’i haftada 60 saat çalışmaktadır. Bu veriler DİSK-AR’ın araştırmasıyla da doğrulanmıştır. DİSK-AR’ın araştırmasına göre OECD ülkelerinde haftalık çalışma süresi ortalama 40.4 saatken Türkiye de bu süre 49.3 saattir. İşçilerin yüzde 55’i haftada en az bir gün ve daha fazla haftalık çalışma sürelerinin üzerinde çalışmak zorunda kalmakta fazla mesaiye bırakılmaktadır.

Sendika hakkı Anayasa’yla güvence altına alınmış bir haktır. Anayasa Mahkemesi, sendika hakkının sadece Anayasa değil, aynı zamanda uluslararası sözleşmeler ve uluslararası sözleşmelere uygun kurulmuş uzman kuruluşların, denetim organlarının içtihat niteliğindeki kararlarıyla da güvence altına alınmış olduğunu vurgulamıştır.

DİSK-AR’ın araştırmasına göre ise, Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış olan sendika hakkından işçilerin sadece yüzde 13’ü yararlanabilmektedir. İşçilerin yüzde 87’si ise sendikasız olduğunu söylemiştir.

İşçinin fiziksel ruhsal sosyal iyilik halini, kısaca sağlığını işyerindeki zararlandırıcı etkilere karşı korumak, bu etkilerin zararlarını yok etmek için her türlü önlemi almak yasayla işverene getirilmiş bir yükümlülüktür.

Yargıtay kararlarına göre, işçi sağlığı iş güvenliği önlemlerini almamanın gerekçesi olamaz. Ne işverenin sermayesinin yetersiz olması ne işyerinin büyük veya küçük olması ne de kullanılan teknoloji, işçi sağlığı iş güvenliği konusunda işverenin önlem alma yükümlülüğünü ortadan kaldıramaz.

DİSK-AR araştırması işverenin yasa ve Yargıtay kararlarının inadına işçi sağlığı iş güvenliği önlemlerini alma konusunda işverenin yükümlülüklerini önemli ölçüde yerine getirmekten kaçındığını ortaya koymuştur. Araştırmaya göre işçilerin yüzde 44’ü işyerlerinde işçi sağlığı iş güvenliği önlemlerinin yetersiz olduğunu düşünmektedir.

4857 sayılı İş Yasası’nın 5 ve 18 maddesi, 6356 sayılı Yasa’nın 25 maddesi işçilere yönelik ayrımcılığı yasaklamış, işverene eşit işlem borcu getirmiş, işverenin eşit işlem borcuna aykırılığı yaptırıma bağlamıştır.

DİSK-AR araştırması, ayrımcılığın azımsanmayacak boyutlarda olduğunu göstermiştir. İşçilerin yüzde 14’ü kendisinin veya arkadaşının siyasi görüşü nedeniyle ayrımcılığa uğradığını, işe alım aşamasında kadınların yüzde 23.2’sinin ayrımcılıkla karşılaştığını belirtmişlerdir.

Araştırmanın en önemli sonucu ise, sendika üyesi olan işçilerin sendika üyesi olmayanlara göre daha iyi çalışma ve yaşama koşullarına sahip olduklarını ortaya koymuş olmasıdır.

Demek ki, hükümet işçilerin sendikalaşmalarının önündeki engelleri kaldırsa, işçiler toplu pazarlık yoluyla kendi sorunlarını çözecek, iktidarların himmetine de gerek duymayacak.

O halde iktidara “Gölge etmeyin başka ihsan istemeyiz” demenin tam sırası.

* DİSK-AR Türkiye İşçi Sınıfı Gerçeği

 

İşkolları