x

Yaşamı savunuyoruz! - Özgür Karabulut*

e-Posta Yazdır PDF
İşçi Sağlığı ve İş güvenliği Meclisi’nin (İSİG) 2017 yılı raporu en az 2006 kardeşimizin iş cinayetleri sonucu aramızdan ayrıldığını belirtti. Alınmayan önlemler, uygulanmayan kanun ve yönetmelikler, denetimsizlik işçi ölümlerinin yolunu açıyor. Rapor iş cinayetlerinin varlığını tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi. Rapordaki en önemli olan noktalardan biri, iş cinayetine kurban verdiğimiz işçilerin sadece yüzde 2’si sendikalı, geri kalan yüzde 98’i ise sendikasız ve güvencesiz işçilerden oluşuyor.

Sendikalı, örgütlü olan işyerlerinde çalışma yaşamının işçiler lehine düzenlenmesi, haklarımızın geliştirilmesi, ekmeğimizin büyümesinin yanında en önemli nokta görüldüğü gibi iş cinayetlerinin büyük bir oranda önüne geçilmesi. Biz, inşaat işçileri şantiyelerde, kuralsızlığın kural olduğu, orman kanunlarının geçerli olduğu yerlerde örgütlenme çalışmaları yürüterek, yürülükteki yasaları işçiler lehine uygulatmaya, fili meşru mücadele ile de haklarımızı geliştirmeye çalışıyoruz.

İnsan hayatını savunan, koruyan, işçilerin örgütlenme mücadelesi, her zaman patronların ve iktidarların korkulu rüyası olup iktidar tarafından engellenmeye çalışılmaktadır. Acı bir gerçektir ki geçtiğimiz günlerde, iktidar bize bunu bir kez daha gösterdi. İnşaat işçisi, İnşaat-İş üyesi devrimci işçi Duran Baysal, Diyarbakır’da çalıştığı inşaatta, bağlı olduğu halatın kopması sonucu iş cinayetinde aramazdan ayrıldı. Duran Baysal’ın mezarı başında anmasını engellemek için, Tokat’ın bir köyünde beş gün eylem yasağı getirildi. Duran’ı aramızdan alan zihniyet ile eylem yasağı getiren zihniyet aynıdır.

Önümüzdeki dönemin mücadele hattını belirleyecek olan gündem, iş cinayetlerine karşı ortaya koyacağımız mücadele olacak. Her dört saatte bir işçinin aramızdan ayrıldığı gerçeği, iş cinayetlerine karşı mücadele etmeyi gerektirmektedir.

Bizleri hayata bağlayan, kişisel koruyucu donanımlar değil örgütlü mücadelemiz olacaktır. Var olan yasalar bizlerin mücadelesi sonucu ortaya çıktı. Bu yasaları uygulatmak ve patronlardan hesap sormak da mücadelemiz sonucu olacaktır.

Olanaklarımızın kısıtlı olmasına rağmen, sendikanın, sendika örgütlenmesinin adının geçtiği yerde patronlar kendilerine çekidüzen vermekte eskisi kadar pervasız davranamamaktadır. Şantiyelerde ortaya çıkan deneyimlerden yola çıkarak bunları söylüyoruz. Örgütsüz işçilerin talepleri dile getirilip işveren tarafından dikkate alınmadığı onlarca örnekte, sendika adı duyulduğunda işveren yaklaşımı tamamen değişmekte, talepler karşılanmaktadır.

Şantiyelerde her şeyin maliyeti bellidir. Demirin, çimentonun, mobilyanın, boyanın, alçının maliyeti hep bellidir. Bunların yanında işin biteceği zaman da bellidir. Planlanan zaman uzar ise patronların karları azalacağından zamanı uzatacak her türlü olasılığı, yok etmek isterler.

Bizlerin şantiyelerdeki gücü, patronların iş bitirme süresini uzatmak istememesi ve buna karşılık örgütlü gücün eylem kararlılığının talepler karşılanmadıkça süreceğinin kesin oluşundan geliyor.
 
Eğer karşılarına örgütlü bir şekilde çıkamazsak bu durum üretim baskısını ortaya çıkarıyor ve üretim baskısının sonucunda da o da şantiyelerdeki iş kazaları ve iş cinayetleri kaçınılmaz oluyor.
 
* Devrimci Yapı-İş Sendikası Genel Başkanı
 
 

İşkolları