x

Kısa bir özelleştirme bilançosu - Aziz Çelik

e-Posta Yazdır PDF
Özelleştirme zehri şekere de sirayet etti, sıra şeker fabrikalarına da geldi. 14 şeker fabrikasının 2018 yılı sonuna kadar özeleştirilmesi hedefleniyor. Özelleştirilmesi planlanan şeker fabrikalarına 10 bin civarında işçi çalışıyor. Bu özelleştirme süreci sadece işçileri değil pancar üreticilerini de yakından ilgilendiriyor. Dahası bu özelleştirmenin nişasta bazlı şekere, GDO’lu mısırdan yapılan şekere kapıların açılması anlamına geldiğini vurgulanıyor.

Şekerdeki özelleştirme işçiyi, üreticiyi ve tüketiciyi yakından ilgilendiriyor. Çeşitli defalar özelleştirilmesi gündeme gelen ancak her defasında özeleştirme programından çıkarılan şeker fabrikalarının tekrar özelleştirme gündemine alınması, hükümetin nakde sıkıştığının göstergesi. Çünkü özelleştirmeden gelen paranın en büyük bölümü hazineye aktarılıyor.
 
Şeker fabrikalarının özelleştirilmesi 1980’lerin ortalarında Özal-ANAP dönemiyle birlikte başlayan liberal furyanın, kamu işletmelerinin tasfiyesi politikasının devamı niteliğinde. Özal döneminde başlayan vahşi özelleştirme ve devletin ekonomiden çekilmesi politikası sonucu bir yandan kamu işletmeleri ve malları satılırken, öte yandan kamu istihdam politikası değiştirilmişti. Sadece mal üreten kamu işletmeleri değil kamu hizmeti üretimi de özelleştirilmeye başlanmıştı. Özelleştirme topyekûn kamunun küçültülmesi kamunun mal ve hizmet üretiminin ticarileştirilmesi ve özel sektöre devri anlamına geliyordu.

2000’ler: Özelleştirmenin “Altın Çağı”!
Özelleştirme sadece KİT’lerin özelleştirilmesi değil, başta sağlık, eğitim ve sosyal güvenlik alanları olmak üzere ticarileşmenin yoğunlaşması, kamu personeli eliyle gördürülmesi zorunlu olan kamu hizmetlerinin hizmet alımı ve taşeron sistemi yoluyla yapılması anlamına geliyordu. Özal-ANAP döneminde başlayan kamunun tasfiyesi süreci 1990 yıllarda başta Anayasa Mahkemesi olmak üzere yargıdan gelen müdahaleler ve sendikaların itirazları gibi nedenlerle istenen hızda gerçekleşmedi. Bu süreçte Prof. Dr. Mümtaz Soysal Hocanın özelleştirmeye karşı ısrarlı mücadelesini bir kez daha hatırlayalım. 

Özeleştirme ve kamunun tasfiyesi (neoliberal proje) altın çağını 2000’li yıllardan sonra yaşadı. Gerek kamu işletmelerinin ve gerekse kamu hizmetinin özelleştirilmesinin şampiyonu AKP hükümetleri oldu. 2003-2016 dönemi özelleştirmelerin toplam özelleştirmeler içindeki payı yüzde 88’dir. 1986-2002 döneminde toplam 8 milyar dolarlık özelleştirme gerçekleştirilirken 2003-2016 döneminde 60 milyar dolara yakın özelleştirme gerçekleştirildi. 1986’dan bugüne kadar 217 kamu kuruluşu satıldı. 1986 yılından bugüne kadar gerçekleştirilen özelleştirme uygulamalarının toplam tutarı 68,4 milyar dolar düzeyindedir. 

Cumhuriyetin ekonomik birikimi 47 milyar dolara satıldı
Peki özelleştirmelerden elde edilen kaynaklar ne oldu? Özelleştirmelerden elde edilen kaynağın yaklaşık yüzde 30’u (20,4 milyar dolar) özelleştirilen kuruluşlara yapılan (sermaye iştirakleri, verilen krediler, çalışanlara yönelik iş kaybı ve özelleştirme sonrası tazminatları ile emeklilik primi gibi) ödemelerdir. Dolayısıyla elde edilen gelirin yüzde 30’u kamuya kaynak olarak aktarılmadı. Özelleştirmelerden 47 milyar dolar Hazineye ve Kamu Ortaklığı Fonu’na aktarıldı.
 
Özelleştirme Fonu’nun nakit fazlası, Hazine’nin iç ve dış borç ödemelerinde kullanılmak üzere Hazine hesaplarına intikal ettirilen tutarlardır. Kamu Ortaklığı Fonu’nun kullanım alanı ise baraj, otoyol ve içme suları gibi altyapı tesislerinin finansmanıyla ilgilidir. Dolayısıyla kamunun cumhuriyet tarihi boyunca kurduğu ve biriktirdiği ne var ne yok satılmış ve bunlardan elde edilen 47 milyar dolar iç ve dış borç ödemesi ile baraj ve otoyolların finansmanına harcandı. Adeta borç ödemek için baba mallarını satan mirasyedi tavrı!

Halen özelleştirme kapsam ve programında 17 kuruluş bulunmaktadır. Bu kuruluşların 8 tanesinde yüzde 50’nin üzerinde kamu payı vardır. Bunun yanı sıra, özelleştirme kapsamında 938 taşınmaz, 40 tesis, 10 otoyol ile 2 boğaz köprüsü de yer alıyor. Artık kamu har vurup harman savrulmuş geriye birkaç değerli parça daha kalmıştır. Şimdi sıra mirasın son parçalarını satmaya geldi.

Neler neler satıldı!
Neler satıldı? Hatırlayalım! Satılan 200’den fazla kamu kuruluşunu saymaya yerimiz yetmez ama birkaçını hatırlayalım. Sümerbank, Tekel, TÜPRAŞ, SEKA, İsdemir, Kardemir, Eti Maden işletmeleri, Petkim, Telekom, Çimento fabrikaları, Petrol Ofisi, TÜGSAŞ (Gübre Fabrikaları) ve daha niceleri. Pek çoğu (hani “bunların bir dikili ağacı yok” denilen) erken cumhuriyet döneminde kurulmuş olan kamu işletmelerinin neredeyse tamamı 47 milyar dolar karşılığında satıldı.
 
47 Milyar dolar bugünkü kur ile 178 Milyar TL anlamına geliyor. Diğer bir ifade ile 1986-2016 dönemi yıllık ortalama özelleştirme geliri 6 Milyar TL’dir. Türkiye’nin 2018 bütçesinin 760 Milyar TL ve milli gelirinin 3 trilyon doların üzerinde olduğunu hatırlatalım. 30 yıldır sata sata bitiremedikleri cumhuriyet döneminde kurulan işletmelerin özelleştirilmesinden elde edilen gelir işte budur.

Ve asıl ironik olan “devlet ayakkabı mı üretsin”, “devlet bez mi üretsin”, “devlet çimento mu üretsin” neoliberal şımarıklığı içinde gelinen yerdir. 1980’lerde 900 bini aşan kamu işçisinin sayısı 150 binlere düşerken 750 bin işçi yeniden kadroya alınıyor ama öte yandan 10 bin işçinin çalıştığı şeker fabrikaları özelleştirmeye çalışılıyor. Bir yandan Türk Telekom özelleştirmesinin yanlış olduğu itiraf ediliyor ama öte yandan stratejik bir ürün olan şeker özelleştiriliyor.
 
Özelleştirmenin iyisi yoktur. Yol yakınken şeker fabrikalarının özelleştirilmesinden vazgeçilmelidir.

 

İşkolları