x

İktidarın enerji politikaları - Süleyman Keskin*

e-Posta Yazdır PDF
AKP’nin 15 yıllık iktidarında en gözde yatırım alanlarının başında enerji piyasası geliyor. İktidar olanaklarını kullanarak bu alanda kendine bağlı şirket gruplarını büyüterek gelenekselmiş sermaye gruplarının karşına güç olarak çıkarmayı becerdi. Enerji alanındaki kamu kurumları AKP eli ile özelleştirilirken, bu kurumlarda güvenceli koşullarda çalışmakta olan on binlerce emekçi 4-C belasına mecbur bırakılmış ya da emekliye sevk edilerek tasfiye edilmişti. Boşalan kadrolar ise meslek okullarından yeni mezun olmuş genç işçiler ile dolduruldu ve güvencesiz ve taşeron çalışma koşullarına mahkûm bir sınıf bileşeni yaratıldı. HES ve termik santraller ile sektörün alanı genişletilirken, yapılan doğa katliamına itiraz edenler havasına, suyuna sahip çıkanları ise hain ilan etmiştir.
 
AKP iktidara geldiği yıllarda elektrik kurulu gücünün ve üretimin yüzde 65’i kamudayken, 2017 yılı itibari ile bu oran yapılan özelleştirmeler ile yüzde 18’lere kadar gerilemiştir. AKP eli ile yapılan bu özelleştirmeler Türkiye’de yeni sermaye gruplarını da ortaya çıkarmaya başlamıştı. Düne kadar adını duymadığımız şirketler, kamu kurumlarını değerlerinin altında satın alıyor ya da yeni kurulacak olan tesisler için devletten teşvik alarak yatırım yapıyorlardı. Sermaye açısından kârlı olan bu yatırım alanına ayrıca devlet üretilen enerji için de alım garantisi veriyor. Sermayesini hızla büyüten bu şirketler ülkenin güçlü sermaye grupları arasında yer alacaklar ve süreç içerisinde AKP iktidarının arkasında saf tuttuklarına da hepimiz şahitlik ediyoruz. Son olarak bir enerji patronu olan Berat Albayrak’ın Enerji Bakanı yapılması damatlarına bir kıyak çekmenin ötesinde AKP’nin bu alandaki niyetlerinin çok açık bir resmidir.

AKP iktidarı enerji alanında yürüttüğü politikalar ile her türlü kolaylığı yandaş şirketlerine teşvik primleri adı altında sağlamış olsa bile döviz kurunda yaşanan artış ve bozulan ekonomik göstergeler iktidarın elleri ile büyüttüğü bu şirketleri iflasın eşiğine taşıdı. Yaşadıkları bu tabloyu aşmaya çalışan şirketler halka daha pahalı ve kalitesiz bir enerji hizmeti sunarken işçilere de dört kişinin yapması gereken işleri iki işçiye yaptırarak daha fazla iş yükü, iş güvenliği malzemelerinden yoksun çalışma ve sefalet ücretlerine mahkûm bir yaşam dayatıyor. İşçilerin yaşadıkları bu olumsuz koşullar iş cinayetlerinde de bir artışı ortaya koyuyor. Her yıl ortalama kırk enerji işçisinin iş cinayetlerinde hayatını kaybettiği sektörde bu yıl iş cinayetlerinde ölüm oranı yüzde 50 artış göstererek kaybettiğimiz işçi arkadaşlarımızın sayısı altmış beş oldu.

Bu ağır koşullar karşısında enerji işçisi sessizliğini koruyormuş gibi görünse de, alanda biriken mütevazi deneyimler önümüzdeki döneme dair mücadelenin ipuçlarını ortaya çıkarıyor. OHAL koşullarında yüz günden fazla direniş gösteren Eren Enerji işçileri, kadro hakkını isteyerek iş bırakan İSKİ taşeron işçileri, iş cinayetlerine hayır diyen Gediz işçileri, elli yıllık sarı sendikanın saltanatından kurtulan mücadeleci sendikacılığı seçen dağıtım şirketi çalışanları, güvencesizliği grev yasaklarına rağmen fiili sözleşmeler ile aşan İzmir enerji işçileri sadece bu örneklerden bazıları.
Bugün bu mücadele deneyimlerini yaratanlar hiçkimsenin şüphesi olmasın, yarınlarda AKP iktidarının ve yandaş sermaye gruplarının çarkını yerle bir edeceklerdir.
 
*Enerji-Sen Sendikası Genel Sekreteri

 

İşkolları