x

3. havaalanı ve iş cinayetleri - Serkan Öngel

e-Posta Yazdır PDF
Üçüncü havaalanı, Cumhuriyet tarihinin en büyük projelerinden biri. Çeşitli kaynaklara göre dünyanın en pahalı havaalanı projesi olduğu iddia ediliyor.

Havaalanın kurulduğu yerin İstanbul’un nefes borusu kuzey ormanları olması, 3. Köprü, Kanal İstanbul, yeni şehir ile birlikte, kuzey ormanlarını yutmaya yönelik büyük bir dönüşüm projesinin parçası olduğu gerçeğini bize gösteriyor.
Rant orduları önce iş makineleri ve hafriyat kamyonları ile alanı dümdüz ediyor. Kesilmedik tek bir ağaç, kurutulmadık tek bir su birikintisi bırakmıyor. Kurdun, kuşun, böceğin, çiçeğin yaşam alanları rant güçleri tarafından eziliyor. En ufak bir direniş ile karşılaşmıyor iş makineleri. Yeşil, yerini önce toprak, sonra asfalt rengine terk ediyor.

İnsanın doğa karşısındaki zaferi, tekrar ve tekrar sahneleniyor. Zaten ağaç da nedir ki? “Gölgesini satamadığın ağacı satacaksın” düzeninde, doların yeşili seviliyor en çok. Ağacın dalları, yaprakları değil.

Alan dümdüz edildikten sonra inşaat kuvvetleri giriyor sahaya. Çimento, demir, cam taşıyan kamyonlar. Bir de insanlar var. Makineleri kullanan, yapıları yükselten. Nereden geldikleri, kim oldukları önemli değil. Yapı işçisi hepsi.
Kimi borcu için, kimi ekmek parası için, kimi çocuğunun düğününü yapmak için orada. Nazım Usta’nın dediği gibi yapı yeri: “Yapıcılar türkü söylüyor / Yapı türkü söyler gibi yapılmıyor ama / Bu iş biraz zor / Yapıcıların yüreği / bayram yeri gibi cıvıl cıvıl / ama yapı yeri bayram yeri değil / yapı yeri toz toprak / Çamur, kar / Yapı yerinde ayağın burkulur / ellerin kanar”

Sadece ayağın burkulsa, elin kanasa iyi, ucunda ölüm var. Yetişmeli bir an önce havaalanı. Medeniyetin kalbi burada atıyor ne de olsa. Uçaklara ev olacak bu yerler. Bütün dünyadaki uçak filolarındaki uçaklar heyecanla burayı bekliyor, konmak için. Tüm havaalanlarında bir kıskançlık. Dünya ve hatta kadim dostumuz Almanya bile bu yüzden düşman olmuş bize. Gezi olayları bu çekememezliğin ürünüymüş. Birileri konuşurken duydum.

Bu havaalanı bitirilmeli bir an önce. Ne de olsa memleket meselesi bu. Sadece üçüncü havalimanının çevresinde yaratacağı rantı değil, Atatürk Havalimanı’nın kapatılması ile oluşacak zenginliği bir düşünün. Gelsin paralar.
400 işçi hayatını kaybetmiş, öyle diyor bir kamyon şoförü. Kan parası veriliyormuş, ölen işçilerin ailelerine sus payı olarak.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı açıklamış; “3. Havalimanı inşaatında, çalışmaların başladığı Mayıs 2015 tarihinden itibaren Sosyal Güvenlik Kurumu verilerine göre sağlık sorunları ve trafik kazası vakalarının da yer aldığı olaylarda 27 emekçimiz hayatını kaybetmiştir. İlgili projenin başladığı tarihten itibaren görevlendirilen Bakanlığımız İş Müfettişleri, 3,5 milyon metrekare büyüklüğünde ve 30 bini aşkın çalışan bulunan inşaat sahasında denetim faaliyetlerini aralıksız sürdürmektedir.”

Sizin de içinize su serpildi değil mi? 400 değilmiş ölen işçi sayısı. 30 bini aşkın kişinin çalıştığı bir yerde sadece 27 işçi hayatını kaybetmiş!

Türkiye iş cinayetleri açısından yüksek oranlara sahip bir ülke. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi verilerine göre, inşaat sektöründe 2017 yılında iş cinayetinde hayatını kaybeden işçi sayısı 453. İnşaat sektöründe çalışan kişi sayısı ise TÜİK verilerine göre (2017 yılının ilk 11 ayı için) ortalama 2 milyon 98 bin. Çalışan kişi başına ölümlü iş kazası oranı on binde 2. En iyimser açıdan baksak bile devletin resmi açıklamasına göre havaalanı inşaatında ölenlerin oranı ortalamanın üstünde.

Yapı yerinde toz, toprak, çamur, kar, aynı zamanda ölüm var. Ve ölüm kol geziyor her yerde. Yaşamı savunmak lazım inatla. İnsan için, ağaç için, doğa için, dünya için...

 

İşkolları