x

Savaşın örtemediği gerçek, yana yakıla büyüyor: “Geçinemiyoruz!” – Can Kaya

e-Posta Yazdır PDF
“Taşerona kadro” diyen işçiye Afrin anlatıyor, asgari ücreti beğenmeyen işçiyi azarlıyor, grevleri daha başlamadan yasaklıyor. Nafile! Savaş tamtamları açların sesini bastıramıyor, gerçek dalga dalga büyüyor: “Geçinemiyoruz!”

Erdoğan başta olmak üzere AKP iktidarının temsilcileri işçilerden yana pek bir dertli; adım attıkları her yerde karşılarına bir tepki dikiliyor. Kimi zaman rica minnet kimi zamansa bedenini ateşe verecek kadar çaresiz bir öfke şeklinde hayat bulan bu tepkiler, savaş naralarıyla bastırılamayacak hale geldi. Hoşnutsuzluk toplumun tüm kesimlerine sirayet etmiş durumda. Saraylara savaş henüz ilan edilmedi; lakin kulübeler rahatsız!

Taşerona yalan yetiştirmek olanaksız

Tayyip Erdoğan ve kurmaylarının karşısına en sık dikilenler, şimdilik, kadroya geçiş dilekçeleri dahi kabul edilmeyen kapsam dışı taşeron işçiler. Kamu İktisadi Teşekkülleri (KİT) işçileri, anahtar teslim ihalelerde çalışanlar ya da ihalede personel gideri yüzde 70’in altında olanlar (Çalışma bakanın “Siz malzemesiniz, yanlış biliyorsunuz” dediği taşeron işçiler) kendilerine Afrin anlatan Erdoğan’dan kadro haklarını istiyor.

Erdoğan, taşeron işçilerin tepkilerini Afrin hikâyeleriyle bastıramayınca ya öfkelenip işçileri azarlıyor ya da yalana başvuruyor. Uşak’ta söyledikleri ibretlik türden: “Bir milyon kişiyi kadroya aldık”, “Cumhurbaşkanlığında taşeron çalışanlar vardı, iş bitti şimdi kadrolular”, “350-400 liradan 1000 liraya kadar ücret artışı var” ve nihayet “Ne aldanan olacağız ne aldatan.”

İstisnasız her cümlesi, her kelimesi yalan! Bahsettiği “bir milyon”un yaklaşık yarısı belediye işçisi, yani kadroya değil, belediye şirketlerine geçecek olan taşeron işçiler. İhale prosedürleri ve KİT’leri de dışarıda bırakınca sayı birkaç yüz bine iniyor.“Bitti” dediği iş sürüyor, kesin listeler 27-31 Mart tarihleri arasında açıklanacak. “Ücret artışı” diyor ancak herhangi bir artış olmayacağı KHK’de yazıyor. “Aldanan” diyor, “aldatan” diyor; Erdoğan gözümüzün içine baka baka yalan söylüyor!

Bu itirazların büyük çoğunluğunun AKP kongrelerinde gerçekleştiği ve o salonda tepki gösteren işçilerin tamamının AKP’li olduğu unutulmamalı.

Taşerona kadro KHK’si ile mağdur edilen taşeronlardan kapsam dışı işçilerin yanına yakın zamanda sınavlardan ya da soruşturmalardan elenenler ile sağlık personelinin yaşayacağı sürgünler de eklenecek. Tüm bu engelleri aşıp kadroya kavuşanlar(!) ise alacaklarından feragat etmiş, düşük ücretle ve sendikal haklardan mahrum bir şekilde ikinci sınıf kamu işçiliğine razı gelmiş olacak.

Yani, taşeron cephesinde işlerin “düzeleceği” yok!

İşsizlikte benzeşen hikâyeler

İşsizlik, işçi sınıfının en yaygın sorunu. Rakam 6 milyona dayanmış durumda, neredeyse her hanede bir işsiz var. Genç işsizliği ve kayıtdışı istihdam, işsizliğin en vahim iki yönüne işaret ediyor. Her dört gençten biri ne okuyor ne de çalışıyor. Kentlerde her üç genç kadından biri işsiz. Kayıtdışı istihdam ise son bir yılda 483 bin artış gösterdi.

Her fırsatta “cumhurbaşkanımızın emriyle” dedikleri ve işsizliğe çare olarak pazarladıkları “İstihdam Seferberliği”, işsizlerin bedenlerini Meclis önünde ateşe verme noktasına vardı. “Erdoğan’a oy verdim ama kimseye derdimi anlatamadım” diyen Sıdkı Aydın’ın hikâyesinde iş kazası da var, kaza sonucu kapının önüne koyan patron da, patronu koruyan mahkeme de, kredi borcu da, işsizlik de… Bu hikâye İzmir İŞKUR önünde soyunan işçi Battal’ınkine de benziyor, Balıkesir’de kendini yakan Mustafa’nınkine de, Denizli’de “Buraya kadar” notu bırakıp intihar eden 24 yaşındaki Tolunay’ınkine de.

“Ne kadar benziyoruz Türkiye’ye, değil mi Ahmet abi?”

Direnen kazanır

“Grev tehdidi olan yere OHAL’den istifade anında müdahale ediyor” beyefendi! Metal patronlarının örgütü MESS’in de buna güvendiği çok açık, zira toplusözleşme görüşmeleri boyunca “insanca yaşayacak bir ücret, iş cinayetlerinin önlenmesi ve iki yıllık sözleşme” taleplerine hiçbir kapı aralamayan, dahası grev tehdidine lokavt tehdidi ile yanıt veren tavrı başka türlü açıklanacak gibi değil. Nitekim “esas patron” MESS’in güvenini boşa çıkarmıyor; yaklaşık 130 bin işçinin aldığı kararı, toplandığı dahi şüpheli bir kabine toplantısında “milli güvenli€i bozar” bahanesiyle çiğniyor.

Yani işçinin sofrasına koyduğu ekmeğin büyümesi, “milli güvenliği” tehdit ediyor. OHAL ve grev yasakları işçilere karşı bir silah olarak kullanılıyor. İşçiler “yerli ve milli” kabul edilmeyen bir düşman adeta!

“Kirli çamaşırlar ve sabunlar ayrı semtlerde” demiş şair! Grevin yasaklarına güvenen patronlar, patronların güvenini boşa çıkarmayıp yasaklayanlar ve grev yasağına sessizce uyanlar bir yanda; yasağı dinlemeyen ve insanca bir yaşam mücadelesi için ayağa kalkan işçiler diğer tarafta!

İyiler direnir, direnenler kazanır! Grev kararlarından dönmeyen işçiler, MESS’i “kırmızıçizgi” dediği üç yıllık sözleşmeden geri adım attırarak ve yüzde 3’lük zam teklifini yüzde 24’e kadar çıkartarak toplusözleşmelerini imzalıyor.

“Buraya kadar!”

Tolunay’ın notunu, bir son olarak değil; omuzlarımıza yüklediği bir vasiyet olarak, bir başlangıç olarak okuyalım: “Buraya kadar!”

Küçük, parçalı ancak bir o kadar da yaygınlaşma eğilimindeki işçi direnişlerini ne savaşın gürültüsü, ne OHAL’in sopası bastırabiliyor. Sınıfsal hoşnutsuzluklar, Erdoğan’ın ideolojik örtüsünü parçalıyor. Üstelik bu tepkiler kendisine Erdoğan’dan başka muhatap alamıyor, ricasını da öfkesini de ona yöneltiyor.

Devrimci öznelerin hünerini gösterme vakti: Kulübelerdeki rahatsızlığı saraylara savaş ilanına çevirelim!

 

İşkolları