x

Çocuk işçilik, kapitalizmin gerçek yüzü - Kızıl Bayrak

e-Posta Yazdır PDF
Aday çıraklık ve çıraklık sistemine son verilmesini istemek, 14 yaşından küçük çocukların çalışmasının yasaklanmasını talep etmek, 14-18 yaş arası çocuklar için maddi üretimin genel ve mesleki eğitimle birleştirilmesi, 16-18 yaş arası için 4 saatlik, 14-16 yaş arası için 3 saatlik iş günü talebini yükseltmek çocuklarımız ve geleceğimiz için şarttır.

Kapitalist sistemin “vahşi” sömürü çağı olarak adlandırılan ilk dönemlerinde dizginsiz bir emek sömürüsü hüküm sürüyordu. İşçi sınıfının hak arama mücadeleleri ve bu mücadeleler eşliğinde ortaya çıkan öz örgütlülükleri (en başta sendikalar) aracılığıyla dizginsiz sömürü dizginlenmeye, işçi sınıfının hakları şekillenmeye başladı. O dönemde kadın ve çocuk emeğinin ayyuka çıkan azgın sömürüsü de işçi sınıfının ilk mücadele başlıklarından biri idi. İşçi sınıfı, küçük çocuklarının bedenlerinin ve geleceklerinin fabrikalarda öğütülmesine karşı çıkarak, ilk iş yasalarına çocuk emeğinin sömürüsünü sınırlayacak maddeler eklenmesini sağladı. Karl Marx, Kapital adlı eserinde resmettiği bu dönemde, yasalardaki koruyucu maddelere rağmen patronların çocukları daha fazla çalıştırmanın yollarını nasıl da “ustalıkla” bulduklarını anlatır.

O dönemlerden bugüne değişen pek de bir şey yok. Bugün özellikle üzerinde yaşadığımız topraklarda çocuk işçilik yasalarca tanımlansa ve çocuk işçiler için kimi hükümler konulsa da bu hükümler kağıt üzerinde kalıyor. Keza patronlar, sermaye devletinin yardımı ile yasal yaş sınırlarının altında çocukları çalıştırmanın yollarını da buluyorlar.

Çocuk-genç işçi ayrımı ve gerçeğin çarpıtılması
Çocuk ve genç işçilerin çalıştırılmaları usul ve esasları hakkında yönetmeliğe bakıldığında, 15 yaşını tamamlamış ancak 18 yaşını tamamlamamış kişi genç işçi; 14 yaşını bitirmiş ancak 15 yaşını doldurmamış ve ilköğretimini tamamlamış kişi çocuk işçi olarak tanımlanıyor. 18 yaşın altındaki bireyleri “çocuk” olarak tanımlayan ve Türkiye’nin de taraf olduğu uluslararası sözleşmelerin* aksine bu yönetmelik ile 14 yaşındaki çocuklar çocuk işçi olurken, bir yıl sonra adeta büyütülüyorlar. 15-18 yaş arasındaki çocuklar ise “genç işçi” statüsüne konularak, kapitalizmin çarkları arasında öğütülen “çocuk işçiler”in sayısı istatistiklerden düşürülüyor. Bu kelime oyununa başvurulması, çocuk işçilerin çalıştırılabileceği iş alanlarının genişletilmesi ihtiyacından kaynaklanıyor. Hemen hemen tüm hak ve hükümlerde çocuk-genç işçi ayrımı yapılmazken, çocuk işçi ve genç işçilerin çalışabilecekleri alanlar ayrılmış bulunuyor. Yönetmelikte yapılan çocuk-genç işçi ayrımı sayesinde belirlenen alanlar üzerinden, çocuk işçinin imalatta, yani fabrikalarda çalışamayacağı sonucu çıkıyor. Ancak sadece bir yıl sonra çocuk işçi artık bir genç işçi oluyor ve ona da fabrikaların yolu görünüyor. Böylece kapitalist sistem fabrikalarda çocuk işçileri değil, genç işçileri çalıştırmış, sadece “hafif işler” olarak tanımladığı iş alanlarında çocukları çalıştırmış oluyor. Görüntüde imajını ustalıkla koruyor.

Çocuk-genç işçilerin var olan ancak uygulanmayan hakları
Yönetmelik, “İşverenler çocuk ve genç işçilerin tecrübe eksikliği, mevcut veya muhtemel riskler konularında bilgisizlik veya tamamen gelişmiş olmamalarına bağlı olarak gelişmelerini, sağlık ve güvenliklerini tehlikeye sokabilecek herhangi bir riske karşı korunmalarını temin edeceklerdir” demektedir. Temel eğitimini tamamlamış ve okula gitmeyen çocukların çalışma saatlerinin günde yedi ve haftada otuz beş saatten fazla olamayacağı ifade edilmektedir. Ancak, hemen arkasından 15 yaşını tamamlamış çocuklar için bu sürenin günde sekiz ve haftada kırk saate kadar arttırılabileceği söyleniyor. Yani yine bir yıl sonra çocuk işçiyi daha fazla sömürmenin yolunu açıyor. “Çocuk ve genç işçilerin günlük çalışma süreleri, yirmi dört saatlik zaman diliminde, kesintisiz on dört saat dinlenme süresi dikkate alınarak uygulanır” diyen yönetmelik, “Okula devam eden çocukların eğitim dönemindeki çalışma süreleri, eğitim saatleri dışında olmak üzere, en fazla günde iki saat ve haftada on saat olabilir” hükmünü içeriyor. “İki saatten fazla dört saatten az süren işlerde otuz dakika, dört saatten yedi buçuk saate kadar olan işlerde çalışma süresinin ortasında bir saat olmak üzere ara dinlenmesi verilmesi zorunludur. Çocuk ve genç işçilerin hafta tatili izinleri kesintisiz kırk saatten az olamaz. Ayrıca hafta tatili ücreti bir iş karşılığı olmaksızın ödenir. Çocuk ve genç işçiler, ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştırılamazlar. Ayrıca bugünlere ilişkin ücretler bir iş karşılığı olmaksızın ödenir. Çocuk ve genç işçilere verilecek yıllık ücretli izin süresi 20 günden az olamaz. Yıllık ücretli iznin kesintisiz kullandırılması esastır. Ancak, yararına olduğu durumlarda çocuk ve genç işçinin isteği üzerine en fazla ikiye bölünerek kullandırılabilir” diyen yönetmeliğin bu hükümlerinin fabrikalarda genel olarak uygulanmadığı biliniyor. Çocukların, fabrikadaki çalışma saatlerine, fazla mesailere, dinlenme sürelerine uymaları bekleniyor.

Elbette ki yönetmelikte patronlara ve devletin ilgili kurumlarına düşen görevler sıralanıyor, ancak bu görevlerin yerine getirilip getirilmediğinin nasıl denetleneceği ve özellikle patronlar için cezai yaptırımın ne olacağına dair düzenlemeler bulunmuyor.

Çocuk-genç işçilerin çalıştırma yaşına ve çalıştırma yasağına aykırı davranmak, yer ve su altında çalıştırma yasağına uymamak ve çocuk-genç işçileri gece çalıştırmak veya ilgili yönetmelik hükümlerine aykırı hareket etmek fiillerinden dolayı patronlara para cezası verileceğini İş Kanunu düzenliyor. Ancak bunun miktarı sadece 1.619 TL. Yetersiz ve tarafsız olmayan denetimlerde ise çocuk işçilerin işyerinden uzaklaştırıldıkları veya patronlar-ustalar tarafından korkutularak tembihlendiği düşünüldüğünde çocuk işçilerin “haklar”ının korunmadığı ortadadır.

Aday çırak ve çıraklar: Yasadışı ve gizli çocuk işçiler
Çocuk-genç işçi ayrımları yaparak çocukları çarkları arasına çeken kapitalist sistemin başvurduğu tek yol bu değil elbette. Mesleki Eğitim Kanunu’nda çıraklık sözleşmesi esaslarına göre bir meslek alanında mesleğin gerektirdiği bilgi, beceri ve iş alışkanlıklarını iş içerisinde geliştirilen kişiye “çırak” denildiği ifade ediliyor ve çırakların 14 yaşını doldurmuş, 19 yaşından gün almamış olması gerektiği belirtiliyor. Çıraklar, 14-18 yaş arasında, yani yukarıda sözünü ettiğimiz yönetmeliğe göre “çocuk işçi” ve “genç işçi” yaş kategorisinde bulunuyor. Aday çıraklar ise yasaya göre çıraklığa başlama yaşını doldurmamış ve çıraklık döneminden önce kendisine işyeri ortamı tanıtılan, sanat ve mesleğinin ön bilgileri verilen kişi oluyor. Ve yasa “ilköğretim okulunu bitirmiş olanlar, bir mesleğe hazırlık amacı ile çıraklık dönemine kadar işyerlerinde aday çırak olarak eğitilebilirler” diyor. Kısacası 4+4+4 eğitim sistemi ile ilköğretimi bitirme yaşı olan 9-10 yaşlarındaki çocuklar “aday çırak” olabiliyorlar. Böylelikle yasal çocuk işçi yaşının altındaki çocuklar da “aday çırak” adı ile üretimin içine çekiliyorlar.

Çırakların ve aday çırakların, mesleki eğitim adı altında çocuk işçilerle aynı statüde çalıştırıldıkları gerçekliği ile birlikte düşünüldüğünde, kapitalist sistemin “vahşi” dönemlerinde sergilenen ayak oyunlarını aratmayacak uygulamalarla karşı karşıya olduğumuz tüm netliği ile görülür.

“Aday çırak ve çırak; öğrenci statüsünde olup, öğrencilik haklarından yararlanır. Bunlar işyerinde çalışan işçi sayısına dâhil edilmezler” diyen yasa çoğu yerde aday çırak ve çırak tanımlamalarını beraber kullanarak 9-10 yaşındaki çocuklar ile 14-18 yaş arasındaki çocuklar arasında da bir ayrım yapmıyor. Bu kanunda denetim ve yaptırıma dair maddeler bulunuyor. Denetimin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından yapılacağını ifade eden yasa, hükümlere uymayan iş yerlerine 400-600 TL gibi maddi ceza verileceğini söylüyor. Fiilin tekrarı halinde bu cezaların iki katına çıkacağını okuduğumuz yasa, neyse ki fiilin sürmesi halinde meslekten geçici men cezası verileceğini ifade ediyor. İdari yaptırıma karar vermeye yetkili organ ise mahalli mülki amir yetkilileridir. Kısacası, 400 ve 600 TL gibi patronlar için çok küçük miktarlardaki para cezaları, geçici olduğu ifade edilen sözde men cezaları ve her türlü kayırmaya elverişli mahalli mülki amir yetkilileri ile çocukların korunamayacağı çok açık. Yani yaptırımlar da göstermelik.

Çocuk işçilik; ucuz ve güvencesiz emek
Yasalarda tanımlanan çocuk-genç işçilik ve yasa dışı-gizli çocuk işçilik olarak tanımlayabileceğimiz aday çıraklık ve çıraklık kapitalist sistemin “vahşi” dönemlerinden bugüne vazgeçemediği ucuz emeğin adreslerinden biridir. Denetimsizlik ile birlikte “itaatkâr” emek kategorisine de giren çocuk işçilik kârların artırılması için yegâne kapıdır. Bundandır ki, 4+4+4 ile eğitim sisteminde yapılan düzenlemeler ve her yıl değişen binlerce çocuğun üretimin içine çekilmesi demek olan yönetmeliklerde yapılan bir kelime veya da sayı değişiklikleri burjuvazinin çıkarları içindir. Kelime oyunları ve mesleki eğitim adı altında yürütülen aldatmaca ile çocuklar kapitalist sistemin hizmetine koşulmaktadır.

Geçtiğimiz yıl DİSK/Genel-İş Sendikası “Türkiye’de Çocuk İşçi Olmak” başlıklı bir rapor yayınladı. Rapora göre, çalışma hayatında 2 milyona yakın çocuk bulunuyor ve çocuk işçilerin yaklaşık yüzde 80’i kayıt dışı çalıştırılıyor. 2012 yılından itibaren çocuk işçi sayısının arttığı, 2012 yılında 601 bin olan 15-17 yaş arası çocuk işçi sayısının 2016 yılına gelindiğinde 709 bin olduğunun kaydedildiği raporda, bu rakamlara tarım işçisi çocukların ve çırakların dahil olmadığı da eklenmiş. Kabaca bir hesapla tarım işçisi çocukların ve çırakların da eklenmesi ile bu sayının 2 milyon olduğu belirtilmiş.

Çocuk işçilerin iş güvenliğinin de patronlara emanet edildiği günümüzde, iş cinayetlerinin kurbanları arasında çocuk işçiler de yer alıyor. İşçi Sağlığı İş Güvenliği Meclisi’nin (İSİG) raporlarına göre, 2012 yılında 32 çocuk, 2013’te en az 59, 2014’te en az 54, 2015’te en az 63, 2016’da en az 56 ve 2017’nin ilk 7 ayında ise en az 28 çocuk işçi yaşamını yitirdi. Ve yine İSİG raporlarına göre Türkiye’nin 58 ilinde yaşanan çocuk işçi ölümleri, 6 yaşına kadar geriledi.

Çocuklar için, gelecek için...
Çocuklarımız için, yani geleceğimiz için çocuk emeğinin sömürüsüne son vermek acil ve önemli bir sorumluluktur. Dolayısıyla aday çıraklık ve çıraklık sistemine son verilmesini istemek, 14 yaşından küçük çocukların çalışmasının yasaklanmasını talep etmek, 14-18 yaş arası çocuklar için maddi üretimin genel ve mesleki eğitimle birleştirilmesi, 16-18 yaş arası için 4 saatlik, 14-16 yaş arası için 3 saatlik iş günü talebini yükseltmek çocuklarımız ve geleceğimiz için şarttır.

* Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin birinci maddesi çocuğu “on sekiz yaşından küçük insan” olarak tanımlamaktadır. Türk Medeni Kanunu’nda çocuk yaşına dair net bir tanılama olmamakla birlikte “küçük” olarak belirtilmektedir. Türk Ceza Kanunu’nda ise çocuk henüz on sekiz yaşını doldurmamış kişi olarak tarif edilmiştir.