x

Toulouse’dan Soma’ya hüzünlü bir başarı - İbrahim Sarıkaya

e-Posta Yazdır PDF
“Hüzünlü başarı”nın mimarlarından Selçuk Kozağaçlı’ya…

Dünya’nın farklı köşelerinde farklı işçi sınıfı aktörlerinin işçi sağlığını bir mücadele gündemi haline getirmesiyle birlikte, sermaye ve devlet ortaklığı da benzer argümanlarla bu mücadelenin önünü kesmeye çalışıyor. En kolay başvurulan yöntemlerden biri de, özellikle büyük katliamların sabotaj sonucu gerçekleştiği iddiasında bulunmak. Böylelikle sermaye sahipleri, bir yandan iş cinayetlerindeki doğrudan sorumluluklarını üzerlerinden atarken, bir yandan da egemen siyasal aktörlerin söylemlerine güç katmanın karşılığında bu aktörlerin desteğini alıyor. 2001’de Fransa’da AZF adlı kimya tesislerindeki patlamanın ardından açılan davada da, 13 Mayıs 2014’te yaşanan Soma Katliamı’nın ardından açılan davada da sermaye ve devlet aynı yöntemi izliyor.

Tarih 21 Eylül 2001. ABD’de İkiz Kuleler’e yapılan saldırının 10 gün sonrası… Fransa’nın Toulouse kentindeki Total grubuna ait AZF kimya tesislerinde suni gübre yapımında kullanılan 350 ton aminyum nitratın patlaması sonucu 30 işçi ölmüş, 2 bin 500 kişi yaralanmış, 30 bin ev zarar görmüştü. Patlama 3,4 ölçeğinde bir deprem etkisi yaratmıştı. Bu katliam 2. Dünya Savaşı sonrası Fransa’nın yaşadığı en büyük katliam ve çevresel felaketti. Total grubu derhal yaşanan katliamdan sorumlu olmadıklarını, bunun 11 Eylül saldırılarının devamı mahiyetindeki bir terörist saldırı olduğunu iddia etti. Dava 10 yıl sürdü. 24 Ekim 2012’de karar açıklandı, tesisin sorumlusu hapis cezası, şirket de milyonlarca euro tazminat ödemekle cezalandırıldı. Mahkeme, şirket avukatlarının dava süreci için kurguladıkları ana argüman “terörist saldırı sonucu patlama”yı redderek, şirketin öngörülen bütün riskleri gözardı eden politikasını mahkûm etti.

Tarih 13 Mayıs 2014. AZF’deki patlamadan 13 yıl sonra… Manisa’nın Soma ilçesinde Soma A.Ş.’nin işlettiği linyit kömürü ocağında saat 15:00 civarında yaşanan katliamla 301 maden işçisi hayatını kaybetti. İlk duruşma 13 Nisan 2015’te görüldü. Dava süreci sürerken, 15 Temmuz 2016’da Türkiye’de bir darbe girişimi oldu. Darbe girişiminin ardından yürürlüğe konan OHAL rejimi bütün suçların “FETÖ”ye yıkılarak iktidarın ve destekçisi sermaye kesimlerinin kendilerini aklamalarına olanak sağladı. Soma A.Ş.’nin Yönetim Kurulu Başkanı tutuklu sanık Can Gürkan da, bunu fırsat bilerek 2016 yılının sonunda “13 Mayıs’ın ‘FETÖ’ ve DHKP-C sabotajı sonucu gerçekleştiği” iddiasıyla, Manisa Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvuruda bulundu, Savcılık “gizli” bir soruşturma başlattı.

Bu arada, Temmuz 2017’de Mahkeme Heyeti değiştirildi. Afşin-Elbistan’da 2011’de 11 işçinin öldüğü ve 9 işçinin naaşına hâlâ ulaşılamadığı davada 4 sanığa 24 ay taksitli 90 bin TL cezayı reva gören hakim Soma Davası’na atandı. Mahkeme savcısı Türkiye hukuk tarihi açısından utanç sayılacak bir kararla, mütaala vermek için bu “gizli” soruşturmanın sonucunun beklenmesine karar verdi. Bu durum Soma Davası’nın “fiilen” askıya alınması anlamına geliyor. Bunu mümkün kılan ise, Adalet Bakanlığı’nın davaya siyasi müdahalesidir. Açılan “gizli” soruşturma, Mahkeme Heyeti’nin değiştirilmesi bu siyasi müdahelenin görünen ayaklarıdır.

Oysa dava çoktan kamu vicdanında sonuçlanmış durumda. Somalı ailelerin avukatları, büyük yetkinlikle yürüttükleri davada ana sebebin üretim zorlaması olduğunu, bunun şirketin bilinçli bir tercihi olduğunu, kamu yetkililerinin de sorumlu olduğunu çok net olarak ortaya koydular. Daha da ötesi, davaya katılan herkesin görebileceği gibi avukatlar, önemli bir örgütlenme pratiğine imza atarak, Somalı ailelerin taleplerinin organik temsilcisi olduklarını da ispat ettiler… Dolayısıyla sanıkları absürd bir “sabotaj” iddiasına sarılacak kadar çaresiz bırakan durumun ardında AZF’de olduğu gibi Soma’da da özverili bir hukuki bir çaba, davasına sahip çıkan ailelerin metanetiyle oluşan “hüzünlü bir başarı” var.