x

İşçi Battal neden soyundu? - Onur Bakır

e-Posta Yazdır PDF
Çünkü İşçi Battal’ın ülkesinde, 'Ücretin gününde ödenmemesi' sorunu ancak işçi devlet kapısına gidip soyunduğunda gündem olabiliyor!

Çünkü İşçi Battal’ın ülkesinde, işçinin ödenmeyen ücretini derhal tahsil edebilmesine olanak sağlayan bir yol, yöntem yok. Çünkü İşçi Battal’ın ülkesinde işçilerin en sık yaşadığı “Ücretin gününde ödenmemesi” sorununa karşı etkin ve hızlı bir çözüm yolu yok. Çünkü İşçi Battal’ın ülkesinde, bu sorun ancak işçi devlet kapısına gidip soyunduğunda gündem olabiliyor!

İŞÇİYİM BEN, AÇ İŞÇİ!

Geçtiğimiz günlerde İzmir’de Battal Sağır isimli işçi, İzmir Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğü Konak Hizmet Binasının önüne gidip kıyafetlerini çıkararak eylem yaptı. Çalıştığı işyerinde aylardır ücretini alamadığını söyleyen Sağır, İŞKUR’a üç ay önce şikayet dilekçesi verdiğini ancak İŞKUR’un kendisine dilekçesinin kaybolduğunu söylediğini aktardı. Sağır, “İşçinin hakkını savunmayanlar, çıkın dışarı görün işçinin halini. İşçiyim ben, aç işçi” dedi. 

EN BÜYÜK ORTAK SORUNLARDAN BİRİ

Türkiye’de işçilerin en sık yaşadıkları ortak sorunlardan biri, ücretlerin gününde ve tam ödenmemesi. Örneğin Eskişehir’de Yunus Emre Termik Santralinde çalışan 1200 işçi, 3.5 aydır ücretlerini alamadıkları gerekçesiyle iş bıraktı. Avcılar Belediyesindeki taşeron işçilerin ücretleri 3 aydır ödenmiyor. Bravo Hazır Giyim firmasında Zara, Mango gibi markalar için üretim yapan ancak patronun kaçıp gitmesi nedeniyle son 3 aylık ücretleri ve diğer yasal haklarını alamayan işçilerin mücadelesi sürüyor. 

Bir OHAL KHK’si ile hukuk dışı bir biçimde kapatılmadan önce Hayatın Sesi Televizyonu'nda İlke Işık ile birlikte yaptığımız “İşçiler Soruyor” programına da en sık gelen soru buydu: “Ücretim ödenmedi, ne yapabilirim?” Bu soruya verilecek 6 farklı yanıt var, ancak bu yanıtlardan hiçbiri, tüm işçileri kapsamıyor, işçinin ödenmeyen ücret ve diğer haklarını kısa süre içinde almasını garanti etmiyor. Dolayısıyla önce bu 6 farklı yolu tek tek ele alacağız ardından da alternatif bir çözüm yolu önereceğiz. 

1) İŞ GÖRME BORCUNDAN KAÇINMA

İş Yasası’nın 34. maddesine göre “Ücreti ödeme gününden itibaren yirmi gün içinde mücbir bir neden dışında ödenmeyen işçi, iş görme borcunu yerine getirmekten kaçınabilir.” Yani işçi bireysel olarak, ya da işçiler toplu olarak, ücret eksiksiz ödenene kadar iş bırakabilir. Her ne kadar maddede “ücret” denilmiş olsa da Yargıtay kararları gereği, fazla mesai ücreti, sosyal haklar, ikramiye gibi “ücret ekleri” ödenmeyen işçiler de bu hakkı kullanabilir. Ancak bu hakkın kullanılabilmesi için ücret ödemesinin en az 20 gün gecikmiş olması gerekir. Bu maddede belirtilen mücbir (zorunlu) neden işverenin nakit sıkışıklığı gibi basit gerekçeler olamaz. 

Özellikle büyük ölçekli işyerlerinde, işçilerin toplu ve kararlı bir biçimde bu haklarını kullandıkları örneklerde, işçiler ödenmeyen ücretlerini kısa sürede alabiliyor. Ancak küçük ölçekli işyerlerinde, işçilerin bu haklarını bireysel olarak kullandıkları durumlarda sonuç almak pek olası gözükmüyor. Kaldı ki bu hakkını kullanan işçi ya da işçiler, çalışmadıkları süre boyunca ücrete hak kazanamıyor. Yani işçi, ödenmeyen ücreti için iş bıraktığında, bu sefer de iş bıraktığı sürenin ücretinden oluyor. Bir “kırk satır mı, kırk katır mı” durumu söz konusu. 

Öte yandan bu hak, işçilerin çoğunluğu tarafından bilinmediği gibi bu hakkını bilen işçiler de işten atılma kaygısıyla bu yola başvurmaktan çekinebiliyor. Her ne kadar kanun maddesi, “Bu işçilerin bu nedenle iş akitleri çalışmadıkları için feshedilemez ve yerine yeni işçi alınamaz, bu işler başkalarına yaptırılamaz” dese de uygulamada o iş öyle olmuyor. Patronlar dışarıdan işçi getirebildiği gibi, iş bırakan işçileri de -kanuna aykırı olsa da- işten atabiliyor. İşçi bu durumda yine dava açmak zorunda kalıyor. 

2) HAKLI NEDENLE DERHAL FESİH 

İş Yasası’nın 24. maddesinin 2. fıkrasına göre “İşveren tarafından işçinin ücreti kanun hükümleri veya sözleşme şartlarına uygun olarak hesap edilmez veya ödenmezse” işçi haklı nedenle derhal fesih hakkını kullanarak iş sözleşmesini feshedebilir. Yargıtay kararları gereği bu durumda da “geniş anlamda ücret” esas alınır ve ikramiye, fazla mesai ücreti, sosyal haklar gibi ücret ekleri ödenmeyen işçi de bu hakkını kullanabilir. Ancak ücretlerin düzenli ödendiği bir işyerinde, istisnai ve kısa süreli gecikme durumu söz konusuysa -bu durumun süreklilik kazanmaması kaydıyla- işçinin haklı nedenle derhal feshe başvurması isabetli olmaz.

Ücreti veya ücret ekleri ödenmeyen ya da eksik ödenen işçi, haklı nedenle derhal fesih hakkını kullandığında, en az 1 yıllık kıdemi de varsa, kıdem tazminatına da hak kazanır. İşçi, prim gün sayısı koşullarını sağlıyorsa işsizlik ödeneği de alır. Ancak işçi bu hakkını kullandığında işinden olmuş olur. Öte yandan işçinin bu hakkını kullanması, ödenmeyen ücretleri ve kıdem tazminatının derhal ödenmesi sonucunu da doğurmayabilir. Kanunen işveren bunları derhal ödemek zorundadır. Ancak uygulamada patronlar, genellikle tam aksini yapmakta, işçileri dava açmak zorunda bırakmaktadır. Dolayısıyla işçi yine önce ara bulucuya gitmek, ara bulucuda anlaşma sağlanamadığı takdirde de dava açmak zorunda kalabilir. 

3) ÜCRET ALACAĞI İÇİN DAVA AÇMAK

İşçi, ödenmeyen ücret ve diğer hakları için çalışmaya devam ederken de ara bulucuya gidebilir ve ara bulucuda da anlaşma sağlanamazsa dava açabilir. İşçinin alacaklarını dava konusu yapması için, işten ayrılması ya da atılması koşulu yoktur. Ancak işçinin çalışmaya devam ettiği işyerini dava etmesi, fiilen pek olanaklı değildir ve işçiler genellikle bu yolu tercih etmemektedir. Çünkü uygulamada dava açan işçiler genellikle sürgün, tehdit, mobbing gibi olumsuzluklarla karşı karşıya kaldıkları gibi işten de çıkarılabilmektedir. Esasında hakkını dava yolu ile arayan işçilere bunların yapılması İş Yasası’na ve ilgili diğer mevzuata aykırıdır. Ancak zaten ücreti gününde ödemeyerek İş Yasası’na aykırı davranan patronlar, bu kanun-hak tanımaz tutumlarını farklı biçimlerde de sürdürebilmektedir. İşveren bunları yapmasa bile işçi dava konusu yaptığı alacağını alabilmek için davanın neticesini beklemek zorunda kalabilir. Davaların ortalama 1.5 yıl civarında sürdüğü Türkiye’de bu yöntem de işçinin ödenmeyen ücretini kısa sürede almasını sağlamamaktadır. 

4) BAKANLIĞA ŞİKAYET 

Ücreti ödenmeyen işçi Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına şikayette bulunabilir. Bu şikayet üzerine Bakanlık tarafından yapılacak denetimde, ücreti kasten ödemediği ya da eksik ödediği tespit edilen işverene her bir işçi ve her bir ay için 191 TL idari para cezası kesilir. Ancak Bakanlığın yeterli sayıda iş müfettişi olmadığı için, bu şikayet üzerine denetimi yapması ve idari para cezasını vermesi için aylarca beklemek gerekebilir. Öte yandan bu cezanın kendisi caydırıcı da değildir. Örneğin Bakanlık, işçi Battal Sağır’ın dilekçesini kaybetmek yerine işleme koysaydı, işverene üç aydır geciken ücret için 500 TL civarında bir idari para cezası kesecekti. Bunun yanı sıra her koşulda Bakanlığın yetkisi idari para cezası kesmek ile sınırlıdır, Bakanlık işvereni ödenmeyen ücretleri ödemeye zorlayamaz. 

5) ÜCRET GARANTİ FONUNA BAŞVURU 

Pek bilinmese ve kullanılmasa da Türkiye’de bir Ücret Garanti Fonu var. Ancak işçinin bu fondan yararlanabilmesi için a) işverenin konkordato ilan etmesi, b) işveren için aciz vesikası alınması, c) iflas veya d) iflasın ertelenmesi nedeniyle işverenin ödeme güçlüğüne düşmüş olması gerekiyor. Öte yandan işçinin, işverenin ödeme güçlüğüne düştüğü tarihten önceki son bir yıl içinde aynı işyerinde çalışmış olması şartı aranıyor. Bu koşullar mevcutsa, işçi, “işçi alacak belgesi” ile İŞKUR’a başvurarak son 3 aya ilişkin temel ücretini alabiliyor. Ancak “temel ücret” denildiği için işçiye yan hakları ödenmiyor. Ücret Garanti Fonu’ndan ancak konkordato ve iflas gibi arızi hallerde yararlanabildiği için bu Fon, ücreti ödenmeyen tüm işçileri kapsayan bir çözüm üretmiyor. 

6) ASIL İŞVERENE BAŞVURU

İş Yasası’nın 36. maddesine göre işverenler, alt işverenlerin (taşeronların) işçilere ücretlerini ödeyip ödemediğini işçinin başvurusu üzerine veya başvuru olmasa da her ay kendiliğinden kontrol etmekle ve varsa ödenmeyen ücretleri taşeronun hak edişinden keserek işçilerin banka hesabına yatırmakla yükümlüdür. Yine bu maddeye göre kamu kurum ve kuruluşları, müteahhide verdikleri her türlü bina, köprü, hat ve yol inşası gibi yapım ve onarım işlerinde çalıştırılan işçiler için de aynı yükümlülüğe sahiptir. Ancak bu düzenleme sadece taşeron işçiler ile kamuda müteahhitler tarafından çalıştırılan işçileri kapsadığı gibi; kamu kurumları bu yükümlülüklerinin gereğini yapmayabiliyor. Örneğin Avcılar Belediyesinde son bir yıldır taşeron işçilerin ücretleri düzenli ödenmediği gibi son üç aydır da ücret ödenmiyor. Avcılar Belediyesi, işçilerin ödenmeyen ücretlerini taşeronun hak edişinden kesip, işçilere ödemekle yükümlü. Ancak Belediye bu yükümlülüğünü yerine getirmiyor. 

BAŞKA BİR ÇÖZÜM MÜMKÜN! 

Aslında bütün işçileri kapsayan bir çözüm mümkün.

1) İşçilerin ücretlerinin banka kanalıyla ödenmesi için “işyerinde en az 10 işçi çalışması” şartı kaldırılmalı, tüm işçilerin ücretleri banka kanalıyla ödenmeli, böylece ücretin ödenip ödenmediği konusunda ispat kolaylığı sağlanmalıdır.

2) Her bir işyeri için ücret ödeme günü İŞKUR’a önceden bildirilmeli ve ücretlerin ödendiğine ilişkin banka kayıtları elektronik ortamda her ay İŞKUR’a iletilmelidir.

3) Ücret Garanti Fonu’nun kapsamı genişleti-lerek, işçilerin geciken tüm ücret ödemeleri -herhangi bir koşul aranmaksızın- Fon kapsamına alınmalıdır.

4) İşçilerin ücretlerin ödenip ödenmediği kayıtlar üzerinden düzenli olarak kontrol edilmeli ve gecikme halinde caydırıcı yaptırımlar getirilmelidir.

5) Ücret ödemesinin gecikmesi halinde (Örneğin bir haftayı aşan gecikmelerde) işçiler İŞKUR’a başvurabilmeli, işçilerin ücretleri Fondan derhal ödenmeli ve işverenlerden geri tahsil edilmelidir.

İlgili kanunlarda yapılacak bir değişiklik ile işçilerin ücretlerini ve ücretlerinin düzenli ödenmesini güvence altına alacak böyle bir sistemin kurulması mümkündür. Ancak iktidarın böyle bir gündemi ya da derdi yoktur. Bu tür bir kalıcı çözümün üretilebilmesi ancak emek örgütlerinin ve emekten yana tüm güçlerin ortak talebi ve mücadelesi neticesinde söz konusu olabilir.