x

Ayda 600 liraya, günde 13 saat mesai yapan minik bedenler... - Mehmet Hakkı Yılmaz

e-Posta Yazdır PDF
Kimi biraz daha uyumanın, kimi de futbol oynamanın hayalini kuruyor. Suriye savaşı nedeniyle aileleriyle birlikte Türkiye’ye göç etmek zorunda kalan Suriyeli çocuklar, Türkiye’de ki çocuk işçi sayısındaki artışta etkili oldu. Artık Türkiye’de yaklaşık iki milyona yakın çocuk her gün işe gidiyor.

 ‘’Tekstilde etiketleme işi yapıyorum. Her gün sekizde iş başı yapıyorum. İşe gider gitmez yerleri süpürüyorum, etrafı temizliyorum. Sonra kendi işime geçiyorum. Akşam son temizliği de yapıp ışıkları kapatıp saat dokuzda işten ayrılıyorum.’’

On üç yaşındaki Ahmet Bozan’ın haftada altı günü böyle geçiyor. İnşaat işinde çalışan babasına yardım etmek zorunda olan Ahmet’in hayatı Suriye’de başlayan savaşla değişmiş. Altı yıl önce savaştan kaçarak Türkiye’ye göç etmek zorunda kalan Bozan ailesinin en büyük oğlu Ahmet engelli. Ellerinden sakat olan ve yürümekte zorlanan Ahmet için tekstilde çalışmak çok zor.

‘’Ayda 600 TL kazanıyorum. Çalışmak beni zorluyor. Ayaklarıma bazen sancı giriyor bazen de sersemleyip bayılıyorum. Özellikle ellerim çok şişiyor. Rahatlamak için ilaç alıyorum. Vücudumdaki engeller çalışmama izin vermiyor farkındayım ama babama destek olmak zorundayım.’’

Ahmet Bozan

Ahmet ile biraz Suriye’yi konuşuyoruz. Burada gördüğümüz zorluklardan sonra Suriye ile ilgili kötü bir şey hatırlamam çok zor diyor. Ahmet, oraya dair hatırladıklarını ise okul, ev, arkadaşlar ve oyun olarak sıralıyor.

‘’Ben çalışmaması gereken bir çocuğum, bunun da farkındayım. Diğer çocuklar gibi ben de erken büyümek istemiyorum. Her gün mahalledeki arkadaşlarımla futbol oynamak istiyorum ve işe gitmek istemiyorum.’’

İsa Bozan

İstanbul Bağcılar’da ki bir tekstil atölyesinde çalışan Ahmet gibi futbol oynamayı özleyen bir başka çocuk ise on beş yaşındaki Suriyeli Ahmet Abdullah. Futbolu özlemiş Ahmet Abdullah ama altı yıldır günde on iki saat çalıştığı için buna ayıracak vakti hiç olmamış. Zaten mahalleden tanıdığı çocuk da yok.

Türkçeyi yeterince bilmediği için çocuklarla iletişim kurmakta zorlanıyor, biraz da çekiniyor. Bizimle de yarım yamalak Türkçesi ile sohbet ediyor. Sohbete başlamadan önce karnını doyurmak istiyor Ahmet. Aslında konuşacak hali de pek yok ama yine de anlatmak istiyor göç hikayesini.

Evin en büyük çocuğu ve onun durumu Ahmet Bozan’a göre biraz daha zor. Çünkü bir yıl önce ailesi tarafından on altı yaşındaki teyze kızı Fatma ile evlendirildi.

Ahmet bir ay sonra baba olacak. Ahmet ile daha önce Eminönü’de bir lokantada çalışan Fatma hamile olduğu için şuan çalışmıyor. Altı yıl önce Suriye Afrin’den dokuz kişilik ailesiyle İstanbul’a gelen Ahmet Abdullah aldığı bu sorumluluğun çok farkında değil.

‘’Evli olabilirim ama yine ailemle ve teyzemler ile  yaşamaya devam edeceğim çok fark etmiyor. Suriye’de hepimizin durumu iyiydi ve hiç bir kardeşim çalışmazdı. Şimdi babam gözlerinden rahatsız olduğu için durum farklı. Kira ödemek zorundayız, herkes ekmek bekliyor.‘’
 
 
Ahmet Abdullah

Eve ekmek götürmek zorunda kalan bir başka çocuk da İsa Heso. Taksim’de kalabalığın arasında fark ediyoruz onu. Konuşmaya ikna olunca bir kenara oturup anlattıklarına kulak veriyoruz. Uzun zaman cevabını bulamadığı bir sorunun kendisinde yarattığı karışıklığı anlatarak başlıyor hikayesine.

‘’Bir kaç kez Taksim’de insanlara su satarken ‘’Niye Suriye’den geldiniz?’’ sorusuyla karşılaştım. Önceleri bu insanların Suriye’de savaş olduğunu bilmediklerini düşünürdüm ama zaman geçtikçe bana sorulan soruların nedenini anladım.’’

Beş yıl önce ailesiyle Suriye Halep’ten Türkiye’ye kaçmak zorunda kalan 14 yaşındaki İsa Heso’ya ait bu sözler. Kaçak yollarla geldiği Türkiye’de hem çocukluğunu hem hayallerini bir kenara bırakarak günde on dört saat çalışmaya mahkum oldu.

‘’Suriye’de beş yıl öncesine kadar kendi evim ve mahallem vardı. Okul sonrasında ya bilye oynardık ya da maç yapardık. Biz on iki kardeşiz ve evimizin geçimi babama aitti. Hiç bir eksiğimiz yoktu. Ama artık öyle değil. Bazen su bazen de gül satıyorum ve günde on dört saat çalışıyorum. Babam artık 52 yaşında olduğu için evde 14 yaşındaki Abdullah ve 11 yaşındaki kız kardeşim Hayat aynı işi yapmak zorundayız. Diğerleri de zaten okula gidemiyor.’’

Günde on dört saatlik mesai İsa Heso’yu çok zorluyor ama her ay ödemesi gereken 980 TL kira, onun hesabıyla 50 TL elektrik ve 30 TL tutarında su faturası var. Çalışırken ne hayal ediyorsun diye sorduğumda gelen yanıt biraz büyükçe oluyor.

‘’Okula gidemeyeceğime göre eve ekmek götürmem lazım. En çok çalışırken belediyeden zabıtaların ekmeğimizi almasından korkuyorum. O nedenle çiçek ya da su satarken sürekli etrafa bakıyorum.’’

Ahmet Bozan, Ahmet Abdullah ve İsa Heso Suriye’den savaş nedeniyle göç ederken çocuklarını, hayallerini, oyunlarını ve geleceklerini geride bırakan milyonlarca çocuktan sadece üçü. Çok istemelerine rağmen ne okula gidebiliyorlar ne de o çok sevdikleri oyunu, futbolu oynayabiliyorlar. Günde en az on iki saat çalışan bu çocukların bütün özlemleri ve hayalleri de havada kalıyor.

2011 yılından beri devam eden Suriye savaşı son yılların en büyük insani krizi. En ağır bedeli ödeyenlerin başında çocuklar geliyor: eğitimleri, sağlıkları, gelecekleri ve hatta yaşamları bile risk altında.

UNICEF’in Kasım 2017 verilerine göre Türkiye’de 3.4 milyon üzerinde Suriyeli mülteci yaşıyor ve bunların 1.5 milyonu çocuk. Tahmini olarak 350 bin çocuk hala okul dışında ve bu çocukların bir çoğu da çocuk işçi. İşçi çocukların neredeyse tamamı da kayıt dışı sektörlerde çalışıyor yani güvencesizler.

Bu çocuk işçi meselesinin Suriyeli kısmı. Biraz daha alanı genişletip, Türkiye genelindeki tabloya baktığımızda karşımıza Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu'na (DİSK) bağlı Genel-İş Sendikası’nın "Türkiye'de Çocuk İşçi Olmak" başlığı ile hazırladığı Nisan ayı raporu çıkıyor. Buna göre Türkiye’de resmi kaynaklara göre 800 bin gerçekteyse 2 milyon çocuk, işçi. Bu çocukların yüzde 80’ine yakını kayıt dışı çalıştırılıyor ve yarısından fazlası da okula gidemiyor.

Yine, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileri ise çocukların çalışma sürelerinin bir hayli fazla olduğunu gösteriyor. Okula giden çocuklar için haftalık ortalama 26,5 saat olan bu süre, okula gitmeyen çocuklar için ortalama 54,3 saat.

Ayrıca ücretli veya yevmiyeli olarak çalıştırılan çocukların yüzde 3,4’ü herhangi bir sakatlanma ya da yaralanmayla karşı karşıya kalmış durumda. Yüzde 33’üne iş yerinde yemek verilmiyor, yaklaşık yüzde 36’sının ise haftalık izni yok.

Çocuk hakları uzmanı Ezgi Koman’a göre çocuk işçiliği derin bir ihlal alanı olarak karşımızda duruyor. Koman, yapılan araştırmalarda çocuk işçi sayısında uzun zamandır bir azalma gözlenmediğini dile getiriyor ve ekliyor:

‘’Bu artışta çalıştırılan Suriyeli çocukların da etkisi var. Resmi verilere göre ise Türkiye’de Suriyeli çocukların hesaba katılmadığı bir milyona yakın işçi var. Ama biliyoruz ki bu rakam neredeyse iki milyona yakın. Bu çocuklar sigortasız çalıştırılıyor. Sürekli artışın yanı sıra bir de çalışma koşullarının ağırlaştığına dair veriler var. Daha uzun saatler ve daha zor işlerde çalıştırılıyor çocuklar. çalışmaları ev içi çocuk işçiliğinin artığına dair veriler de var. Bu çocukların çalıştırılması yasa dışı. On beş yaşını doldurmuş çocuklar sadece belirli yerlerde çalışabilir ancak çalıştırılan pek çok çocuk kayıt dışı çalışıyor ya da çalışmak zorunda bırakılıyor.‘’

Giderek daha da ağır koşullarda çalıştırılan çocuklar iş cinayetlerinde hayatlarını kaybedebiliyor. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisinin verilerine göre 260 çocuk çalışırken hayatını kaybetti. Çocuk işçi ölümleri ise en fazla tarım-orman, inşaat-yol, metal, ve ticaret-büro-eğitim-sinema iş kollarında gerçekleşti.

‘’Hazırladığımız yaşam hakkı raporlarına göre çocuk işçi ölümlerinde bir artış var. Tabi bunu yaparken medyaya yansıyan boyutuyla en az rakamı söyleyebiliyoruz. Ama İşçi Sağlığı Meclisi de çocuk işçi cinayetlerinde artışın olduğunu belirtiyor. Suriyeli çocuk işçiler çok daha zor ve kötü koşullarda çalıştırılıyor. Tarım işçiliği en ağır alanlardan. Çünkü en çok çocuk işçi cinayetlerinin olduğu alandır. ‘’

Koman’a göre bu kayıpları azaltmanın yolları denetleme mekanizmalarının oluşturulması, kayıt dışı istihdamın önüne geçilmesi ve çalışan çocukların eğitime ulaşımının sağlanması...

TÜİK’in her dört yılda bir çocuk iş gücü ile ilgili tespit ettiği veriler hala açıklanmış değil. Çocuk hakları uzmanı Ezgi Koman’a göre bunu sebebi çocuk işçi sayısındaki artış olabilir.
Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin birinci maddesi, on sekiz yaşından küçük herkesi “çocuk” olarak tanımlıyor ve Türkiye de bunu onaylıyor.

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ise, 15-24 yaş grubunu genç işçi olarak kabul ederken, on beş yaşın altında aile bütçesine katkıda bulunmak ya da yaşamını kazanmak amacıyla çalışanları “çocuk işçi” veya “çalışan çocuk” olarak adlandırıyor.

Yine 4857 sayılı İş Kanunu da ILO’nun yaptığı bu ayrımı kabul etmekte. Resmi olarak her şey prosedüre uygun gibi görünse de, bu maddeler iki milyon çocuğun hayatını bir ‘’çocuk’’ gibi yaşamasını sağlamıyor. Türkiye’de her gün yaklaşık iki milyon çocuk her sabah işe gitmeye devam ediyor...