x

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Mücadelesinde Durum ve Öneriler – Ertuğrul Bilir

e-Posta Yazdır PDF
İşçi sağlığı ve iş güvenliği mücadelesi sadece sermayenin ve devletin ne kadar kötü olduğundan yakınarak geliştirilemez. Kendi gerçekliğimizden kopmadan, güçlerimizi abartmadan bir özne olmanın olanaklarını tartışmamız ve adım atmamız gereklidir. Emekçilerin yaşam ve çalışma koşullarına ilişkin bütün konular işçi sağlığı ve iş güvenliği alanına da girmektedir. Ücret azlığı beslenmeyi, konutu, tatili olanaksız kılmaktadır. Fazla çalışma yorgunluğa ve kazalara yol açmaktadır. İş yoğunluğunun artırılması strese, psikolojik ve fizyolojik sağlık sorunlarına yol açmaktadır. Şehirlerdeki trafik yoğunluğu yorgunluğa, strese, kazalara yol açmaktadır. İş güvencesinin olmaması, taşeron çalışma, kiralık işçilik vb. çalışma biçimleri işçilerin hak aramasını zorlaştırmakta, çalışma ve yaşam koşullarını kötüleştirmektedir vb. Bu açıdan bakıldığında emekçilerin bütün hak eylem ve direnişleri geniş anlamda işçi sağlığı ve iş güvenliği mücadelesinin parçasıdır. Ancak, bu durum daha doğrudan can güvenliği talepli mücadeleyi arka plana atmaya yol açmamalıdır. Mücadelenin diğer başlıklarıyla etkileşim içinde bu alanın özgünlüklerine uygun örgütlenme ve mücadele pratikleri geliştirilmelidir.

DURUM

Öncelikle nerede bulunduğumuzu kısaca gözden geçirmekte yarar var:

Emek Çalışmaları Topluluğu’nun 2015 ve 2016 İşçi Eylemleri Raporları’na göre işçi sınıfının işyeri temelli eylemlerinde 2015 yılında gerçekleşen 628 eylem vakası içinde işçi sağlığı ve iş cinayeti nedenli eylemlerin oranı %5 (30 civarı), 2016 yılında gerçekleşen 420 eylem içinde ise %6 (25 civarında) olmuştur. Yol, yemek, izin, barınma gibi ücret dışındaki çalışma şartlarından kaynaklanan eylemlerin oranı 2015 ve 2016 yıllarında sırasıyla %4 (25 civarı) ve %8 (34 civarı) olmuştur. İş yükü ve fazla mesai yükünden kaynaklanan eylemlerin oranı ve sayıları ise aynı yıllarda %3 (19 civarı) ve %6 (25 civarı) olmuştur. 2016 yılında işçi sağlığı ve iş güvenliği nedenli eylemler özel şirket taşeron işçilerinin eylemleri içinde %12 civarında bir sıklıkla 3. sıradaki eylem nedeni olmuştur. Bu gündem kamu taşeron işçileri, memurlar ve özel şirket kadrolu işçilerinin eylem nedenleri içinde ise ilk 3 sırada yer almamaktadır. 2016 yılında tespit edilen 188 genel eylemden %10’u “işçi sağlığı, iş cinayeti” gündemleriyle gerçekleşmiştir.

Türkiye’de işçi sağlığı ve iş güvenliği mücadelesi sendikal örgütlerimiz, diğer işçi örgütlenmelerimiz, meslek örgütlerimiz (kısmen TTB hariç), ve siyasal örgütlerimiz açısından güçlü ve sürekliliği olan bir gündem maddesi olamamıştır. Örgütlerimizin bir çoğu için bu alandaki faaliyet, kitlesel iş cinayetleri ortaya çıktığında yapılan tepki eylemleri, yıldönümlerinde ve özel günlerde yapılan basın açıklamalarından ibarettir. Örgütlerimiz bu alanlara zaman, kaynak, kadro ayırma açısından oldukça atıl kalmıştır. Bu gündem, genellikle kitleselleşememiş örgütlerimizin üzerinde durmaya çalıştığı, ancak zaten zayıf olduklarından dolayı çok fazla ses getiremedikleri bir alan olmuştur.

2000 yılı sonrasında sayabileceğimiz etkili işçi sağlığı ve iş güvenliği mücadeleleri Limter-İş’in Tuzla’daki mücadelesi ve kot kumlama işçilerinin silikozise karşı savunulması mücadelesidir. Bunlar dışında da can güvenliği eksenli mücadeleler yaşanmış olmakla birlikte ilgili işçiler ve yakın çevreleri ile sol/sosyalist kamuoyunun dışında bilinirliği olan etkili direnişler olmamıştır.

Yaşanan büyük katliamlardan sonra eylemler gerçekleştirilmekte, tepkiler genellikle kısa sürede sönümlenmektedir. Davutpaşa’da 2008 yılında 21 kişinin ölümüne neden olan patlamanın ardından her yıl dönümünde eylemler yapılmaya devam etmektedir. Ancak, bu genel bir duyarlılığın sonucu değil, Bir Umut Derneği ve Adalet Arayan İşçi Aileleri’nin özel çabasıdır. Soma Katliamı ise daha yakın zamana ait bir örnektir. Katliamın 1. Yıl dönümünde (2015) Soma’da 1 hafta arayla 2 ayrı yürüyüş ve miting gerçekleştirilmiştir. DİSK’in içinde bulunduğu yürüyüşe 6-7 bin kişilik bir katılım olmuştur. SHD’nin öncülüğünde düzenlenen eyleme ise 2-3 bin kişilik katılım olmuştur. Katliamın 2. Yıl dönümünde  (2016) eylem daha da zayıflamıştır. 3. Yıl dönümünde (2017) gerçekleştirilen eyleme ise 200-300 kişi Soma’dan, diğerleri ağırlıkla İzmir ve Ege’den olmak üzere 700-800 kişilik bir katılım olmuştur. Böylesine kritik bir yerde sermayenin ve devletin saldırılarına kendi örgütlerimizin arasındaki rekabetin olumsuz yansımaları eklenmiştir ve mücadele oldukça zayıf sürmektedir. Yine de sürüyor olması önemlidir. Hem davaların takip edilmesi, hem de katliamın unutturulmaması için yapılan eylem ve etkinliklerin güçlü şekilde gerçekleştirilmesi tüm toplumsal muhalefetin ortak sorumluluğudur.

İSİG MECLİSİ

Mevcut durumda işçi sağlığı ve iş güvenliği alanında toplumsal muhalefetin en önemli ve uzun soluklu oluşumu olan İSİG Meclisi üzerinde özel olarak durmakta yarar var.

İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG Meclisi) 2010 yılında başlayan görüşme ve toplantılar sonrasında 2011 yılında oluşturulmuştur. 2010 Ekim ayında DİSK İstanbul Temsilciliği, KESK İstanbul Şubeler Platformu, TMMOB İstanbul İKK, İstanbul Tabip Odası arasında yapılan görüşmelerde ortak bir çalışma yapılması gündeme gelmiştir. Böylece “İSİG Emek Koordinasyonu” adıyla kurum temsilcileri bir araya gelmiştir. Toplantılarda bu alanda daha önce oluşturulmaya çalışılan, ancak sonuca ulaşmayan, kesintiye uğrayan girişimler de değerlendirilerek bileşim, işleyiş, katılım profili gibi konular değerlendirilmiştir. Yapılan toplantılar sonrasında bu alanda çalışması olan akademisyen ve gazetecilerle görüşülmesi kararlaştırılmıştır. Oluşturulan “İSİG Çalışma Grubu” İSİG Meclisi oluşumu için toplantı çağrısı yapmıştır. 2011 Mart ayında yapılan toplantılarla İSİG Meclisi şekillenmeye başlamıştır. Bu toplantılara çağrıcı örgütlerin dışında diğer sendika temsilcileri, gazeteci, akademisyen, hukukçu, iş güvenliği uzmanı, işyeri hekimi, iş cinayetinde yakınlarını kaybetmiş aileler vb. katılmışlardır. Çalışma başladıktan kısa süre sonra Nurtepe’de okul inşaatında zehirlenerek, Tuzla’da kimya fabrikasında patlama sonucu ölümlerin olması üzerine buralarda inceleme girişiminde bulunulmuştur. 2011 Eylül ayından başlayarak İş Cinayetleri Raporları aylık olarak açıklanmaktadır.

Meclis çalışmalarında iş cinayetlerinin kaydının tutulması ve toplumla paylaşılması en temel faaliyet alanıdır. Böylece SGK’nın güvenilmez, manüpile edilen istatistiklerinin bu alandaki tek bilgi kaynağı olması engellenmekte, emekçilerin kendi veri kaynağı oluşturulmaktadır. İşçi sağlığı ve iş güvenliğinin basında ve akademide daha fazla gündeme getirilmesinin sağlanması, bu alanda emek eksenli bilgi ve düşünme biçimlerinin geliştirilmesi önemli hedeflerdendir.

İSİG Meclisi aylık ve yıllık İş Cinayetleri Raporları, özel gündemli açıklamalar (göçmen, kadın, çocuk, maden, çalışma kaynaklı intiharlar vb.), çalıştay ve toplantılar, basın açıklamaları ve internet sitesiyle çalışmalarını sürdürmektedir. Bugün İSİG Meclisi sadece toplumsal muhalefet için değil, TBMM’deki partiler için bile en önemli veri kaynağı durumundadır.

İSİG Meclisi politikalarına ve çalışmalarına yılda 3-4 kez gerçekleştirilen Meclis toplantıları, zaman zaman yürütme, aktivist vb. toplantıları ile karar vermektedir.

Ülke gündemi ve atmosferine bağlı olarak Meclis toplantılarına katılım değişmektedir. Yine söz konusu değişiklikler ve Meclis performansına bağlı olarak bileşenler arasındaki ilişkiler bazen biraz daha gelişmekte, bazen de zayıflamaktadır. Zaman zaman yapılan Çalıştay vb. dışa dönük etkinliklerde daha geniş katılımcı sayısıyla bir araya gelinebilmektedir. Çalışmalar genellikle bir, bazen iki koordinatör arkadaşımızın organizasyonuyla yürümektedir.

Toplumsal muhalefet örgütlerimizin çoğunun İSİG alanında düzenli çalışan birim, komisyon, komite vb. çalışmalarının olmaması İSİG Meclisi’ne de yansımaktadır. Meclis toplantılarında konuşulan birçok hedefe ulaşılamamıştır. Örneğin bir İSİG Enstitüsü gündeme alınmış, bazı ön çalışmalar yapılmış, ancak çalışma tamamlanamamıştır. Oluşturulmaya çalışılan bazı çalışma grupları/komisyonlar faaliyetini sürdürememiştir.

İSİG Meclisi sermaye ve devletten bağımsız olmanın yanında tekil toplumsal muhalefet örgütlerine de bağımlı olmamayı hedeflemektedir. Böylece, söz konusu örgütlerin politika ve gündemlerinde meydana gelen değişikliklerin Meclis çalışmalarına zarar vermemesi sağlanmaya çalışılmaktadır. Meclis çalışmalarının finansmanı birkaç kurum ile Meclis üyelerinin dayanışmalarıyla sağlanmaktadır.

İSİG Meclisi faaliyetlerine İstanbul zemininde başlamıştır. Başlangıçtan itibaren, diğer şehirlerde de örnek alınarak, esin kaynağı olarak benzer çalışmaların oluşacağı umulmuştur. Bu şekilde girişimler de ortaya çıkmış, ancak bazı girişimler kalıcı olamamıştır. Tekirdağ İSİG Meclisi uzun süreli bir çalışma olmuştur. Yakın zamanda oluşumunu tamamlayan Kocaeli İSİG Meclisi de umut veren bir çalışmadır.

İSİG Meclisi toplumsal muhalefetteki yerleri ve anlayışları işçi ve emekçilerin saflarında olmakla birlikte birbirinden farklı olan kişi ve örgütlerin bir arada oluşturup sürdürdüğü bir yapıdır. Bu yapısının daha da zenginleştirilerek sürdürülmesi gereklidir.

İSİG meclisi 6 yılı aşkın süredir düzenli olarak temel faaliyetlerini yerine getirmektedir. Meclis’in ülke çapında yaygınlaştırılması, katılımcı sayısının artırılması, kurumsal katılımların geliştirilmesi, çalışma alanlarının genişletilmesi, mali ve kurumsal altyapısının kuvvetlendirilmesi gereklidir.

ÖNERİLER

İşçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda toplumsal muhalefetin yapması gereken ve henüz yapılamayan çok fazla çalışma söz konusudur. Ancak, yapılması gerekenler karşısında afallayıp kalmamak açısından, mevcut güçlerle mücadeleyi biraz olsun ilerletecek konu başlıkları ve çalışma biçimleri kararlaştırılmalı ve yol alınmalıdır. Bu bölümde bu amaçla bazı öneriler sunulacaktır:

– ÖRGÜTLEN: Emek örgütlerinin işçi sağlığı ve iş güvenliğini kendi gündemleri olarak kabul etmesini sağlayacak şekilde çaba gösterilmelidir. Her düzeyde İSİG komisyonları, komiteleri, sekreterlikleri vb. oluşturulmalıdır. Örgütlenmeler açısından kısa vadede karşılık bulan gündemlerin (örn. ücretler) ön planda olmasının anlaşılır nedenleri bulunmaktadır. Ancak, örgütlerimiz daha uzun vadede sonuç verecek çalışmaları da planlamalı ve yürütmelidir. İşçi sağlığı ve iş güvenliği mücadelesi orta ve uzun vadede örgütlenmeye önemli katkılar sağlayacak bir alandır. Diğer konulardaki çalışmalarla birlikte işçilerin/emekçilerin örgütlenmelere güvenini artıracak, bağları kuvvetlendirecek bir mücadele alanıdır.

– KAMU ÇALIŞANLARININ SAĞLIK VE GÜVENLİĞİ İÇİN: Özellikle KESK’in işçi (çalışan) sağlığı ve güvenliği çalışmaları konusundaki uzaklığı önemli bir eksikliktir. 5510 sayılı SSGSS yasasında yer alan “iş kazası ve meslek hastalığı” tanımlarının kamu çalışanlarını kapsamaması, bu emekçi topluluğunun iş kazasına ve meslek hastalığına maruz kalmadığı anlamına gelmemekte, sadece bu olayların tazmin edilme biçiminde farklılıklar bulunmaktadır. Kamu çalışanları ani ölümlere yol açan olaylara daha az maruz kalmakla birlikte fiziksel, ergonomik ve psiko-sosyal risklerden kaynaklanan mesleki sağlık problemlerinin daha az olması için bir neden görülmemektedir. KESK ve bağlı sendikaların çalışanların sağlığı ve güvenliğini başka baharlara bırakmadan gündemine alması için her düzeyde uyarıcı ve destekleyici olunmalıdır.

– İSİG ÇALIŞANLARINI ÖRGÜTLE: İşçi sağlığı ve iş güvenliğinin işyerlerinde taşıyıcıları olan iş güvenliği uzmanları ve işyeri hekimlerinin emek eksenli olarak örgütlenmesi için çaba gösterilmelidir. Söz konusu meslek grupları bugün için büyük oranda egemenlerin tahakkümü altındadır. İSİG çalışanları (iş güvenliği uzmanları ve işyeri hekimleri) üniversitelerden, eğitim kurumlarından ve mesleki ortamdan aldıkları hatalı bilgi ve uygulamaları tekrarlamakta, kendilerine karşı sorumluluk hissetmeleri gereken işçi sınıfına (işçiler ve kamu çalışanları) gerçek bir sorumluluk hissetmemektedirler. Öte yandan düşük/giderek düşen ücretler, aşırı iş baskılanması, asıl sorumlular yerine günah keçisi olma gibi sorunlarla yüz yüzedirler. Bu kesimleri hedefleyen çok sayıda dernek kurulmuş olmakla birlikte, bu dernekler genel olarak piyasacı bir mantığa sahiptir. İSİG çalışanlarının hem kendi haklarını savunmak, hem de diğer emekçilere karşı sorumluluklarını yerine getirebilmek için yeni örgütlenmelere ihtiyacı bulunmaktadır.

– ÖLENLERİ AN, YAŞAYANLAR İÇİN MÜCADELE ET: 28 Nisan tarihinin “İş Cinayetlerinde Ölenleri Anma ve Yas Günü” ilan edilmesi ülke gündemi haline getirilmelidir. İş cinayetlerine karşı alınacak önlemlerin toplumsal muhalefetin, toplumun ve devletin gündemine getirilmesi için 28 Nisan ortak bir gündem oluşturabilir. Bu tarihin 1 Mayıs’a yakınlığı da, bu iki tarihin birbirini besleyerek mücadelenin gelişimine katkı sağlaması açısından değerlendirilebilir.

– 40 SAAT ÇALIŞMA İSTİYORUZ: İSİG mücadelesinin diğer talepleri yanında, çalışma saatlerinin düşürülmesi talebi özel bir talep olarak gündemleştirilmelidir. İşçi sınıfının şu an çok yönlü saldırılar karşısında mevcut haklarını dahi koruma refleksini gösteremediği hepimiz tarafından bilinmekle birlikte tek gündemi mevcudu korumak olan bir mücadelenin inandırıcılık ve umut sorunu yaşayacağı da göz önünde tutulmalıdır. Çalışma sürelerinin düşürülmesinin gündemleştirilmesi, mevcut sömürü ilişkilerinin sorgulanması için olanaklar sağlayacaktır. Bu gündem aynı zamanda fazla çalışmaların sıkı kurallarla sınırlandırılması talebiyle birlikte ele alınmalıdır. “35 saatlik çalışma haftası” talebi dile getirilmeli, ancak şu an için kamu çalışanları için geçerli olan 40 saatlik çalışma haftasının tüm çalışanlar için yasal çalışma süresi haline gelmesi talebi ön plana çıkarılmalıdır.

– MESLEK HASTALIKLARINI TESPİT ET, TEDAVİ ET, TAZMİNAT ÖDE, SORUMLULARI CEZALANDIR, ÖNLE!: Meslek Hastalıkları konusunda hem kampanyalar düzenlenmesi, hem de uzun vadeli mücadelenin örgütlenmesi gereklidir. Meslek hastalıklarına neden olan çalışma koşullarının değiştirilmesi, ortaya çıkan hastalıkların tespit edilmesi, tedavi edilmesi, tazmin edilmesi, sorumluların cezalandırılması ve meslek hastalıklarının önleneceği sağlıklı çalışma ortamlarının oluşturulması için bu konu sürekli gündemde tutulmalıdır. Bu amaçla, öncelikle meslek hastalıkları tüm toplumsal muhalefet örgütlerinin yayınlarında, etkinliklerinde, eğitimlerinde gündem yapılarak iç hazırlıklar geliştirilmelidir. Örgütlü işyerlerinde sendika temsilcileri, çalışan temsilcileri meslek hastalıklarını işyeri İSG Kurulları’nın gündeminde sürekli olarak tutmalı, çalışanların bu konudaki duyarlılığı geliştirilmelidir. Tespit edilen veya şüphe duyulan meslek hastalıklarının kampanyalarla basına ve kamuoyuna yansıması sağlanmalıdır. Meslek hastalıkları tespitinin SGK’nın bürokratik sigortacılık faaliyetine bırakılmaması, sağlıkçılar tarafından tespit edilebilmesi talep edilmelidir.

Bu yazı, HDP tarafından 24 Eylül 2017’de gerçekleştirilen İş Cinayetleri Sempozyumu’nda yapılan konuşmanın çerçevesinin genişletilmesiyle hazırlanmıştır.