x

OHAL değil demokrasi istiyoruz - İSİG Meclisi

e-Posta Yazdır PDF
Türkiye’de OHAL sonrası işçilerin hak arama mücadelesine ağır baskı uygulanmakta ve grevler dahi yasaklanmaktadır. İşçilerin korkutulduğu ve sindirildiği bir koşulda işçi sağlığı ve güvenliğinden bahsetmek mümkün değildir. Nitekim OHAL’le beraber iş cinayetlerinde yüzde 10’luk bir artış meydana gelmiştir. Yine OHAL koşulları o kadar keyfidir ki, KHK’lar ile birlikte tek bir kişinin akşam aklına gelen, sabah kanun olabilmektedir. Yaz saati uygulamasından, kış lastiğine kadar darbe girişimiyle uzaktan yakından ilgisi olmayan hemen her konu, KHK’lar ile düzenlenmektedir. Özetle işçi hakları mücadelesinin önündeki güncel pratik engel olarak OHAL kaldırılmalıdır. Yukarıda değinmişken, yaz saati uygulaması için görüşlerimizi belirtelim.

TTB açıkladı: ‘Kış aylarında yaz saatinin uygulanması, insanda biyolojik saati etkileyerek, sağlık üzerinde olumsuz etkiler yaratır.’ 2017 Nobel Tıp Ödülü bu döngüyü kontrol eden mekanizmalar üzerine yaptıkları çalışmalar nedeni ile üç ABD’li bilim insanı; Jeffrey Hall, Michael Rosbash ve Michael Young’a verildi. Nobel Komitesi bu üç bilim insanına bu yılki Nobel Tıp Ödülünü verme nedenini, ‘Yeryüzünde yaşam, gezegenimizin dönüşüyle uyumludur. İnsanlar da dahil yaşayan organizmaların bir iç, biyolojik saati olduğunu ve bu saatin organizmanın günün doğal ritmine uyum sağlamasına yardımcı olduğunu biliyorduk.

Ancak bu saatin nasıl çalıştığını Hall, Rosbash ve çalışmaları sayesinde öğrendik. Bu bilim adamlarının çalışmaları, bitkilerin, hayvanların ve insanların biyolojik ritimlerini Dünya’nın devinimiyle nasıl uyumlu hale getirdiğini anlamamıza yardımcı oldu’ cümleleri ile açıkladı. Yine EMO açıkladı: ‘Yaz saati uygulaması ile 2,8 milyar TL zarar edildi.’ Diğer yandan ne biyolojik saat ve ne ekonomik zarar dinlemeyen iktidar KHK ile yaz saati uygulamasını bir yıl daha uzattı. Kalıcı yaz saati uygulamasından vazgeçilmelidir. Motorlu taşıtlar vergisi, özel tüketim vergisi, harçlar vs. Üst üste zamlar geliyor ve tartışılan sadece zam oranları. Enflasyon resmi olarak yüzde 12’ye ulaştı, dolar 4 TL sınırına dayandı, gençlerin dörtte biri işsiz.

Çünkü ekonomide üretkenlik yok ve yapılan harcamalar silahlanmaya gidiyor. ABD ile uçak Rusya ile S-400 füze anlaşması yapılıyor, iç güvenliğe önemli bir kaynak ayrılıyor, yani Türkiye ekonomisi bir savaş ekonomisi haline geliyor. Zaten Maliye Bakanı demedi mi silahlanma için ya dış borç alacağız ya da vergileri arttıracağız. Türkiye toplumu bir savaş psikolojisine sokuluyor. Normalde devletler savaş harcamalarını, silahlanmaya, savaşa gittiklerini gizlerler ki toplum savaşa karşı bir tepki vermesin, savaşa karşı çıkmasın diye. Fakat bugün baktığınız zaman tam tersine bir durum söz konusudur. İktidar tarafından yapılan açıklamalarda, toplum açıkça savaşa hazırlanıp, savaşın normalleştirilmeye çalışıldığını görüyoruz. Yani ‘biz savaş yapacağız, biz savaş politikası izliyoruz ve onun için sizin vergilerinizi buraya harcayacağız, sizden daha fazla para alacağız, sizi daha fazla yoksullaştıracağız’ diyor.

Savaşa değil eğitime, sağlığa bütçe. İşçilerin ölmemesi, sakat kalmaması, yaralanmaması için bütçe. Çünkü her gün 8-10 işçi çalışmak için evinden çıkıyor ve bir daha geri dönemiyor. Eğer biz bu gerçekleri sorgulamazsak, ‘neden’ sorusunu sormazsak bizleri daha zor günler bekliyor. Ekim ayının gündemi yoğundu. Şırnak ve TÜPRAŞ işçi katliamları, sağlıkçıların çalışma koşulları nedeniyle intiharları, BMC Fabrikasının iş cinayetine önlem olarak kurban kestirmesi, Cumhurbaşkanı’nın ‘işçiler iş beğenmiyor’ diyerek ülkemizde işçilerin dörtte birinin haftalık 60 saatten fazla çalıştığı gerçeğini gizlemesi vb. birçok sorun önümüzde duruyor. Ancak Akkim işçilerinin, Zonguldaklı madencilerin, Şişecam işçilerinin, sağlık emekçilerinin, Kod-A işçilerinin direnişleri ve eylemleri ile Kocaeli İSİG Meclisi’nin kuruluşu örnekleri ve yine sayamadığımız birçok örgütlü veya bireysel işçi eylemi sorunların çözüm yolunda önümüze ışık tutmaktadır…