x

TÜPRAŞ - Nilgün Tunçcan Ongan

e-Posta Yazdır PDF
TÜPRAŞ’ta taşeron işçilerin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan iş cinayeti aslında taşeron çalıştırma ve iş cinayetleri arasındaki ilişkinin onlarca örneğinden bir tanesi.

Ama konu TÜPRAŞ olunca, hafıza tazelemek ve TÜPRAŞ’ın özelleştirilmesi sürecini hatırlamak gerekiyor. Çünkü Petrol-İş Sendikasının o dönemde defalarca raporladığı üzere, taşeron çalıştırma uygulaması esasen TÜPRAŞ’ın özelleştirme kapsamına alınmasıyla başlıyor ve yaygınlaşıyor. Bu çerçevede sendikalı işçi sayısı da hızla azalıyor.

Kaldı ki, taşeron çalıştırma özelleştirme uygulamasının tamamlanmasının ardından da işveren ve sendika arasında başlıca çatışma alanlarından biri oldu. Kimi zaman toplusözleşme görüşmelerinin tıkanmasına yol açtı.

Petrol-İş Sendikası 2011 yılında, TÜPRAŞ’ta devamlılık gerektiren işlerin de taşerona yaptırıldığını duyurdu. Buna karşılık işveren ise “...özellikle bakım birimlerinde kadrolu işçi sayısında bir azalma yok” diyor ve toplusözleşme görüşmelerinin tıkanması konusunda sendikayı suçluyordu.

Ancak yaşanan iş cinayeti vesilesiyle öğrendik ki; Türkiye’nin en büyük sermaye gruplarından biri olan Koç Holding, ülkenin en büyük sanayi kuruluşlarından birinin bakım işlerinde taşeron işçi çalıştırıyordu. Uzun zamandır kullanılmayan bir tankın bakımı esnasında yaşanan patlama, tankın bakım işini yapan taşeron işçilerin hayatını kaybetmesine yol açtı.

TÜPRAŞ’ın nasıl özelleştirildiğine gelince;
Ekonomik, toplumsal ve hukuksal açıdan bütünüyle ibret verici olan bu uygulama parça parça gerçekleştirildi. 1991 ve 2000 yıllarında belli oranda hissenin halka arzının ardından 2003 yılında geriye kalan hisselerin blok satış yoluyla özelleştirilmesine karar verildi.

Bu tarihten itibaren de özelleştirme sürecinin her bir safhası, konuyla ilgili yargı makamlarının neredeyse tümü tarafından hukuka aykırı bulundu. Defalarca yürütmeyi durdurma kararları verildi. Yapılan satışlar, usul hukukuna aykırılıklar bir yana doğrudan kamu yararına aykırılık gerekçesiyle esastan iptal edildi.

Ancak ne bu yargı kararları, ne işçilerin mücadelesi ne de başta akademisyenler olmak üzere toplumun geniş kesimlerinin ortaya koyduğu tepki TÜPRAŞ’ın özelleştirilmesini engelleyemedi.

Küresel tekel ve çokuluslu petrol şirketlerinin talepleri doğrultusunda, 2005 yılında, TÜPRAŞ hisselerinin bir kısmı doğrudan yabancı yatırımcılara, yüzde 51’i ise Koç-Shell ortak girişimine satıldı.

Yüzde 51’lik blok satışın yürütmesi Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu tarafından durduruldu. Ancak “fiili imkansızlık” gerekçe gösterilerek bu karar da uygulanmadı. Nitekim 2010 yılında yapılan anayasa değişikliğiyle de, yerindelik denetimi yargı yetkisinin dışında bırakıldı. Böylece ‘kamu yararına aykırılık’ özelleştirme iptali gerekçesi olmaktan çıkartıldı.

Bu sürecin hukuksal ve sınıfsal açıdan iki önemli sonucu var:
Birincisi, günümüzde sıkça tartışılan ‘yasaları fiili duruma uydurma’ meselesi bugünün konusu değil. Kökleri çok daha eskiye ve doğrudan sermaye çıkarlarının korunması kaygısına dayanıyor.

İkincisi ise en büyük sermaye grupları ya da en kurumsal işletmeler bile güvensiz, güvencesiz ve eğreti istihdam koşullarının sorumluluk ve sonuçlarından azade değil. Taşeron çalıştırma ise bunun başlıca mekanizmalarından bir tanesi.