x

Çıraklık yasası çocuk işçi çalıştırmanın yolunu açtı

e-Posta Yazdır PDF
Çıraklar üzerine araştırma yürüten akademisyenler Yrd. Doç. Dr.  Taner Akpınar ve Yrd. Doç. Dr. Servet Gün, Türkiye’de yoksul çocuklara yönelik politikanın ‘devletin sırtında yük’ anlayaşıyla şekillendiğini ifade ederek, “1970’lerden beri yoksul çocuklara eğitim harcamalarının yapılmaması hedeflendi” dedi. Çıraklığın tamamıyla sınıfsal bir mesele olduğunun altını çizen akademisyenler, “Çıraklık süreci çocukları, geldikleri sosyal sınıfa geri fırlatan işlev görmekte” dedi. Akademisyenler patronların çıkarları için çıraklık yaşının düşmesini istediğini açıklayarak, çıraklar üzerinde kurulan fiziksel ve yasal tahakkümün patronların çıkarına geldiğini ekledi.

Akdeniz Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü’nden (ÇEKO) Yrd. Doç. Dr.  Taner Akpınar ve Munzur Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi ÇEKO’dan Yrd. Doç. Dr. Servet Gün Türkiye’deki çırak çocukları üzerine yaptığı araştırmayı, Uluslararası Mesleki Eğitim ve Kalkınma Dergisi’nin 3. sayısında “Beşeri sermaye kuramının Türkiye’deki çıraklık sistemi örneği üzerinden sınanması”* ismiyle İngilizce olarak kaleme aldı. Makalelerinde Türkiye’deki çıraklık sisteminin nasıl işlediğini örnekleriyle anlattı.  Akademisyenler Akpınar ve Gün, araştırmaları ve makaleleri üzerinden Türkiye’deki çıraklık sistemi hakkında Evrensel’in sorularını yanıtladı.

İnsan sermayesi teorisi eğitim ve öğretim yoluyla yapılanlardan toplumun tamamının ekonomik çıkar sağladığını savunuyor. Çıraklık eğitimi bu teori açısından nasıl ele alınıyor?
Beşeri sermayesi kuramı liberal düşüncede Gary S. Becker’in sistematize ettiği yaklaşımdır. Topluma bu pencereden bakanlar, bireylerin eşit fırsatlara ve seçme özgürlüğüne sahip olduğunu varsayar. Bireylerin rasyonel olarak genel eğitim, çıraklık eğitimi ve diğer mesleki eğitim biçimlerinden birisine karar verdiğini ve bunların yatırım süreci olduğun söyler. Kuram bireylerin eğitim yatırımı yaparken, maliyetini ve getirisini göz önünde bulundurduklarını ileri sürer. Kurama göre beşeri sermaye yatırımı bireysel düzeyde geliri artırıcı, ulusal ölçekte ekonomik büyümeye katkı sağlayıcı sonuç yaratmaktadır. Bu yaklaşım, an itibariyle egemen konumda bulunuyor ama egemenliği, kendini bilimsel olarak kabul ettirmiş olmasından değil, küresel ölçekte gördüğü politik ve ideolojik destekten kaynaklanıyor. Bourdieu, Freire vb. yazarlar, insan sermayesi kuramının özellikle sınıfsal farklılıkları, eşitsizlikleri görmezden gelen katı ideolojik tutumu yerle yeksan eden ve kapitalist eğitim sisteminin eşitsizlikleri yeniden üreten bir nitelikte olduğunu çalışmalarıyla ortaya konulmuştur. Beşeri sermaye kuramının savunucuları kendilerine yöneltilen bu karşıt bilimsel görüş ve eleştirileri basit görmezden gelip, savuşturmak gibi bir yola başvurmaktadır.     

1970’LERDEN BERİ AYNI POLİTİKA, ‘YOKSUL ÇOCUKLAR YÜK’

Araştırmanızda Türkiye’deki çıraklık sistemine odaklanıyorsunuz. Türkiye’de yürütülen çıraklık eğitimi gerçekten çocuklara mesleki eğitim vermek için geliştirilmiş bir sistem mi, yoksa altında yatan başka bir toplumsal gerçeklik mi var?
Türkiye’de çıraklık kurumunun tarihsel geçmişi eskilere dayanmaktadır. Selçukluklar zamanında Ahilik ve sonrasında Osmanlı döneminde lonca/gedik olarak adlandırılan küçük üreticilik düzeninin olmazsa olmaz yapısal parçalarından biridir. Cumhuriyet döneminde, 1930’lardaki devletçi kapitalist ekonomi modeli kapsamında, devlet fabrikalarının nitelikli emek gücü gereksinimini karşılamak üzere, devlet fabrikaları bünyesinde de çırak okulları açılmıştır. Ancak, bugünkü anlamda çıraklık sistemi 1977 yılından beri uygulanıyor. Bu yılda yapılan bir yasa ile çıraklık sistemi kurumsal hale getirildi, 1986 yılında yeni bir yasa yapıldı. İlk bakışta mesleki eğitim süreci olarak gözüken çıraklık sistemi, gerçekte başka bir niteliğe sahiptir. Çıraklık sistemi çocuk emeğini, ucuz emek gücü olarak küçük işletmelere sunmak için tasarlanıp uygulamaya konulmuş bir sistem.
 
Çıraklık yasası küçük işletmelere, hizmet sözleşmesiyle işçi çalıştırmak yerine, çırak adı altında çocuk işçi çalıştırmanın yolunu açtı. Saha araştırmaları çıraklığın çocuk işçilik biçimi olduğunu ortaya koymaktadır. Çıraklık sisteminin hedef kitlesinin yoksul çocuklardır ve dönemim iktidar partisi çıraklık sistemine almak istedikleri asıl kesimin yoksul ailelerin çocukları olduğunu açıkça dile getirmişti. ‘Devletin sırtında bir yük’ olarak görülen, yoksul çocuklara yönelik kamusal eğitim harcamalarının yapılmamasının hedeflendiği de açıkça ifade edilmişti. Çalışma Bakanlığının  2017-2023 dönemi ‘Çocuk İşçiliği ile Mücadele Ulusal Programı’nda mücadele yollarından biri yoksul çocukların çıraklık sistemine yönlendirilmesi hedefi var. Çıraklık sistemi, küçük işletmelere ucuz emek kaynağı yaratmaya yönelik devlet politikası ve kadim devlet politikasının sürdürüldüğü görülüyor.

ÇIRAKLIK İŞ SAHİBİ YAPMIYOR

Çıraklık gerçekten de çocukların gelecekte meslek edinmesini garanti eder mi?
Sorunuzla ilgili olarak şu konuya değinmekte fayda var. Günümüzde üniversiteler, eğitim kurumlarında ve diğer kamu kurumlarında adeta bir sihirli formül olarak girişimcilik eğitimi veriliyor. Bu eğitimlerin içeriğine bakıldığında girişimci olmak, neredeyse bir fikre ya da mesleki bilgi-beceriye sahip olmak ve bunu doğru kullanmakla eşdeğer tutuluyor. Yapısal koşullar hiçe sayılıyor. Oysaki kapitalist toplumda girişimci olmanın kapitalist üretim için temel gerekli koşulların hepsine birden sahip olmaktan geçtiği temel düzeyde bir bilgidir.
 
Bizim yaptığımız saha araştırması bulguları, çırakların çalıştıkları işyerlerinde başta temizlik ve getir-götür işleri olmak üzere çoğunlukla niteliksiz işleri yaptıklarını ve günde 10-12 saat boyunca çalıştırıldıklarını gösteriyor. Teknik işleri öğreniyorlarsa da, bu işler aslında dört yıllık bir eğitim sürecini hiç gerektirmiyor. Asıl sorun şu, çırak olarak çalışan çocuk işçilerin bu süreçte bir meslek öğrenmesi tek başına bir şey ifade etmez. Büyük çoğunluk bunu zaten istemiyor ve böyle bir gelecek düşünmüyor, çoğu ustalık belgesini almadan ilk fırsatta çıraklık sistemini terk ediyor. Aksi yönde düşünseler bile, ileride mesleklerini yapabilecek bir işyeri açmak için gerekli olan sermaye ve diğer olanaklara sahip değiller. Kaldı ki, büyük yerli sermaye ve yabancı sermaye karşısında rekabet edemez halde olan küçük işletmeler, bir yok oluş sürecini yaşıyor. Böylesi bir ekonomik ortam çıraklık eğitimi yoluyla öğrenilecek mesleklerin geleceği açısından hiç de ümit vermiyor.    

İŞVERENLER ÇIRAKLIK YAŞI DÜŞSÜN İSTİYOR

Patronlar neden çırak çalıştırmak istiyor?
Ucuz emek gücü demek, genel geçer bir tespit ve çıraklık sisteminin iç yüzünü tam olarak yansıtmıyor. İşverenler, tam zamanlı bir işçi çalıştırmak yerine, mesleki eğitimi adı altında çırak çalıştırarak işgücü maliyetlerini düşürme noktasında iki temel avantaja sahip olmaktadır. Birincisi, sigorta primleri ve diğer sosyal harcamalara ilişkindir. İşverenler, çırak çalıştırarak sigorta primi, kıdem tazminatı ve iş kanununda doğacak diğer sosyal giderlerden kurtulmaktadır. Çıraklara, yasal olarak, yalnızca iş kazası ve meslek hastalığı ile hastalık sigortası yapılmak zorunludur. Ancak, işverenler bunun için herhangi bir prim ödememekte, çünkü çırakların bu sigorta kollarına ilişkin primleri devlet tarafından karşılanmaktadır. İkincisi ise ücrete ilişkindir. İşverenlerin, çıraklara, yasal olarak asgari ücretin yüzde 30’undan fazla ücret ödemek gibi bir yükümlülüğü yoktur.
 
İşverenler, çırak çalıştırmayı işgücü maliyetlerini düşürmenin yanında başka bir nedenle daha istemektedir. Çırakların işveren karşısında ne yasal ne de fiziksel olarak direniş gücünün olmaması, işyerinde bütünüyle işverenin tahakkümüne dayalı bir iş ilişkisi kurulmasına yol açmaktadır. Buna rağmen, işverenler, çıraklığa başlama yaşını yüksek bulmaktadır. 14 ve daha büyük yaştaki çırakların bazen kendilerine karşı koyduklarını söyleyen işverenler, bu nedenle, çıraklığa daha erken yaşlarda başlanması gerektiğini savunmaktadırlar. İşverenler, zorunlu temel eğitim süresinin olabildiğince kısaltılması ve çırakların daha küçük yaşta işe gönderilmesinin, sanayi ortamına alışmaları açısından da gerekli olduğu görüşündedirler.   

Araştırmanıza katılan çocukların ekonomik durumu nasıldı, neden okulu bırakıp çıraklığı tercih etmişler?
İlk önce şunu söylemek bir zorunluluk; çırakların tamamı yoksul işçi ve köylü ailelerden gelmektedir. Dolayısıyla bir mesleki eğitim sistemi ve süreci olarak görülen çıraklık sisteminde yer alan çocukların hiçbiri zeka düzeyi, bilgi, beceri gibi ölçütlere dayalı meritokratik bir seçim sistemi sonucu orada bulunuyor değiller. Bu tamamiyle sınıfsal bir mesele, çırak olan çocuklar ait oldukları toplumsal sınıfın zorunlu bir rotası olarak bu yola koyulmaktadır. Çıraklığa giden yolu, hiçbir şekilde farklı seçenekler arasından yapılan rasyonel tercihler belirlemiyor.

Aileler çıraklık eğitimine nasıl bakıyor?
Aileler çıraklık eğitimine, geleneksel bir yaklaşımla, çocuklarının geleceği için kestirme bir yol olarak bakıyorsa da, bundan en öncelikli beklentileri, çocuklarının çırak olarak çalışıyorken kazandıkları para ile ailenin geçimine katkıda bulunmaları. Saha araştırması kapsamında görüşme yaptığımız çırakların neredeyse hepsi kazandıkları parayı, hanenin bütçesine katkı olarak anne-babalarına verdiklerini söyledi. Çocuklar, çok da seçme hakkı olmadan aileleri tarafından, büyük çoğunluğu da babaları tarafından çırak olarak işyerlerine gönderiliyor. Bu ailelerin, çocuklarını liseye ve devamında üniversiteye göndermenin masraflarını karşılayacak maddi güce sahip olmamaları da, belirleyici bir etken. Çıraklık eğitimi yoluyla yaşam döngülerini değiştirecek bir meslek edinemeyen çıraklar, bu süreçte maddi bir birikim de yapamadığına göre, çıraklık süreci onları gerisin geriye geldikleri sosyal sınıfa geri fırlatan bir işlev görmektedir.   

Araştırmanızın sonuçlarını genel olarak özetlerseniz neler söylersiniz?
Soruya kısa ve öz cevap verilecek olursa: Hem kamusal eğitim harcamalarını azaltmak hem de küçük işletmelerin emek gücü maliyetini azaltmak gibi iki temel beklentiden hareketle yoksul çocukların genel eğitimden dışlanarak çıraklığa yönlendirilmesi daha doğrusu zorlanması, çocuk işçiliğini çıraklık sistemi aracılığıyla görünmez kılarak meşrulaştıran bilinçli bir toplumsal tabakalaşma politikasına hizmet etmektedir. Çıraklık sistemini çocuk işçiliği sorununun bir parçası olarak görmek ve bu olguyu sınıfsal bir perspektiften okumak zorunludur.

Çocukların ileride meslek edinmesi için nasıl bir sistemin kurgulanması gerekir?
Bu, başlı başına üzerine çalışmayı gerektiren çok önemli bir konu. Ancak çocukların ezilmesinin önüne geçecek bir sistem gayet güzel geliştirilebilir. Daha önce sözünü ettiğimiz gibi, bir dönem devlet fabrikalarının bünyesindeki çırak okulları çok ideal bir örnek, o okullarda çocuklar dört yıl boyunca çıraklık eğitimi alıyor ama bu süreçte kesinlikle fabrikalara girip çalışmalarına izin verilmiyor. Teknik eğitimi okullarda bunun için hazırlanmış yerlerde yapıyorlar ve bunun yanında genel eğitimde de hiçbir şekilde geri kalmıyorlar. Bu süreçte aldıkları eğitimin bir parçası olarak kültürel, sanatsal ve sportif faaliyetlere de aktif olarak katılabiliyorlar. Günümüzde de çocukların canının yanmasının önüne geçilebilir, teknik detaylar rahatlıkla buna göre planlanabilir. Sanırız ki bunun önündeki en büyük engel, bütün eğitim sistemini ve emek piyasası politikalarını biçimlendiren egemen düşüncenin, eşit fırsatların olduğu ve bireylerin özgürce seçim yapabildiği bir toplumsal düzenin var olduğu yönündeki ideolojik bağnazlığı.

* Taner Akpınar and Servet Gün (2016), “Testing the human capital development model: the case of apprenticeships in Turkey”, International Journal of Training and Development, Volume: 20, Issue: 3, pp. 214-223.