x

Milyonu değil adalet isterim

e-Posta Yazdır PDF
Muğla’da dört yıl önce atık su istasyonunda zehirlenerek yaşamını yitiren yedi kişiden biri olan Mevlüt Özbakar’ın eşi Kerime Özbakar, davasını geri çekmesi karşılığında kendisine önerilen 1 milyon TL’lik kan parasını reddettiğini belirterek, “Ben bu devlete güvenmeyeceğim de kime güveneceğim? Güvendiğim için parayı kabul etmedim” diyor.

GAZETECİ haksızlığa, ayrımcılığa uğrayanların, görmezden gelinenlerin, unutulanların, ‘öteki’nin, ağaçların, hayvanların, tarihin, kültürün, sanatın sesi olur. O sesle bir hatadan dönülür, bir haksızlık giderilir, bir çocuğun hayatı kurtulur, bir kadının kaderi değişir...

Hürriyet’in sayfalarında okuduğunuz her haber bu çabanın bir ürünüdür. Bu sayfa ise baş döndürücü hızda gelişen gündem yüzünden ihmal edilen meselelerin sesi olmayı amaçlıyor. Ses verin ki sesiniz duyulsun... Demet Bilge Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

"BANA YANAŞMAYIN" DİYORDU

MEVLÜT Özbakar, işten döndüğünde, kendisini kapıda karşılamak için koşuşan eşi Kerime’yi ve torunlarını “Bana yanaşmayın” diye uyarıyordu. Kir içindeki ellerini göstererek, “Ben bu ellerle b... temizliyorum Kerime” diyordu. 

Kerime Özbakar, kocasının Muğla’nın Güllük beldesindeki atık su istasyonunda kuyu temizlediğini, ancak 17 Haziran 2013’teki faciadan sonra öğrenecekti. Izgaralara takılan katı atıklar için kullanılan ‘halatlı ızgara’ denilen ‘elevatör’ adlı mekanizma bozuk olduğu için bu işi kendisi yapan Özbakar, o gün kuyu içinde bayıldı. Müdür Mustafa Öztürk ile işçilerden Yüksel Kum, Özcan Özkan, Fikret Özdemir, Serkan Miral, Hasan Özgür yardıma gitti. 7 kişi de kuyuda zehirlenerek yaşamını yitirdi. Türkiye gündeminde uzun süre konuşulan bu faciadan sonra Muğla 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı.

‘ACIMASIZLIK BU’
Davaya son olarak gönderilen bilirkişi raporunda işçilerin tali kusurlu olduğu savunuldu. İşçilerden Mevlüt Özbakar’ın eşi Kerime Özbakar, rapora isyan ederken, diğer ailelere olduğu gibi kendisine de davadan vazgeçme karşılığı önerilen ‘kan parası’ teklifini reddettiğini söyledi. Özbakar, Hürriyet’e şunları anlattı: “Eşimi o kuyuya indiriyor, elleriyle pisliği temizletiyorlardı. Acımasızlık, zalimlik bu. Böyle bir rapor olmaz. Ben adalete inanmış bir insanım. O yüzden başımı bu yola koydum. İlkel çağlarda bile böyle bir şey yok. 1 milyon TL’yi almadım diye bana çok baskı yaptılar. Hem şirket, hem çevrem. “Sen delisin, neden almıyorsun?” dediler. ‘Hak hukuk neyse o’ dedim. 

BÜTÜN İŞÇİLER ADINA...
Eşim bunları hak etmediği için o parayı kabul etmedim. Pişman değilim. Hakkımı helal etmiyorum. Adalete güvenmişsem kötü mü ettim? Adalet ona göre karşılığını göstersin. Ben devlete güvenmeyeceğim de kime güveneceğim? Güvendiğim için parayı kabul etmedim. Sadece kendim için değil, bütün işçiler adına kabul etmedim. Yazık değil miydi eşimin çektiği eziyete. Herkesin eşi kendine güzeldir ama o annem, babam, kardeşimdi. Bu kaza değil, olamaz. Kaza dediğin; tedbirleri alınmıştır, o zaman iş kazası olur. Bile bile ölüm çukuruna koymuşlar eşimi. Vicdanen de olmaz, insanen de.”

PARAYLA HER ŞEY OLMAZ
DAVA sürecinde şirket, ailelere para vererek, şikâyeti geri çektirme yoluna gitti. 150 bin TL’den başlayan miktar, 1 milyon TL’ye tırmandı. Teklifi kabul eden ailelerle ‘Kan Parası Feragat Metni ve Protokolü’ imzalandı. Milas 1. Noterliği‘nce imzalanan dokümanda, maddi ve manevi tazminat ve haklara ilişkin aileyle uzlaşılan miktar belirtiliyor. Bir ailenin 750 bin, diğerinin ise 850 bin TL aldığı görülüyor. Parayı kabul edenlerin şikâyetini geri çekeceği ve kararı temyiz etmeyecekleri taahhüt ediliyor. Parayı almayan tek kişi olan Kerime Özbakar, şunları söylüyor: “Dört çocuğum, dört torunum var. Torunum Gökçe özürlüydü. Ona eşim bakıyordu. Eşimden bir sene sonra torunum öldü. Onun acısını da çektim. O parayı alsam torunuma bakardım. Kendim rahatsızım, tedavi olurdum. Kızlarımı daha güzel okuturdum. Ama almadığım için pişman değilim. Parayla olmaz her şey. Eşim geri gelmez.” 

BİR DE İŞÇİLER SUÇLANDI
MUĞLA 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde Akfen Holding, İller Bankası ve Güllük Belediyesi başkan yöneticilerinin de aralarında olduğu 25 sanık hakkında ‘taksirle ölüme sebebiyet vermek’ten dava açıldı. Mahkemeye, geçen 4 Temmuz’da ulaşan son bilirkişi raporunda, tesisin projelendirmesinde görev alan ve geçici kabulüne imza atan İller Bankası, Güllük Belediyesi ve taşeron şirket yöneticisi 20 sanığın tali kusurlu olduğu belirtildi. Bu kişilerin kuyuda havalandırma, gaz ölçüm cihazı gibi eksikliklerden sorumlu oldukları ifade edildi. Güllük Belediyesi’nin dört yıl denetim yapmadığı ve elevatörün bozuk olduğunu görmediği anlatıldı. Akfen Holding yöneticilerine kusur atfedilmedi. Altı işçiyi kurtarırken can veren işletme şefi Öztürk asli, altı işçi ise ‘her biri sahada yeterli iş tecrübesine sahip maktullerin özensiz davranışlarının eklenmesi sonucu ölüm sonucunun ortaya çıktığı’ gerekçesiyle tali kusurlu sayıldı. 

1 AYDA 164 İŞÇİ YAŞAMINI YİTİRDİ
İŞÇİ Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin (İSİG) verilerine göre haziranda 164 işçi yaşamını yitirdi. İş cinayetlerinin nedenlerine göre dağılımı ise şöyle: 
 “Trafik, servis kazası nedeniyle 42 işçi; ezilme, göçük nedeniyle 27 işçi; yüksekten düşme nedeniyle 26 işçi; elektrik çarpması nedeniyle 20 işçi; kalp krizi, beyin kanaması nedeniyle 11 işçi; patlama, yanma nedeniyle 5 işçi; zehirlenme, boğulma nedeniyle 5 işçi; intihar nedeniyle 5 işçi; silahlı şiddet nedeniyle 5 işçi; nesne çarpması, düşmesi nedeniyle 2 işçi; kesilme kopma nedeniyle 1 işçi ve diğer nedenlerden dolayı 15 işçi...”
 2016 yılında 1970 işçi çalışırken yaşamını yitirdi. Bu, Türkiye tarihinde en çok işçi ölümünün yaşandığı yıl oldu. Yaşamını yitirenlerin 1682’si işçi ve memur, 288’i ise çiftçi ve esnaftı. 

BAKANLIĞIN HEDEFİ 'SIFIR'
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, 13 Mayıs’ta 3. Havalimanı’nda ‘İş Sağlığı ve Güvenliği Hedef Sıfır Deklarasyon’ imza törenine katıldı. Dünyada her 15 saniyede 160 iş kazası yaşandığını ve 1 işçinin hayatını kaybettiğini dile getiren Müezzinoğlu, projeye ilişkin şöyle dedi: “Bundan sonraki süreçte sosyolojik olarak bir dönüşüme gitmeyi hedefliyoruz. O nedenle de artık ilkokul öğrencilerimizde, iş sağlığı ve güvenliği konusunda bilinç oluşturacağız. Evdeki iş kazalarına anne ve babayı duyarlı hale getirebilirsek, çocuklarda da bir iş kazası duyarlılığı veya tedbir kültürü oluşur.” 

'BİLİYORUM İKİ GÜN AĞLAYIP UNUTACAKSINIZ'
ZAFER Açıkgözoğlu, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde taşeron işçi olarak çalışıyordu. 26 yaşındaydı. Acil servisin bodrum katındaki lağım sularını temizlemek için görevlendirildi. Enfeksiyon kaptı. Hepatit B teşhisi konuldu. 2014’te yaşamını yitirdi. Açıkgözoğlu, işçi arkadaşlarına bıraktığı mektubunda şöyle diyordu: “Biliyorum arkamdan iki gün ağlayıp üçüncü gün unutacaksınız. Hayatınıza hiçbir şey olmamış gibi devam edeceksiniz. Benden önce her sene ölen 1500 işçi gibi. Soma’da ölen 301 maden işçisi gibi. Şimdi diyorum ki, iş buldum, ekmek buldum diye sevinirken güvenlik önlemlerinin alınmamasından, gerekli eğitimin verilmemesinden, altyapı eksikliğinden canımdan oldum. Yaşamak istiyorsanız, sevdiklerinizle mutlu bir yaşam sürmek, evlenmek, çocuk sahibi olmak istiyorsanız; var olan şartların, eğitimlerin tamamlanmasını isteyin. Çalışma Bakanlığı başta olmak üzere, tüm sorumluların yasalarca cezalandırılması en büyük dileğimdir. Ceza alsınlar ki tekrar aynı hatalar yaşanmasın. Güle güle...” 

Açıkgözoğlu’nun basına da yansıyan bu vedasından sonra da çoğu basit önlemlerle engellenebilecek kazalar can almaya devam etti, ediyor. İşçiden 50 liralık bareti sakınan, önlem almayan, denetlemeyen, o baretin hayati olduğunun eğitimi vermeyenler caydırıcı cezalara çarptırılmadığı sürece de devam edecek.