x

“İşçilerin söz ve karar hakkı olmazsa iş cinayetlerini azaltamazsınız” - Murat Çakır ile söyleşi

e-Posta Yazdır PDF
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi’nden Murat Çakır ile, artan iş cinayetlerini, buna rağmen gerici iktidarın İSG yasalarını ertelemesini ve iş cinayetlerine karşı neler yapılabileceğini konuştuk.

- Çalışma Bakanlığı “sıfır kaza” demagojisiyle bir kampanya başlatsa da iş cinayetleri her geçen gün artıyor. AKP’li yıllarda binlerce işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi. Bakanlığın bu kampanyası hakkında neler söylemek istersiniz?

- 13 Mayıs günü, adı iş cinayetleriyle simgeleşen 3. Havalimanı inşaatında, Çalışma Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun katılımıyla “İş Sağlığı ve Güvenliği Hedef Sıfır Deklarasyon” imza töreni düzenlendi. Neredeyse iki aylık süreçte Türkiye’nin birçok şehrine giden bakanlık bürokratları kopyala yapıştır açıklamalarını sürdürüyorlar: “AKP döneminde iş kazaları azalıyor…”

İlk olarak kampanyayı başlattıkları 3. Havalimanı’na değinmek lazım. Burada ne kadar işçinin öldüğü bile belli değil. Bir çeşit esir kampı gibi. Bu kadar ölümün olduğu yerde bir de kampanyayı burada başlatmak insan aklıyla dalga geçmektir.

Yine işçi ölümlerinin azaldığını iddia ediyorlar. Bizler de aksine AKP döneminde 20 bine yakın işçinin iş cinayetlerinde yaşamını yitirdiğini, devletin denetim yapmadığını ve çıkardığı yasalarda bile ertelemeler yaptığını, patronların önlem almak şöyle dursun iş yerlerinde sorgulanamaz kurallarla bir çalışma rejimi oluşturduklarını, bunun bir iş cinayetleri rejimi olduğunu belirtiyoruz.

Diğer yandan sıfır kaza kampanyasının ekseninde inşaat sektörü var. Ama sadece Temmuz ayının ilk dört gününde iş cinayetinde 10 inşaat işçisi öldü. Özetle Türkiye bir işçi cehennemine dönüştü ve bu kampanya sadece bir halkla ilişkiler faaliyeti olarak adlandırılabilir.

- Göz boyamadan öteye gitmeyen “sıfır kaza” kampanyasına karşın AKP, işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerini zorunlu kılacak yasaları sürekli olarak erteliyor ya da kapsamını sermaye lehine daraltıyor. Bu kapsamda 7033 ve 6331 sayılı yasalarla gerekli güvenlik önlemlerini zorunlu kılacak uygulamalar hem güdükleştirildi hem de 2020’ye ertelendi. Bu yasaların içeriği ve amacı hakkında neler söyleyebilirsiniz?

- İşçilerin söz ve karar hakkı olmazsa, hangi yasayı çıkarırsanız çıkarın, iş cinayetlerini azaltamazsınız. Önleyemezsiniz demiyorum, zira sistem içinde bunun olma şansı yok. Birçok iş yerinde Çapa’da, İSKİ’de, Bony Çorap’ta, Yazaki’de farklı işçi sağlığı sorunlarına karşı işçiler ve hatta İSİG temsilcileri sadece yasal-
anayasal haklarını kullandıkları ve savundukları için işten atıldılar. Bu anlamda 6331 Sayılı İSG Yasası’nda mükemmel haklar bile vermiş olsanız, istediğiniz kadar hekim ya da uzman çalıştırsanız ya da denetim yapsanız orada işçi sağlığı ve güvenliğini sağlayamazsınız. İşin ana yönü bu.

Yine 6331 sayılı yasadan evvel de ülkemizde belli bir yasal çerçeve vardı ve tüzüklerle vs. birçok ayrıntıya girebiliyorduk. Bu anlamda işçi sağlığına özel bir yasa çıkardık demenin bir anlamı olduğunu düşünmüyorum. Tabi yasal haklarımızda neler varsa sonuna kadar zorlamak gerekiyor.

Burada yasa çıktıktan sonraki istisnalar vardı. Az tehlikeli, 50’nin altında çalışan, kamu işyerleri, hekim ve uzman hizmeti alıp alınmaması vs… Sürekli ertelenen bu husus en son 1 Temmuz 2020’ye ertelendi. TOBB ricacı oldu, bu durumun küçük işletmelere ekstra bir maliyet getireceğini belirtti ve bakanlık bu kararı aldı, ki böyle olacağı bekleniyordu. Tabii kendi çıkardığı yasaları bile uygulamak istemeyen bir iktidar var karşımızda. Ancak sorun genel anlamda sağlık, özel olarak da işçi sağlığının kamusal bir sorumluluk olması gereği. Çünkü ertelenen, OSGB’lerden hizmet alınması zorunluluğudur. Biliyorsunuz bu konuda bu kurumlar imza kampanyası da başlatmışlardı...

7033 Sayılı Yasa ile Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesine dair düzenlemeler var. Patronlar tatil günlerinde fabrika çalıştırmak için belediyelerden izin almayacak, harç yatırmayacak vs. Burada direkt işçinin hafta sonu tatilinin kaldırılmadığı doğrudur, ancak doğruların ya da yasal hakların olması ile uygulamalar arasında farklar var. Bu uygulama işyerlerine dönük sağlık denetimlerinin daha da zayıflamasına ve fiili olarak işçilerin çalıştırılmasına yol açabilir. Çünkü ülkemizde artık daha farklı koşullar kurumsallaşıyor, olumsuz anlamda.

- Ertelenen bu yasalar iş cinayetlerini azaltmak/durdurmak için yeterli bir kapsam taşıyor mu? İş cinayetlerinin asıl nedenleri nedir, önlenmesi için neler yapılmalı?

- Bu kampanya sonrası şu kadar denetim yaptık, bu kadar ceza kestik vb. birçok şey duyabiliriz. Zaten İSG Yasası çıkınca da konuya özel yasa çıkardık denmişti. Ancak sorunun özü ortada duruyor. İş cinayetlerinin azaltılması için önceliğin sendikal örgütlenme özgürlüğü, güvencesiz çalışma biçimlerinin yasaklanması, çalışma saatleri ve barınma gibi birçok unsurun değişmesi gerektiğini düşünüyorum.

Sadece bu yıl beş grev ertelemesi olmuş. Birçok sözleşme üç yıllık imzalandı ya da imzalatıldı. Binlerce işçi çeşitli nedenlerle işten atıldı. Haklarını arayan işçilere TOMA’larla, gözaltılarla karşılık veriliyor. Genel tablo bu, unutmayalım.

Tabii sorunun temelinde yatan, özel mülkiyetin sorgulanamaması... Çünkü Türkiye’de emek rejimi hangi hükümet başa gelirse gelsin güvencesiz çalışmayı yaygınlaştırarak ucuz işçiliği sağlamak zorunda. Uluslararası işbölümündeki yerimiz bu; ucuz işçilik transferi. Bu yüzden iş cinayetleri de rejim için bir tercih değil zorunluluk. İşçi sınıfı kendisi için üretimi düzenleyebilir, sorunları çözebilir, önlemlerini alabilir. Yani işçi sağlığı ve iş güvenliğini sağlamak ve gerçek anlamda iş cinayetlerini sıfırlamak sınıfın elinde olan bir durum. Yani İSİG mücadelesi salt şunlar şunlar yapılmalı meselesi değil, siyasal bir mücadele de.

Ancak güncel pratik sorunumuz, güvencesizliğe karşı mücadele ve bu süreçte alanımızda işçi sağlığı deneyimleri ve direnişleri oluşturma ve yaygınlaştırmadır. İşçiler ancak böyle sorgulayabilir ve siyasal ufku böyle genişleyebilir. Tabi doğru bir yön çizebilirsek...