x

Hafriyat Kamyonlarının İstanbulu - Şanver İsmailoğlu

e-Posta Yazdır PDF
Son yıllarda kentsel dönüşüm ve mega projeler bağlamında yapılan kontrolsüz çalışmalar, yeni bir "terör aygıtı" yarattı: Hafriyat kamyonu. Gazete ve televizyonlarda her gün buna ilişkin haberleri görüyoruz. Bazılarının hikayesini sosyal medya aracılığıyla öğrenebiliyoruz ancak. Bir türlü önlenemiyor ve günden güne boyutları büyüyor.

Yazıyı yazmaya başladığım saatlerde Pendik’te yeni bir hafriyat kamyonu cinayeti yaşandı ve 2016 yılından bu yana bu katliamlarda yaşamını yitirenlerin sayısı yirmi dokuz oldu.

Ne kadar kolayca sayıyoruz değil mi? İstatistiki bir veri gibi!

Ya onların yaşanmamış hayatları. Umutları, beklentileri. Çocuklar, yaşlılar, üniversite öğrencileri daha ömrünün en güzel yıllarında. Kamyonlar genç, yaşlı, hamile ayırmıyor. Parkta, kaldırımda buluyor, öldürüyor. Geride kalanlara dayanılmaz acılar yükleyerek. Yaşamlarının geri kalanının anlamını yok edip hiçsizleştirerek.

12 Mayıs 2016 da Kurbağalı Dere’den balçık taşıyan İBB kamyonu, Kadıköy Yoğurtçu Parkı’nda üniversite öğrencisi Şule İdil Dere’nin yaşamına son verdi. Ailesi o günden beri hukuk mücadelesini sürdürüyor.

Aile, gerçek sorumlular olan belediye görevlilerinin hala yargı önüne çıkartılmamasına isyan ediyor.

Yazıyı yazdığım sıralarda, Pendik’te yaşanan ve Mustafa Akpınar’ın yaşamını yitirdiği kamyon terörüne ilişkin attıkları tweeti buraya aynen alıyorum. 2016 dan bu yana yaşamını yitirenlerin isimleri bir kez daha kayda geçsin bu vesileyle. İsimleri bile belli olmayanlar var listede. Onlar da kayda öyle geçsin!


Son günlerde neredeyse her gün hafriyat kamyonları yaralanmalı veya ölümlü ‘kazaya’ karışıyor. Bu yüzden yaşananları kaza olarak tanımlamak gerçeklikle örtüşmüyor. Yazı yayına girene kadar listeye muhtemelen başkaları da eklenecek!  

İstanbul’un son fetih töreninde 3. Havalimanı şantiyesinde çalışan 1453 hafriyat kamyonuyla yapılan Guinness rekoru denemesi ise hala hafızalarda. İstanbul’un Hafriyat kamyonları tarafından yeniden fethedilmesi bundan daha iyi anlatılamazdı. Düşünenlerin aklına sağlık! Kamyonların Alman üretimi olması elbette Guinness rekoruna engel değil, yerli üretim şartı yok. Ama yerli üretimimiz olan trafik cinayetlerinde rekorumuzun da tescile ihtiyacı yok!

Sorunu, hafriyat kamyonu şoförlerinin dikkatsizliğine bağlamak hafife almak olur. Sefer başına prim alınması ve bu nedenle hız yapılması elbette bir neden ama sorgulanması gereken bizatihi bu sistemin kendisi. Bunca ölümlü olaydan sonra hala aynı sistemin devam ettirilmesi. Devam eden mega projelerin ve kentsel dönüşüm uygulamalarının daha uzun yıllar devam edeceği düşünülürse, bu yöntemle daha çok hafriyat kamyonu cinayetine tanık olacağız demektir. 

Ülkemizin trafik terörü sicili uzun zamandır bozuk. 2 Ekim 2015 de bianet’te yazdığım ‘Kaldırımlarında Öldük Ey Garip Ülkem…’  başlıklıyazımda kazaların ana nedeninin arka planında ulaşım politikalarımızın yattığını söylemiştim. Bu nedenle ayrıntısına girmeyeceğim. Ama insan hayatının bu kadar değersizleşmesini açıklamak için ulaşım politikalarına ek başka faktörler de aramak gerekiyor. Aklıma ilk gelen de daha fazla kâr, daha fazla rant!

İstanbul’da yaşanan hafriyat kamyonu terörünü, Karadeniz Sahil Yolu yapımı yıllarından biliyoruz. Aynı yöntemlerle, koca koca kayalar üstü açık bir şekilde kamyonlarla normal trafik akışı içerisinde taşındı. Birçok ölümlü ‘kaza’ gerçekleşti. Gerçek sorumlular asla yargılanmadı. Yerel mahkemeler konuya gereken önemi vermedi. Memleketin büyük bir meselesi halledilirken olurdu böyle münferit şeyler! 

Hafriyat kamyonlarının doğaya verdikleri zarar ise işin başka bir boyutu. Her gün İstanbul’un başka bir ormanından geliyor görüntü. Döküm yeri ücreti ödememek ve bir an önce yani bir sefere yetişebilmek için ormanlık alanda boşaltıyorlar molozları. Kilometrelerce moloz yığınları görüntülere yansıyor. Yakılan, yapılaşmaya açılan, otoyollara kurban edilen ormanların kalanı da molozlarla yok ediliyor. Ama yeterli önlem yok. Büyük memleket sorunları çözülürken olacak bazı sıkıntılar diyor ülkeyi yönetenler sanırım.

Birileri kısa sürede çok kazanacak diye bütün ülkenin geleceği karartılıyor. Zamana karşı bir yarışa dönüştü bu kazanç hırsı. Dur durak bilmiyor. Önüne çıkanı, engel olanı ezip geçiyor. Zulmünü her geçen gün katlıyor. Yeniden, yeniden fethediyor İstanbul’u bütün güzelliklerini yerle yeksan ederek!

Bu sıcakta bu can sıkıcı yazı uzadıkça ben de bunaldım. İnsana ve doğaya saygının gösterileceği günlere ulaşmak umuduyla…