x

'Borç yiğidin kamçısı' da kamçı kimin elinde? - Murat Özveri

e-Posta Yazdır PDF
Hızla borçlanıyoruz.

Sümerler, Assur, Babil ve eski Arap toplumlarında, borcunu ödemeyen borçluya, karısına, çocuklarına el konulup alacaklılar tarafından köleleştirilirlerdi.

Tevrat’a göre borcunu ödemeyen,borcuna karşılık kendisini köle olarak satmak zorundaydı. Tevrat’ta borçlarını ödeyemeden ölen, bıraktığı malının da borçlarını karşılamaması halinde alacaklıların, ölenin karısı ve çocuklarına el koyup köle olarak satmasını düzenleyen, borçlu babanın öz kızını köle olarak borçlarını ödemek için satmasına olanak tanıyan hükümler yer almıştır.

Hammurabi yasalarına göre bir kişi borcunu ödeyemez ise kendisini, karısını, oğlunu ya da kızını satmak zorundaydı. Borç karşılığı yapılan bu satış hükümlerine göre satılanlar, üç yıl süreyle alacaklının yanında çalışmak zorundaydılar. Üç yıl çalıştıktan sonra yeniden özgür olabiliyorlardı.

Assur’da borcunu ödeyemeyen kişiler borçlarına karşılık alacaklıya yakınlarından birisini rehin olarak vermek zorundaydı. Alacaklı, borca karşılık rehin aldığı kişi üzerinde her türlü tasarruf hakkına sahipti. Alacağına karşılık rehin aldığı kişiyi dövebilir hatta kulaklarını kesebilirdi.

Babil’de de durum pek farklı değildi. Borcunu ödemeyen özgür kişiler borçları karşılığında alacaklıların hizmetinde çalışmak zorundaydılar. Yeniden özgür olabilmek için alacaklıya çalışarak borçlarını ödemeleri gerekiyordu.

Roma’nın ünlü On İki Levha Kanunları alacaklının haklarını güvence altına almak için sert hükümler getirmişti. Borcunu ödemeyenler 60 gün boyunca esir tutuluyordu. Bu 60 gün süresince, üst üste üç pazar mahkemeye çıkartılıp ödemeleri gereken miktar ilan ediliyordu. Üçüncü Pazar gününde ya ölümle cezalandırılıyorlar ya da köle olarak satılmak üzere alacaklılara teslim ediliyorlardı.

Antik Yunan’da da borçluların durumu pek parlak değildi. Borçlarını ödeyemeyenler kendilerini ya da çocuklarını köle olarak satmak zorunda kalıyorlardı. Atinalı Solon borçlarını ödeyemedikleri için köle durumuna düşen küçük çiftçileri kurtarmak için ciddi yasal düzenlemeler yapmak zorunda kaldı. Borca karşılık insanların rehin verilmesini yasakladı. Küçük çiftçilerin borçlarının önemli bir kısmını sildi. Borcuna karşılık ipotek edilmiş toprakları küçük çiftçilere geri verdi. Borcu nedeniyle köle olarak alınıp satılanların önemli bir bölümünü devlet adına satın alarak serbest bıraktı ve o zamana kadar var olan tüm borçlarını hükümsüz saydırdı.

Bugün çok şükür hiç kimse borcunu ödemediği için köleleştirilip alınıp satılmıyor. Çok şükür hiç kimsenin karısına, çocuklarına borcu için el konulmuyor. Bugün bırakın borcu için insanların köleleştirilmesini, borç nedeniyle hapis cezası verilmesi dahi insan haklarına aykırı bir uygulama olarak kabul ediliyor.

Günümüz “borç yiğidin kamçısıdır” günü.

Borçlanıyoruz. Üstelik inanılmaz bir hızla borçlanıyoruz. 

Ümit Akçay Hoca, Gazete Duvar’da “En yoksulların borçlan(dırıl)ması”* başlığı altında yazmış, grafiklerle göstermiş.Türkiye Bankalar Birliği’nin verilerinden hareketle, özetle diyor ki:

2001 yılı ile 2011 yılı arasında geliri 0 ile 1000 TL olanların, yani geliri asgari ücretin dahi altında olanların sayısı 10 kat artarak 4 milyona yaklaşmış.

Aralığı 0 ile 2000 TL arasında olanlara genişlettiğiniz yani asgari ücretin biraz üzerinde geliri olanları da kattığımızda, 2005 ile 2013 arasında bu kategoride olanların sayısı 3 buçuk kat artarak 7 milyona yaklaşmış durumda.

Aralığı 0 ile 5000 TL arasında olan kesimlere kadar genişlettiğinizde ortaya çıkan sonuç daha vahim. Toplam bireysel borçların üçte ikisi bu kesimin üzerinde. Yani toplam bireysel borçların üçte ikisi alt ve orta sınıflara ait.

Üstelik bu borçların içerisinde kredi kartı borçları yok. Bu borçlar sadece bireysel kredi borçlarından oluşuyor.

Ümit Akçay Hoca, bu durumu “Yaşanan teknik bir süreç değil, siyasi sonuçları var” diye nitelendirmiş. Sonuçları da bir hafta sonra yazacağı yazıya bıraktığını söylemiş.

Merakla bekliyoruz ama izni ile yeniden borcu olanların köleleştirilmesi sürecine mi girdik diye sormadan da edemiyoruz.

Toplu pazarlığın en kritik anına geliyorsunuz, ufukta grev gözüküyor. İşyeri kritik bir sektör değilse, bir ay iki ay daha da fazla grev yapılsa kimsenin umuru olmayacaksa işçi soruyor, grev nedeniyle kredi borçlarımı ödeyemezsem evime haciz gelir mi? Sorunun yanıtını aldığında boynunu büküyor, siz sorudan mesajı anlıyorsunuz.

Seçimlerde taşeronlar işçileri geziyor, “Siz bilirsiniz herkes reyinde hürdür ama, iyi düşünün eğer seçimleri iktidar partisi kaybederse ben taşeron olarak iş alamam, ihalem iptal edilir ben de sizi işten çıkarmak zorunda kalırım. Oyunuzu ekmeğinizi düşünerek verin” diyorlar. 

“Borç yiğidin kamçısı” da kamçı kimin elinde?

Kim bu kamçıyı tutan el, borçluluk üzerinden yönetildiğimiz yeni bir siyasal sistem mi doğdu

*http://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2017/06/19/en-yoksullarin-borclandirilmasi/