x

1 Mayıs’ın kökeni - Barış Işık

e-Posta Yazdır PDF
19. yüzyılın son çeyreğinde sekiz saatlik çalışma talebi, işçi hareketinin temel eksenini oluşturdu. İşçi hareketinin bu talebi en çok dalgalandırdığı ülke de ABD oldu. 1871 Paris Komünü yenilgisi sonrası Avrupa’da işçi sınıfı partileri ve sendikaların kurulması ile anarşist tedhiş yöntemlerine sıkışan bir işçi mücadelesi mevcuttu. Oysa ABD’de ise, çoğunluğunu göçmen işçilerin oluşturduğu yeni bir işçi sınıfı oluşmaktaydı. 1 Mayıs ve sekiz saatlik çalışma talebi üzerinden ifade edebileceğimiz buradaki işçi hareketi, işçi sınıfının sermayeye karşı dünya çapındaki savaşımının simgesi haline geldi.

İlk ABD işçileri beyaz ve aristokratik özelliklere sahipti. Oysa ABD İç Savaşı sonrası yaşanan hızlı sanayileşme ve krizler sonrası çalışma koşulları kötüleşmişti. Bu süreçte yaşanan ağır işsizlik koşulları ve vasıflı işçilerin makineleşme aracılığıyla tasfiye edilmesi sonucu büyük sanayi kentleri oluştu; Chicago, Detroit gibi bu sanayi kentlerinin varoşlarında yaşamaya başlayan işsizler ve yeni göçmenlerle birlikte işçi hareketinin ilk biçimleri ortaya çıktı.

İç Savaş’tan sonra kurulan ilk ulusal işçi federasyonu NLU, Birinci Enternasyonal’e paralel olarak sekiz saat talebine yönelik kampanyalar başlattı. 1870’lerin sonunda gizli dernekler, sendikalar ve işçi sınıfı partileri ortaya çıktı. 1881’de ilk işçi konfederasyonu AFL kuruldu. 1880’lerin büyük kısmında ise ABD’deki en büyük ve en önemli işçi örgütü, 1884’te kurulan ve 1886’da yedi yüz binin üzerindeki üye sayısıyla Emek Şövalyeleri’ydi. Emek Şövalyeleri hem kalifiye hem de kalifiye olmayan işçileri örgütledi, saflarına siyah işçileri aldı ve birçok kadın üyeyle kadın örgütçü barındırdı. Emek Şövalyeleri üyeliklerini ücretli işçilerle sınırlamadı.

Özellikle Chicago, politik işçi hareketini barındırmaktaydı ve ABD ekonomisinin ucuz emek ihtiyacını karşılayan, her milliyetten işçinin toplandığı bir şehirdi. 1884’te Örgütlü Sendikalar Birliği, 1 Mayıs 1886’da fiilen sekiz saat çalışılacağını ve buna uymayan fabrikaların fiilen engelleneceğini ilan etti. 1886 yılı 1 Mayıs’ı, ABD’de emekle sermaye arasındaki en önemli çatışma günü oldu, birçok gösteri ve grevler yaşandı.

Bu sürece destek için Kıta Avrupası’ndan Rusya’ya kadar eylemler gerçekleşti (İkinci Enternasyonal, kurulduğu 1889 yılında 1 Mayıs’ı uluslararası eylem günü olarak önerdi. AFL’de, 1 Mayıs 1890’ı emeğin sekiz saati dayatma günü ilan etti ve buna paralel olarak İkinci Enternasyonal bu kararı kabul etti). Sekiz saat çalışma, sekiz saat dinlenme ve sekiz saat uyku temel prensibine dayanan bu talep; işçi sınıfının toplumsal ilişkiler ve zihinsel gelişimini içeren, daha iyi bir yaşam isteğinin cisimleştiği bir talep oldu. İzleyen yıllarda Pazar günü çalışma birçok işkolunda kalktı ve Cumartesi günü yarım gün tatil hakkı elde edildi.

Sekiz saatlik çalışma ve işçi sınıfının parlamentoda genel oy hakkı talebi, 19. yüzyılın işçi sınıfının özgün politik gelişiminin ürünüdür. Ancak işçi partileri ve sendikalar güçlendikçe, gerek toplumsal yaşamdaki etkileri gerek de parlamenter temsilcilerinin etkileri geliştikçe, hareketin sorumluları parlamenter etkinliği mutlaklaştırmak, onu iktidar savaşımının temel aracı durumuna getirmek yönünde bir eğilim göstermişlerdir. Bu eğilim kendini İkinci Enternasyonal sürecinde gösterecekti.

Bugün ülkemizde başta kıdem tazminatı olmak üzere işçi sınıfının haklarının tehdit altında olduğu bir dönemde 1 Mayıs Birlik, Dayanışma ve Mücadele günü; işçilerin ve toplumun geniş kesimlerinin hak gasplarına, taşeron düzeni başta olmak üzere güvencesizliğe, işsizliğe, iş cinayetlerine ve antidemokratik düzene “HAYIR” diyecekleri bir gün olarak anlam kazanmıştır.

Ülkemizde ve tüm Ortadoğu’da haklarımızı kazanmak için mücadelemize daha da yoğunlaşmak dileğiyle: Yaşasın Bir Mayıs… Bijî Yek Gûlan…