Gündelikçi değil, ev işçisi

Emel Çelebi'nin “Külkedisi Değiliz!” belgeseli, ev işçilerinin hak arayışlarını, sendika kurmak için verdikleri mücadeleyi anlatıyor. İlk belgeseli “Gündelikçi”nin devamı denebilir buna. Ancak o zamandan bugüne değişen çok şey var. Ne yazık ki değişmeyenler de. Biz de bütün bunları, belgeseli Emel Çelebi ve İMECE Ev İşçileri Sendikası'yla konuştuk. Merak edenler için “Külkedisi Değiliz!” bugün ve yarın İşçi Filmleri Festivali kapsamında gösterilecek...

- Külkedisi Değiliz!, Gündelikçi'den sonra ev işçileriyle ilgili yaptığınız ikinci belgesel. Neden devam ettirmek istediniz bu konuyu?

E. Çelebi: 2006’da çektiğimiz “Gündelikçi” ev işçilerinin çalışma ve yaşama koşullarına yoğunlaşıyordu. Bu ilk belgeseldeki kadınların bir bölümü de İMECE Kadın Dayanışma Derneği’nin çatısı altında örgütlüydü. On yıldan fazla bir süredir, dağınık halde çalışan ev işçilerini örgütlemek, emeklerini görünür kılmak, sosyal haklarını almak ve sendika kurmak için mücadele veriyorlardı. Hükümet politikalarının var olan sendikaları ve işçi hareketini güçsüzleştirmeye çalıştığı bir dönemde, İMECE’li kadınların yürüttüğü bu hareket çok umut vericiydi. Doğal olarak onları ev işçilerini örgütlemek için gittikleri alanlarda, mahallelerde, evlerde, hatta pazarlarda izledim. Onlar belediye otobüslerinde, meydanlarda, pazar yerlerinde, Ankara’da, Bakanlık kapısında, hükümetin ev işçilerine insanca çalışma koşulları tanıması ve ev işinin İş Yasası kapsamına alınması için ellerinde dövizleriyle haykırıyorlardı: “Masal bitti! Külkedisi değil, ev işçisiyiz! Haklarımızı istiyoruz.”

- Böylece film de adını bulmuş... Gerçekten de ev içi emeğin görünmezliğini anlatmak için çok yerinde bir tanımlama; Külkedisi Değiliz.

E. Çelebi: Evet. Kadın olarak ister istemez hepimiz pay alıyoruz “görünmez emek’’ davasından… Erkek egemen sistem ev işlerini ve yaşlı, çocuk bakım hizmetlerini kadınlara yüklüyor, kapitalizm de bundan faydalanıyor. Kadınlar eğer her şeye rağmen bir kariyer yapabilmişlerse, bu kez hem evde hem işte çalışan süper kadın olmaları bekleniyor, erkekler de bu lüksten faydalanıyor. Ev işinin bu “görünmezliği”, ev kadınlarının yaptığı işi buna bağlı olarak da ev işçilerinin emeğini de yazık ki “görünmez” kılıyor. Filmde Gültan Kışanak ne güzel söylüyor, ev işinin iş kanununa alınmamasının nedenlerinden biri de mecliste çoğunlukta olan, yani iktidar sahibi erkeklerin de bunu görmezden gelmeyi istemeleri... Bu nedenle, biz kadınların ve ev işçilerinin haklarımızı almak için sistemle her gün, her gün yeniden mücadele etmemiz gerekiyor.

- Çalıştığı evin camından düşerek bir "iş cinayetine” kurban giden Fatıma Aldal'ın davası ev işçilerinin yasal mücadelesi için bir dönüm noktası oldu. Bu dava ev işçisi kadınlar için ne ifade ediyor?

İMECE: Fatıma Aldal davası ev işçilerinin sembolü oldu. İMECE Ev İşçileri Sendikası’nın düzenlediği “Fatıma Aldal’a Adalet” kampanyası sayesinde ilk kez bir ev işçisinin iş kazası, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından görevlendirilen bir iş müfettişi tarafından araştırıldı. İş müfettişinin raporu yaşanan olayın bir iş kazası olduğu şeklindeydi. Bu örgütlenerek ve mücadele ederek gelişme sağlanabileceği konusunda ev işçilerine umut verdi. Sendikalaşma çalışmalarımızı güçlendirdi.

- Aldal davası dışında bu konuda  açılmış başka davalar da oldu mu?

İMECE: Ne yazık ki iş cinayetleri sürüyor. Kasım 2013’de ev işçisi Rukiye Şimşek de camdan düşerek yaşamını yitirdi. Şimşek için çabalarımıza rağmen neredeyse bir yıla yakın bir süre sonra ceza davası açılabildi. Duruşma Anadolu Adliyesi’nde 23 Ekim'de saat 9:30’da görülecek. Sendika olarak davayı birlikte takip etmek üzere emek ve meslek, kadın örgütlerine, DKÖ ve STK’lara, Kadın Emeği Platformuna çağrı yapacağız.
Antalya’da başka bir ev işçisi arkadaşımız 2009’da camdan düşerek ağır bir şekilde yaralanmıştı. Minire İnal’in omurgasında 5 platin bulunuyor, halen çok ciddi sağlık sorunları yaşıyor. Üstelik çalışmak zorunda! Onun ikinci duruşması Antalya 1. İş Mahkemesi'nde 2 Temmuz'da saat 10:10’da. Ayrıca geriye dönük sigorta haklarını talep etmek için de dava açan arkadaşlarımız var.

- Bu belgeseli çekmeden önce ev işçileri hayatınızda nasıl bir yerde duruyordu?

E. Çelebi: 2005’ten önce ben de sabah 9, akşam 5, hatta 7 diyelim, gittiğim düzenli bir işte çalışıyordum. Hal böyle olunca da ev işleriyle çok uğraşamıyorsunuz. Aslında başak burcuyum ve titiz, düzenli bir insanım, ama ayda bir bizim eve de yardıma gelen bir ev işçisi vardı. Tabii ben de o zamanlar “ev işçisi” tanımını bilmiyordum. Onunla konuştukça, dertleştikçe bu konuda neler yapabilirim diye düşünmeye başladım… Film çekme süreci çok şey öğretiyor insana. İşin ilginci o dönemde ev işçililiği ve görünmez emek konulu pek çok kitap aynı anda piyasaya çıkmıştı. Romanlar vardı. Onları okudum. Ben de bu sayede feminist oldum diyebilirim, geç de olsa... Yani “Gündelikçi” ve ev işçileri benim de hayatımda çok şeyi değiştirdi. “Gündelikçi”den bu yana evde temizliği kafama göre ben yapıyorum, ama asla camları silmiyorum, kimseye de sildirmiyorum…

- Gündelikçi'den Külkedisi Değiliz'e varana kadarki süreçte neler değişti sizce?

E. Çelebi: “Gündelikçi’’deki örgütlü olmayan ev işçileri geleneksel rolleri benimsemişti, yani ev sahipleri ya da işverenleriyle geleneksel abla, kızkardeş ilişkisi, sevgi ilişkisi kuruyorlardı. Bu da onları sömürüye daha açık bir hale getiriyordu. Başkalarının evinde çalışırken de bunu kendi evlerinde yerine getirdikleri kadınlık rollerinin bir parçası olarak görüyorlardı. Belki de başkasının kirini temizlemeyi kendilerine yediremediklerinden kendilerini işçi olarak algılayamıyor, işveren ve işle sevgi, akrabalık bağları kuruyor, kendilerini evin kızı gibi hissediyrolardı. Böyle olunca da sökük dikmekten, yemek yapmaya, terliklerin içini temizlemekten bahar gelince duvarları silmeye, dolapların içini düzenlemeye kadar pek çok işi sorgulamadan üstleniyorlardı. Ne belirli iş saatleri, ne çalışma koşulları, ne sağlık sigortası, ne de iş güvencesi... Özetle, bu işin hiçbir standardı yok. Filmde bunları göstererek hem ev işçilerinde hem de işverenlerde bir farkındalık yaratmaya çalıştık.

İMECE: Gündelikçi, ev işçilerinin görünür kılındığı ilk belgesel ve bizim için oldukça önemli bir örgütlenme aracı oldu. Bu belgeselin ardından yaptığımız hak arama mücadelesi daha görünürleşti. Ana akım medyaya sayısız röportaj verdik. Gündelikçileri “gariban, yardıma muhtaç kişiler” olarak göstermedikleri sürece ev işlerini yaparken çekim yapmalarına müsaade ettik. “Fatıma Aldal’a Adalet “ kampanyamız, “ILO C189’u imzala” kampanyamız, eylem ve etkinliklerimizle beraber insanlar ev işçilerinin sorunlarını daha fazla öğrenmeye ve önem vermeye başladı… Artık ev işçilerinin yaşadığı iş cinayetleri gizli kalmıyor, basında yer alıyor. Ev işçilerinin yüksekte çalışırken, cam silerken tehlikede olduğu ve düşme riski olduğu toplumun bilincine kazındı. Ev işçilerinin sigortalı çalıştırılması konusunda da önemli bir bilinç oluşmaya başladı. En önemli fark ise yasal statüsü olan sendikamızın, İmece Ev İşçileri Sendikası’nın kurulmuş olması. Gündelikçi'nin ilk gösterimi yapıldığında festivallerde seyirciler “Sendika da kuracak mısınız?” dediklerinde bu bir hayal gibiydi. Artık gerçek oldu. Böylece bir ilk daha gerçekleşti. Türkiye’de hatta Avrupa’da ilk kez ev işçileri sendika kurdu.

- Ya hala değişmeyenler, değiştirelemeyenler?

İMECE: Ev hizmetinde çalışanların yasal statüsü. Ev işçilerinin yasal statüde bir sendikası var, ama ev hizmetinde çalışanlar iş yasasına göre işçi değil! Üstelik 2012'de çıkan 6331sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası da ev hizmetlerini kapsam dışında bıraktı. Basından öğrendiğimiz ev baskınları, “Bir gün dahi çalışsa ev işçilerinin sigortalı olması gerektiği” gibi konular hala afaki. Yasalarda düzenleme yapılmış değil. Ancak sendikamızda yükselteceğimiz mücadeleyle bu ayrımcılığa son verebileceğimize inanıyoruz. Bunun için tüm ev işçilerini güvencesiz çalışsalar dahi sendikamıza üye olmaya çağırıyoruz. Sigortalı olsun olmasın bütün ev işçileri PTT’den e-devlet şifresi alarak e-devlet üstünden İmece Ev İşçileri Sendikası'na üye olabilirler. Bu kayıtlar ihbar kabul edilip SGK tarafından işçinin kayıt altına alınması için değerlendirilecek. Bu da yeni bir kazanım.   

- Türkiye ILO C189 ev işçilerine insanca iş sözleşmesini imzalamamakta neden direniyor sizce?

Y. Ay: İmzalarsa devlet sözleşme hükümlerini yerine getirmek zorunda kalacak. Ev işçilerini iş yasasına alacak. İş Sağlığı ve Güvenliği Yasasına alacak ya da benzer düzenlemeleri ev hizmetinde çalışanlar için de getirecek ve kayıtsızlığı önlemek üzere etkili politikalar geliştirmek zorunda kalacak... Oysa şimdi ucuz emek talebini, güvencesiz çalışan ev işçileri üstünden karşılayarak kendi sorumluluklarının üstünü örtüyor. Burada dayanak noktası kadın emeğinin değersiz görünmesi. Ev içi emeğin emekten sayılmaması. Bu durumdan yararlanılarak özellikle bakım emeğinin sermayeye ve devlete maliyet unsuru olarak yansıması engellenmeye çalışılıyor. Bu işleri kadınlar gıklarını çıkarmadan yapsınlar ya da ucuz köleler bulduklarında onlara devredip seslerini kessinler. İstenen bu. Buradaki ucuz köleler ev işçileri oluyor. Ancak örgütlenen ve mücadele eden ev işçileri bu tabloyu değiştirecek.