“Bir çocuğun ölümü cennetin ölümüdür...”

İş cinayetine kurban giden Ahmet Yıldız’ı hatırlayan var mı?
 
Adana’da 13 yaşındaki Ahmet, okuldan arda kalan zamanlarda harçlığını çıkarmak için çalıştığı bir plastik fabrikasında başı pres makinesine sıkışarak can verdi. Hastaneye kaldırıldığında çocuğun trafik kazası geçirdiğini söylediler. Hâlbuki gerçek gün gibi ortadaydı. Günlük 18 liraya çalışıyordu Ahmet. Çalıştığı iş yeri ruhsatsızdı. Olayın ardından dava açıldı. Mahkeme iş yeri sahibini adli kontrol tedbiri dahi koymaksızın tahliye etti.
 
13 yaşındaki Orhan Sürer ve 17 yaşındaki Gökhan Güç ise inşaat işçisi olarak çalıştıkları yapıdan düşerek yaşamlarını kaybettiler.
 
17 yaşındaki Eren Erenoğlu çalıştığı reklam firmasında tabela asarken elektrik akımına kapılarak; 17 yaşındaki tarım işçisi Pınar Akbaş traktör römorkunda seyahat ederken trafik kazası geçirerek; 13 yaşındaki tekstil işçisi Emine Demirel okuldan çıktıktan sonra 10 lira günlük ile çalıştığı atölyede sıkılan kurşunla; 9 yaşındaki Nazar Güvendiren trafikte otomobillerin camını silerken bir aracın çarpmasıyla; 17 yaşındaki metal işçisi Sami Kozan kaynak yaparken meydana gelen patlamada can verdi.
 
2013 yılında Ahmet gibi, Orhan gibi, Emine gibi en az 59 çocuk iş cinayetine kurban gitti.
 
Yargısız infaz yapılan Uğur Kaymaz’ı, Fevzi Abik’i, Abdullah Yaşa’yı hatırlıyor musunuz?
 
12 yaşındaki Uğur, 2004’te Mardin’de çıkan çatışmada babasıyla birlikte polisler tarafından öldürüldü. Ardından yapılan açıklama ilginçti. Resmi açıklamada denilmişti ki, 2 terörist öldürüldü! Dava açıldı. Açılan davada polisler berat etti. Karar Yargıtay’a gitti, orada onandı. Son çare Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) idi. AİHM’de yapılan yargılamada Türkiye “yaşam hakkını ihlal ettiği” gerekçesiyle mahkûm edildi. Tam 9 kurşun çıkarılmıştı Uğur’un cansız bedeninden.
 
15 yaşındaki Fevzi ise 2006'da Adana'da bir iddiaya göre bildiri dağıttığı anda öldürüldü. Sivil polisleri görünce onlardan kaçmaya başlayan Fevzi, polislerin “dur” ihtarına uymadığı gerekçesiyle açılan ateş sonucu başından yaralandı. Kaldırıldığı hastanede ne yazık ki kurtarılamadı. AİHM’e taşınan olay yine Türkiye’nin mahkûm edilmesiyle sonuçlandı. AİHM, Türkiye’yi Fevzi’yi vuran kişiyi tespit etmediği için mahkûm etti.
 
13 yaşındaki Abdullah Yaşa, 2006’da Diyarbakır’da bir gösteride polisin göstericileri dağıtmak için müdahalesi sırasında biber gazı kapsülünün yüzüne isabet etmesi sonucu öldü. Yine AİHM’ne taşınan davada Türkiye mahkûm edilecek, “ölümcül vakalara veya ciddi yaralanmalara yol açabileceği için, uygun bir polis davranışı olmadığı” hükmedilecekti.  
 
16 yaşındaki Hasan Bakdur Şanlıurfa’nın Çömlekçi köyünde sınırda çalıştığı bir tarladan dönerken “kaçakçı olduğu” iddiasıyla önce kovalandı sonra da bir askeri araçla ezilerek öldürüldü.
 
14 yaşındaki Hasan Kaya kasksız motosiklet kullandığı için polislerin “dur” ihtarına uymadığı gerekçesiyle açılan ateş sonucu; Kilis’ten Rojava sınırına geçmek isteyen ailenin kızı 7 yaşındaki Ela Şık Naif güvenlik güçleri tarafından açılan ateşle yargısız infaz yapılarak öldürüldü.
 
Toplumsal olaylar sırasında ölen Berkin Elvan’ın hikâyesini çoğumuz biliyoruz.
 
14 yaşındaki Berkin Gezi eylemlerinin devam ettiği günlerde evinden ekmek almak için çıkmış, müdahaleler sırasında polisin yakın mesafeden attığı gaz kapsülünün başına isabet etmesi sonucu ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılmıştı. Tam 269 gün yoğun bakımda ünitesinde tedavi gören Berkin, uyanamadı. O hastanedeyken ailesi mücadele verdi, katilleri bulunsun diye. Dava halen devam ediyor. Adalet arayışı sürüyor. Ama Berkin’in ardından Başbakan Erdoğan tarafından yapılan yorumu hiçbir yere koyamayacaktık. Erdoğan Berkin’i terör örgütüyle ilişkilendirmiş, elinde sapan ve demir bilyeler olduğunu söyleyerek onu terörist ilan etmeye çalışmıştı.
 
18 yaşındaki Medeni Yıldırım ise geçen haziran ayında Diyarbakır’ı Cizre ilçesinde kalekol yapımı protestosu sırasında askerler tarafından yapılan müdahalede açılan doğrudan ateş sonucu kolundan vurularak öldürüldü.
 
Adana’da bir gösteride 6 yaşındaki İbrahim Taşkıran, göstericilerin arasına giren belediye otobüsünün çarpması sonucu; 17 yaşındaki Sinan Saltıkap Cizre’de göstericilere müdahalesi için yönlendirilen polis aracının çarpması sonucu öldü.
 
14 yaşındaki Muğdat Çavmak mayına basarak, 12 yaşındaki Behzat Özen ve 11 yaşındaki Ramazan Yıldız eline aldığı bir askeri mühimmatın patlaması sonucu öldü.
 
Peki ya yürekleri yakan Muharrem bebeği hatırlıyor musunuz?
 
Van’ın Gürpınar ilçesinin Yalınca köyünün Çeli mezrasında yaşayan 7 kişilik Gürpınar ailesinin 3 yaşındaki oğlu Muharrem aniden rahatsızlanmış, kar nedeniyle kapalı olan yol açılamadığından hastane götürülememişti. Sağlık ekiplerinden istenen yardımın gecikmesi büyük bir talihsizliğe yol açmış, bu durum Muharrem bebeğin ölümüyle sonuçlanmıştı. Devletin büyük ihmali vardı. Yapılan açıklamalar ilginçti yine. Önce vali sonra da sağlık bakanı sorumluyu bulmuştu. Sağlık yardımının götürülememesinde sorumlu 112 servisine gelen asılsız çağrılardı. Muharrem’in babası tarafından sırtında taşınan cansız bedeninin fotoğrafı akıllardan çıkmayacaktı.  
 
40 günlük Ayaz Eşme, sekiz buçuk aylık Elif Eylül, 15 yaşındaki Begüm Şimşek ise sağlık hizmetlilerinin ihmali sonucu öldü.
 
Gündem Çocuk Derneği’nin 2013 yılının çocuk ölümleri raporuna göre, kamu görevlilerinin ihmali nedeniyle 21, Suriye’deki iç savaşta 8, nefret cinayetinde 1, bireysel silahlanma sonucu 8, şiddet sonucu 41, intihar sonucu 19, ihmal ve yaşama hakkı ihlali sonucu 406 çocuk öldü.
 
2013’te öldürülen veya ölen çocukların toplam sayısı mı? Yine aynı rapora göre en az 633 çocuk öldü.
 
Bakın TÜİK 2013 yılı rakamlarına göre çocuk yaşta resmi nikâhla evlendirilen çocukların oranı yüzde 3’e ulaşmış. 16-17 yaş grubu çocukların yüzde 69’u kendinden 6 yaş büyük, yüzde 15’i ise en az 11 yaş büyük kimselerle evlendirilmiş.
 
Bunlar resmi rakamlar. Bir de kayıt altına alınamayanlar var ki, ülkenin kanayan bir yarası olan çocuk gelinler konusu ise başlı başına bir yazı konusudur.
 
13 yaşındaki kız çocuğu için “ilişkide rızası var” şeklinde karar veren mahkemelerin olduğu, ağabeylerinin tecavüzüne uğrayan çocukların olduğu bir ülke burası.
 
Daha geçen hafta Yargıtay skandal bir karara imza attı. Olay 5 buçuk yaşından itibaren ilkokul beşinci sınıfa kadar bir kız çocuğuna öz amcasının cinsel istismarda bulunması... Açılan davada mahkeme amcanın eylemini “cinsel istismara tam teşebbüs” olarak nitelendirip 14 yıl hapis cezası veriyor. Yargıtay ise mahkemenin bu kararını “basit cinsel istismar var” diye bozuyor. Mahkeme Yargıtay’ın bozma kararına direniyor. Yargıtay son tahlilde kız çocuğu bakire olduğu gerekçesiyle mahkemenin direnme kararını da bozarak amcanın alacağı hapis cezasını 3 yıla kadar düşürüyor. Oysa Adli Tıp Kurumu’nun çocuğun ruh ve beden sağlığının bozulduğu yönünde raporu var.
 
Söyleyin, şimdi nasıl kutlayacağız Çocuk Bayramı’nı?
 
Her geçen yıl yüzlerce çocuk ölürken... “Çocuk işçiliği” yaygınlaşırken... “Çocuk gelinler” yarası kanarken... Devlet yetkilileri ölen bir çocuğun ardından bile rahmet okuyamazken... Yargısız infazlar yapılırken... Yargı bu haldeyken... Ve tüm bunlara bir çare olunamazken... Söyleyin, onlara nasıl diyeceğiz “Siz bizim geleceğimizsiniz” diye.
 
Onlara yaşanabilir bir dünya sunamayacak mıyız?
 
Yazının başlığını alıntıladığım Haydar Ergülen şöyle devam diyor:
 
“Bir çocuğun ölümü yalnızca kendi ölümü değildir, başka çocukların da ölümüdür. Onun ölümüne neden olanların çocuklarının da ölümüdür. Bir çocuğun ölümü ağırdır, uzundur, yazılması zordur. Bir çocuğun ölümü büyüktür ve çocuk ölür, ölümü büyür. Ölümün büyüdüğü bir yerde ise her şey küçülür, ülke de, cennet de, hayat da, gelecek de, düşler de. Büyükler mi? Onlar zaten küçüktür.”