Sorgulamaya ve mücadele etmeye başladık – İSİG Kadın Meclisi Tuzla Atölyesi

İşçi Sağlığı İş Güvenliği Kadın Meclisi 19 Ocak 2013 tarihinde Tuzla’da DERİTEKS Sendikası’nda çeşitli sektörlerde çalışan kadın işçilerle atölye çalışmasında biraraya geldi. Deri, tekstil, plastik, gıda, metal gibi sektörlerden farklı işçilerin katılımıyla bir atölye çalışması gerçekleştirildi. 

Öncelikle Serpil Kemalbay işçi sağlığı ve iş güvenliği ve deri sektöründe yaşanan meslek hastalıkları ile igili bir sunum yaptı. Serpil Kemalbay sunumunda şunlara dikkat çekti: “Türkiye’de 2011 yılından beri İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi medya yayınları, sendikalar vb. aracılığıyla iş kazalarını derliyor. Meclisin verilerine göre 2013 yılında en az 1235 insan iş cinayetinde yaşamını kaybetti. Bunlardan 103’ü kadın, 1132’si erkek, 59’u çocuk, 22’si göçmendi. Ölüm en çok inşaat sektöründe yaşandı. Ancak işçilerin çoğu yollarda öldü. Meslek hastalığı konusunda ise 2011’de 10 tane meslek hastalığı var devletin açıkladığına göre. Devletin iş cinayetlerine yaklaşımı kaza değil kader bakışıdır. İş kazalarının yüzde 98’i meslek hastalıklarının da tamamı engellenebilir. Bunlar işçilerin örgütlenmesi ve mücadelesi ile olmak zorunda.”  

Kemalbay deri sektöründe yaşan bazı meslek hastalıklarına dikkat çekti. “Krom tuzlan, formaldehit tabakhane işçilerinde bronşial astıma sebep olan özel bir madde içermektedir. Kullanılan solventler karaciğere çok büyük zarar vermekte, alerji, astım, kanser gibi ağır meslek hastalığına sebep olmaktadır. Sektöründe sanayiden kaynaklanan katı, sıvı, gaz atıklar ve bunların karıştığı suların kirlenmesi, ağır metallerle toprağın kirlenmesi ve hava kirliliği çevre kirliliğinin temelini oluşturmaktadır. Tabaklama işlerinde çalışanlar, kanser yaptığından kuşkulanılan; krom tuzları, benzidin bazlı azo boyaları, organik çözücüler (benzen ve formaldehit), pentaklorofenol, arsenik, dimetilformamid ve deri tozlarına maruz kalmaktadırlar.”

Serpil Kemalbay’ın ardından Sevda Karaca arkadaşımız moderatörlüğünde plastik sektöründe çalışan bir kadın arkadaşımızın program sunuculuğunu üstlenmesiyle dinamik bir atölye gerçekleştirildi. 

Deri sektöründe 5 yıldır bir çalışan arkadaşımız şunları dile getirdi. “5 yıldır deri- kundura sektöründe çalışıyorum. Sabah altıda kalkıyorum, yediyi çeyrek geçe servisim geliyor. Sekizi on geçe kartı basıyorum biraz erkenciyim. 9 saat çalışıyorum. Mesai olursa tabi bu saatler uzuyor. Yükü kaldırırken ağır geliyor tabi ama yeri gelince yapıyorum. Belimde fıtık çıktı. Biran önce emekli olmak istiyorum.’’

Yine deri sektöründe çalışan ve sendikalaşma mücadelesi veren bir kadın arkadaşımız yaşadıklarını şu şekilde dile getirdi. “Ben şunu merak ediyorum. Şu an kadınlar sadece kadın oldukları için ne gibi sorunlar yaşıyorlar? Ben çalıştığım dönemde çok sorun yaşadım. Biz 4 kadın işçiydik. En ağır işleri bize yaptırıyorlardı. Sendikalaşma dönemimiz olduğu için bize iyice baskı yapmaya başlamışlardı. Ağustos sıcağında en sıcak makineleri bize veriyorlardı. Erkek arkadaşlarımız bizim kadar baskı görmüyordu. Biz aynı zamanda tacize de uğruyorduk. Mesela bir kadın arkadaşımız hamileydi, 8 aylığa kadar hala çalıştırılıyordu ve 8. ayda bütün fabrika baştan aşağı zehirli kimyasallarla yıkandı ve bu kadın zehirli yıkama işine katıldı. Bir hamile arkadaş daha vardı, kadın doğum yaptığında oğlunun soluk borusu gelişmemiş. Bu arkadaş aylarca oğlunu doktora götürdü hergün. Çözüm yolu olarak örgütlenmeyi sendikalaşmayı seçtik. Biz 4 kadın 50 kişilik fabrikayı örgütlemeye başladık. Biz akşamları erkek arkadaşlarımızın eşlerini alıp evlerine gidiyorduk. Onlarla bağ kurmaya çalışıyorduk. 4 kadın 460 gün boyunca çadırdan en son giden yine bizler olduk. Fabrikayı kapattı şu anda patron. Siz kadınlar benim başımı yediniz 46 erkekle baş ettim 4 kadınla baş edemedim dedi.”

Yine deri-kundura sektöründe çalışan bir kadın arkadaşımız işe hem işte çaışmanın hem de evde çalışmanın zorluklarına değindi. “Ayakkabı-deri sektöründe çalışıyorum. Ev-iş-çocuk mücadele etmeye çalışıyoruz. Ben iki çocuk annesiyim, evde iki ihtiyar var. Hem iş hayatında hem de evde çok eziliyorum. İş hayatına başladığımdan beri gözlerim bozuldu gözlük takmaya başladım, iki bacağımdan ameliyat oldum. Sapasağlam geldim ama öyle değilim artık. Benim gözlüğüm olduğu için maske takamıyorum, gözlüklerim buharlaşıyor rahat göremiyorum. O yüzden maske takamıyorum. Bu konuda bir çözüm üretmiyorlar. 5 yıldan beri çalışıyorum. İş stresi ev stresi birarada. Çocuklarımın biri okuyor biri çalışmaya başladı. İhtiyarların bakıma ihtiyacı var, ben çalışmazsam para gelmiyor’’

37 yıldır tekstilde çalışan kadın arkadaşımızın ise yaşadıkları söyleydi: “Ben 37 yıldır çalışıyorum. 11 yaşında çalışmaya başladım. Emekli oldum ama çok düşük bir maaş olduğu için malum ihtiyaçlarımız var. Meslek hastalıklarından bahsettiniz. Benim ellerim titremeye başladı, sürekli belim ağrıyor. Yeri geldiği zaman tuvalete gidemedik. Ağır şeyler taşıdım. Kimseyle konuşamıyorsun edemiyorsun, sürekli işini yapmak zorundasın. Yoğun olarak kadınların çalıştığı bir ortam. En kötüsü de çok umutsuz bir ortam olması. Çocuk yaşta gelenler çok var. Emeğin karşılığını alamadım. Alsaydım 850 TL emekli maaşı almazdım. Ben sigortalı olmak için çok uğraştım.”

Yine bir kadın arkadaşımız sendikalaştıkları için işyerinde yaşadığı baskıyı dile getirdi. “Ben de tekstil işçisiyim. Mesailer senede bir kere yatıyor. İkramiyemiz 3 kere idi 1’e düşürdüler. Ben 7 senedir çalışıyorum. Ben şu an sendikalıyım. Yetki alamadık. İşten çıkmamız an meselesi ama hazırlıklıyım. Sayı oluşmadı, kadın arkadaşlarımız çoğunluk olduğu için korkuyorlar işten atılırız diye. Ben kalite kontrol de çalışıyordum, usta çağırdı yanına, ‘sakın sendikaya bulaşma fabrika kapanır’ dedi. Benim sendikaya üye olduğumu öğrendikten sonra beni kesimhaneye verdi. Orda 1 ay çalıştım. Üretime geçtim orda da çalıştım. Şimdi kendi yerime geri döndüm.’

Kozmetik fabrikasında çalışan bir arkadaşımız sendikalaşma mücadelelerini şöyle anlatıyor. “Merhabalar. 8 yıldır kozmetik fabrikasında çalışıyorum. 13 yaşında çalışma hayatıma başladım. Biz aynı mahallede kadın işçilerdik. O işyerindeki sömürü arttıkça bazı şeylerin farkına varmaya başladık. Bize işyerimizde çok hakaret ettirilirdi ve bu kadın yöneticilere yaptırılırdı. Yavaş yavaş haklarımızda kısılmaya başlamıştı. Biz 400 işçi bunun nedenlerini sorgulamaya başladık. Tam da bu işyerinden birşey olmaz dediğimiz bir yerdi. Ama koşullar ağırlaştıkça patronlar büyüdükçe görüyorsun. Biz buraya çok küçük yaşta girdik, patronlarımıza abi derdik, bizden daha büyük ablalarımız vardı onlar bey derdi, artık bize abi demeyin dediler. Sonra biz de örgütlenmeye başladık. Sendikayı oraya getiremedik ama birşeyleri değiştirebileceğimizi gördük.’’

Gıda sektöründe paketleme bölümünde çalışan bir arkadaş ise sorunlarını şu şekilde dile getiriyor. “Ben gıda sektöründe çalışıyorum. 10 yıldır bu işi yapıyorum, paketleme işçisiyim. Kadın erkek eşitsizliği burada da var. Erkeklerin önü açılır kadınlar bir köşeye bırakılır. Biz 8 saat çalışıyoruz. Rutin yaptığımız işler var, dakikada 2 tane 3,5 kiloluk koliyi banta atmak zorundasınız. Bizim şirketimiz satıldı, daha önceki işyerimizde iş güvenliği daha önemseniyordu fakat şimdi alan firma 1 yıl yaklaşık oldu, kural kanun nizam kalmadı. Önceden yaşadığımız bir sıkıntıda her türlü önlem alınıyordu. Gürültülü ortamda çalışıyoruz işitme kaybı yaşıyoruz çoğumuz. Zamanla yarışarak kolileri atmak zorundasın. 3 vardiyalı çalışıyorum. Evde de işte de kadınız. İşten geliyorum koş koş evdeki işleri yap. Bütün yük bizim üzerimizde.”

NATO askerlerinin savaş kıyafetlerinin dikildiği bir işyerinde çalışan kadın arkadaşımız ise yaşadıklarını anlattı. “Merhaba ben de tekstil işçisiyim. Çalıştığım işyeri NATO askerlerinin savaş kıyafetlerinin dikildiği bir yer. Bu kıyafetler karbon kumaştan yapılıyor. Ben işe girdiğimde bu karbon kumaşın ne olduğunu araştırmaya başladım. Karbon kumaş dünya tükense de tükenmeyen bir madde. Arkadaşlarımın elinde ciddi yaralar var. Karbon tırnakların içine giriyor. Cildimiz kuruyor. Karbonla direkt ilişkimiz, vücuttaki bütün nemi çekiyor. İş güvenlikçileri geldi her tarafta karbonu görmesine rağmen ilgilenmedi. Ben 1 ay içerisinde nefes problemi yaşadım, ordaki arkadaşlarımız bunun hiç farkında değiller. İş güvenlikçiye sorunları anlatınca ‘burası çok güzel bir yer ne bekliyorsunuz’ dedi. Ürettiğimiz kıyafetler çok önemli, savaş kıyafetleri  yapıyoruz. Eğer bir hata yaparsak asker zehirli gazlardan ölüyor. Peki ya asker bu gazı kime karşı sıkıyor. Bu kadar önemli birşey yani ve bu ürettiklerimizin bir tanesi 15,000 TL. Sen günde 400 tane üretmelisin. Benim payıma ne düşüyor diye sorguluyorsun. Ben 12 yaşımda işe başladım, 27 yıldır çalışıyorum tekstilde.  Hayatımda ilk kez evime bu kadar yorgun gidiyorum. Orası Kocaeli’nde faaliyet yürütüyormuş. Fakat çevreye zehirli atık bırakıyor diye buraya taşınmış. İlk günden beri göğüs ağrıları, tıkanmalar yaşadım. Acile götürüldüm. Burası organize sanayi olduğu için. İlk işe aldığı işçileri 1300 TL’ye işe almışlar, giderek daha da düşmüş. Sürekli işsiz var diye tehdit ediliyor çalışanlar. Örneğin müdür bir çalışana ‘senin gibi kadınların burada işi olmaz’ dedi. Kadın birşey demeden gitti. Sonunda ben konuştum sessiz kalmaması için. Sonra kadın geri döndü patronla konuştu ama kadın dinlenmedi. Kadın olarak örgütsüz olmak o kadar kötü ki, müdür ustaya demiş ‘işçileri topla bu kadını işten attıracağım’. Bu çok üzücü birşey. Bizim işçiler olarak kadın işçiler olarak örgütlenmekten başka çaremiz yok.”

İş kazasına uğrayan bir arkadaşımız yaşadığını şöyle anlatıyor. “Merdivenlerden düştüm. Çalışma esnasında sabah vardiyasındaydım. Acele ediyordum, vardiya amiri acele ettirdi baskı uyguladı. Öbür tarafta operatörler her bir makinenin yakalarını değiştiriyor, ben de işte merdivenin basamak bölümüne değil boşluk bölümüne bastım, farketmedim kolum bileğime geldi 15 gün rapor kullandım. Bayağı bir yırtılma olmuştu ama kırılmadı. Bu iş kazası sayılmadı.”

Uzun yıllardır çalışan ve sendikalı olan bir arkadaşımız mücadelenin ne kadar önemli olduğunu şu sözlerle anlattı. “Ben çocuk yaşta ortaokuldan çıkarıldım, kız çocuk okumasın mantığıyla işe başladım. İş yerinde makinalara boyum yetişmiyordu, orada oynarken büyüdüğümü hatırlıyorum. Sendikalı değilim sendikayı bilmiyorum. Yaşım küçük olduğu için babamın onayı gerekiyor sendikalı olabilmem için. O zaman ilk sendikaya gittiğimde ‘sendika nedir’ dediğimde ‘birkaç maaş fazla alacağınızı düşünün’ demişlerdi, biz çok sevinmiştik. O zamanlar çok farklıydı, iş kazaları bu kadar çabuk rapor edilmiyordu. Şimdi çok farklı bir kadın gözü ile  bakmak istiyorum. Anne oldum, annem beni fabrikaya götürürdü. Gece vardiyasına babam yatıyordu annem götürüyordu. Sonra ben anne oldum çocuğumu çok özlüyordum. Bir fabrikada kreş görmüştüm. Fabrikanın kendi kreşini ne kadar güzel demiştim. Öğlen gelmeyeceksin, emzirmek istediğin zaman emzirebileceksin. Ve buraya geldiğimde burada görmedim. Bir kadının anne olduğunda kreşin ne kadar önemli olduğunu anladım. Kesinlikle kreş bir kadının isteklerinin doruğa çıkartması gereken noktadır. Çünkü çocuğun hep yabancı büyüyor. Benim için çok yoğun bir dönemdi, kendime yabancılaştığım bir dönemdi. Biz sendikalı örgütlü çalışmada daha çok farkındalığı yaşadık. Kadın örgütlü mücadelede güzelleşiyor, kendine güveni artıyor. Mücadelede kadınlar yeri geldiğinde erkeklerle en önde yürüyorsun, bu senin çok güçlü olduğunu hissettiriyor. Bu anlamda çok mutluyum. Bir fabrikada kadın temsilcisiydim. 60 erkek 4 kadın vardı. İşyeri sahibi ‘utanmıyor musunuz bu kadar erkeğe kadın temsilci’ dediğinde ne diyeceğimi şaşırdım, ben düşünürken erkek arkadaşlardan birkaç tanesi ‘biz erkeğiz o bizden daha erkek’ dediler. O zaman işte dedim ki doğru yoldasın yalnız olsan da doğru yoldasın.”

Kreş sorunu Tuzla’da çalışan kadın arkadaşlarımız önemli sorunları arasındaydı. “19 yıldır gıda sektöründe çalışıyorum. 19 yıl içersinde 3 çocuk büyüttüm ve çok zorluklar çektim. Büyük oğlum 6 yaşındaydı küçük 3,5 yaşındaydı. Bırakabileceğim bir yer yoktu, bakıcı tutmak için de durumum yoktu, aldığım maaş ancak bana yetiyordu. Komşularım bu konuda bana çok yardımcı oldu. Kızımı kaldırıp sabahın erken saatinde başkasının evine götürüyordum. Bu konuda çok zorluklar çektim, bunun için işyerlerinde kreş olmasını istiyorum.”

Bununla beraber hamile arkadaşların yaşadığı sıkıntılarda kadınlar arasında şikayet edilen durumlardı. “Ben de çalışırken hamilelik dönemi geçirdim. Ben hamileyken tuvaletlerin kilitlenmesi sorunu vardı, bir de kamera sorunu vardı. Bir örnek vereyim. Gebze’de çalışan bir kadın tuvaletleri kilitleniyor sadece mola zamanlarında açılıyor. Ve kadın o kadar zorlanıyor ki altına kaçırıyor. Ve onlar bütün gün kadını çalıştırıp akşam da mesaiye bırakmışlar.” Diğer işçilerden bazıları ise tuvalete gittikleri dakikaların tutulduğunu ve bunların maaşlarından kesildiğini söylediler.

Kürk yapımında çalışan astımlı bir arkadaşımız şunları söylüyor. “Ben 8 aydır çalışıyorum. İlaç bölümündeyim. Maske, eldiven kullanmamıza rağmen çatlıyor. 2-3 kere acile gittik. İki tane maske takmama rağmen tıkanıyorum. Astım var bir de bende. Astım olmasa da etkileniyoruz. Bir kere başkası şalteri kapatmış, içerideki arkadaşım nefes alamadı. Havalandırma kapanmış. Onu direkt acile götürdü. Kürke ne kadar çok asit koyarsan o kadar çok parlar ve o kadar pahalıya satarlar.”

Çivileme bölümünde 200-300 derece makinalarda çalışan arkadaşlar içerisi çok sıcak olduğundan maske takamadıklarını söylediler. Bunun yanında kendilerine özel kıyafetler verilmediğini günlük kıyafetler giydiklerini, cereyana maruz kalmaktan sürekli hasta olduklarını acile götürüldüklerini anlattılar. 

Cinsel taciz yine kadınların en önemli sorunları arasındaydı. Genç bir kadın arkadaşımız şu şekilde anlattı: “Merhabalar ben plastik sektöründe çalışıyorum. Kadınlar bir ortama girdiğinde bazı insanlar direkt bunların arasında bir şey var gibi düşünürler. Ayrıca 2,5 sene öncesinde cinsel taciz yoğun olarak yaşanıyordu. Herhangi birine bir taciz varsa işverenler ağız birliği yapıyordu ve bunu örtbas ediyorlardı. Ben buna birebir şahit oldum. Genç kadınları köşe başlarında sıkıştırıyorlardı. Herkese yaklaşımı böyleydi, bazı insanlar korkuyor söyleyemiyor. Ya kandırılıyor ya da tehdit ediliyordu. Bir arkadaşımızın başına böyle bir şey geldi ve işten çıkarıldı. Benim iş kazası gelmişti başıma, makinenin ucunu yeni değiştirdik dediler ama değiştirmemişlerdi, benim parmağım kesilmişti. Ben dilekçe yazdım fakat amirim bu dilekçeyi yırtıp attı. Kendi istediği gibi yazdı. Ben normalde buna karşı çıkardım ama o gün çok kötü durumdaydım ve sesimi çıkaramadım.”

Yine plastik sektöründe çalışan kadın arkadaşımızın deneyimleri şöyleydi. “14 yıldır çalışıyorum bu sektörde. Sendikalaşma mücadelesi verdik çalıştığımız yerde. 3 vardiya halinde çalışyoruz. Sendikalı olmadan önce çok sorunlar yaşıyorduk. Maaşlarımız düşüktü. Montajımız bilek gücü ile oluyor ve kadınlar bunda sorun yaşıyorlardı. Ben bu sorundan dolayı ameliyat oldum. Zorlamadan kaynaklı sinir sıkışmaları oluyor, kistler çıkıyor. Bu sorun bütün hayatını etkiliyor ve meslek hastalığı olarak görülmüyor. Sürekli ayakta olmamızdan kaynaklı bacaklarda varisler oluyor. Benim bileğimde kist çıktı ameliyat oldum. Şimdi montajı bıraktım temsilci arkadaşlar sayesinde kontrole bakıyorum şu anda. Üretim müdürü çay ocağında duvarda ayak izleri görüyor ve kadınlara hakaret edecek bir cümle kuruyor. ‘Bu kadar kadın var yetmiyor mu duvara tırmanıyonuz’ diye erkeklere söylüyor. Biz  bu lafın altında kalmadık tabi o müdürü gönderdik o işyerinden. Tabi biz bunu örgütlülük gücümüzle yapabildik.”

Son olarak söz alan bir kadın arkadaşımız örgütlemenin önemini vurguladı fakat örgütlenmekten sonra da mücadele etmenin kadınlar için hayati olduğunun altını çizdi.

Elif Tuğba Şimşek - Neslihan Karatepe / İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Kadın Meclisi