'Göçmen işçiler çifte sömürü yaşıyor'

Boğaziçi Üniversitesi emekçileri ve öğrencilerinin gerçekleştirdiği "Emek Haftası" etkinliklerinin ikinci ve son gününde "Kayıt Dışı Emek" ve "Emeğin Göçü" başlıkları tartışıldı.

Beş yıl önce Tuzla tersanesinde yaşanan iş cinayetlerine karşı Boğaziçi Üniversitesi'nde düzenlenen Emek Haftası'nın beşincisi üniversite öğrencileri ve emekçileri tarafından gerçekleştirildi. Hafta kapsamında işçilerin, emekçilerin, sendikacıların ve akademisyenlerin katılımıyla taşeronlaşma, bakım emeği, iş güvencesizliği, emeğin göçü ve kayıt dışı emek konuları tartışıldı.

Haftanın ikinci ve son günündeki etkinlikler ise Afrikalı işçiler, Göçmen Dayanışma Ağı üyeleri ve Lübnanlı akademisyen Souad Usayran'ın katılımıyla gerçekleşen "Kayıt Dışı Emek" oturumuyla başladı. Oturumda göçmen işçilerin uğradıkları çifte sömürü ve ayrımcılık mekanizmaları tartışıldı.

"Kayıt Dışı Emek" oturumunda ilk konuşmayı gerçekleştiren Usayran, Suriyeli göçmen işçilerin oturma ve çalışma belgeleri olmadan, çok zor koşullarda Türkiye'de yaşamaya çalıştıklarını belirtti. Göçmen işçilerin yaşadıkları hak ihlallerine karşı başvurabilecekleri herhangi bir merci olmadığını vurgulayan Usayran, işçilerin çifte sömürü koşullarında çalışmak zorunda bırakıldıklarını, normalden çok daha uzun süre çalışarak daha az kazandıklarını ifade etti.

İşçilerin patronları dışında bir de iş bulmalarında aracı olan şahıslar tarafından da sömürüldüğünü belirten Usayran, göçmen işçilerin yerli işçilere göre çok daha zor koşullarda çalışmak zorunda bırakıldıklarını, "Türkiyeli işçiler lira üzerinden para kazanıyorsa, göçmen işçiler kuruş üzerinden para kazanıyor. Üstelik herhangi bir mesai düzenlemesi yok. Daha fazla çalışıp, çok daha az para kazanmak zorunda kalıyorlar" sözleriyle ifade etti.

Usayran'ın ardından konuşan Kamerunlu göçmen işçi Russell Fernand konuşmasına, "Ben de Kamerun'da burada oturan sizler gibi öğrenciydim. Ve üniversitede yaşadıklarım mülteci olmama sebep oldu" ifadelerini kullanarak başladı. Ailesinin Kamerun'daki rejime muhalif insanlar olduğunu belirten Fernand, babasının cumhurbaşkanı adayı olduğunu ve bu nedenle çok fazla devlet baskısıyla karşılaştıklarını vurguladı. Kamerun'da karşılaştığı zorlukları, "Devlet önümüze çok fazla engel çıkardı ve ülkemizde yaşamamızın önüne geçti" sözleriyle ifade eden Russell, göç etmek dışında bir seçeneğinin kalmadığını belirtti.

'12 SAAT AÇ ÇALIŞMAK ZORUNDA KALIYORUZ'
 
Kamerun'daki zor hayat koşullarına karşı bir gençlik birliği kurduklarını ifade eden Russell, "Kamerun'da beslenmek bile çok zor bir şey olabiliyor. Tuhaftır ki tarım çok gelişmiş olmasına rağmen açlık en temel sorunlardan biri" dedi. Kamerun'daki tarımın sömürgeci devletlerin kontrolünde olduğunu, çiftçilerin ürettikleri ürünlerine el konulduğunu vurgulayan Russell, "Bütün bu sömürüye ve açlığa karşı bir grev düzenledik. Açlık grevine gittik ve bu grevde birçok arkadaşımızı kaybettik. Üç arkadaşım hayatını yitirdikten sonra hayat felakete dönüştü" dedi.

Yaptıkları grevle sonuca ulaşamadıklarını belirten Russell sözlerine, "Tek karşılaştığımız polis ve devlet baskısı oldu. Çok bedel ödedik ancak bir şey kazanamadık" ifadelerini kullanarak devam etti.

Kamerun'daki siyasi faaliyetlerinden ve hak arayışından ötürü yoğun devlet şiddeti ile karşılaştıktan sonra ülkeyi terk etmek zorunda kaldığını belirten Russell, İstanbul'a göç ettiğini söyledi. İstanbul'daki yaşam koşullarının Kamerun'dan çok da farklı olmadığını vurgulayan Russell, İstanbul'daki çalışma koşullarını, "Yemek dahi verilmeden 12 saat çalışmak zorunda kalıyoruz. Irkımızdan, inancımızdan ve cinsiyetimizden ötürü ayrımcılığa maruz kalıyoruz. Barınma hakkımız bile yok" sözleriyle ifade etti.

Emek Haftası'nda ikinci oturumda "Emeğin Göçü" konusu da konuşulacak.