İş kazası mı, kader mi, cinayet mi!

İşçi Sağlığı ve Güvenliği Meclisi kurucularından Yrd. Doç. Dr. Berna Güler Müftüoğlu, işverenlerin sosyal bir muhalefetle karşılaşmadıkları zaman emekçinin yaşamı pahasına işçi sağlığını ve iş güvenliğini sağlayacak en basit düzenlemelerden dahi kaçındığını dile getirdi.
 
Bugün Türkiye ve dünyanın pek çok ülkesinde olduğu gibi iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili ciddi yasal düzenlemeler hayata geçiriliyor. İş Sağlığı ve Güvenliği (İSİG) koşullarının kontrol altında tutulmasına yönelik yasal gerekliliklere uygunluğunu sağlamasında etkin rol oynayarak işçiden yana tavır sergiliyor. İstanbul’da İSİG kurucularından Yrd. Doç. Dr. Berna Güler Müftüoğlu, meclisin kuruluş amacı ve çalışmalarına ilişkin açıklamalarda bulunarak, İSİG'in, her geçen gün daha da artan işçi ölümlerini "kaza" ya da "hastalık" olarak değil, olası kasıtla işlenmiş "cinayet "ler olarak değerlendirdiklerini söyledi.

‘Meclisimiz nefret söylemlerine yer vermez’

İstanbul’da İşçi Sağlığı ve Güvenliği Meclisi kurucularından Yrd. Doç. Dr. Berna Güler Müftüoğlu, meclisin kuruluş amacı ve çalışmalarına ilişkin açıklamalarda bulundu. Berna, "Her yıl binlerce emekçinin çalışma ortamından ya da çalışma koşullarından kaynaklanan nedenlerle hastalanıyor, sakat kalıyor ya da yaşamını yitiriyor olması sebebiyle 2011 yılında bu meclisi oluşturduk" dedi. Aralarında özellikle mağdur yakınları, sendikalar ve meslek örgütleri başta olmak üzere, insiyatifler, platformlar, dernekler, akademisyenler, hukukçular ve iş müfettişleri olduğunun altını çizen Berna, “Meclisimiz, ilke olarak cinsiyet, etnisite, ırk, inanç benzer temelli ve cinsel tercihler nedeniyle doğan ayrımcılığa ve nefret söylemlerine karşı taviz vermez, her yaşam sahasında emekçilerin perspektifinden yana tutum alır” diyerek aktarımda bulundu. Ayrıca Berna, her türlü siyasi, iktisadi, iktidar ve çıkar odaklarından bağımsız bir işçi sağlığı ve güvenliği politikasının oluşturulmasını hedeflediklerini sözlerine ekledi.
  
‘İnsan sağlığı maliyet hesaplanmasına indirgeniyor’
 
Berna, İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi olarak, her geçen gün daha da artan işçi ölümlerini "kaza" ya da "hastalık"’ olarak değil, olası kasıtla işlenmiş "cinayet"ler olarak değerlendirdiklerinin ifadelerine yer verdi. Emekçinin yaşamını karartan bu olayların "kaza" olarak nitelendirilebilmesi için öngörülemez, önlenemez olması gerektiğini vurgulayan Berna, "Oysa madenlerde, tersanelerde, inşaatlarda, atölyelerde vs. iş yerlerinde gerçekleşen tüm olaylar önceden öngörülebilir ve engenlenebilir" diyerek konuşmasına devam eden Berna, "İş kazası" ifadesi ile "çalışma ve işten dolayı ölümlü, yaralanmalı, uzuv kayıpları, ruhsal ve bedensel bütünlüğüne ilişkin zarar"ın kapitalist üretim ilişkilerinin tarihsel gerçekliğinden ve sınıfsal temelinden kopartılmış olduğunu belirtti. Kapitalist sistemde, işçi-işveren ilişkisinde çalışma koşulları ve çalışma biçimlerinin organisazyonunda yapılan her türlü düzenleme maliyet unsuru oluşturmaktadır diyen Berna, aynı şekilde insan sağlığının da, maliyet hesaplanmasına indirgenmekte olduğunun vurgusunu yaptı.
 
‘Kadın işi, hafif işdir’
 
İş yerlerinde toplumsal cinsiyete dayalı rollerin hâkim olması erkek işi, kadın işi ayrımları sektörel alan içinde kendini gösterdiğinin açıklamasını yapan Berna," Tarım alanında ücretsiz aile işçileri ağırlıklı olarak kadınlardan oluşmaktadır. Bundan dolayı, bu sektörde kadın ölümlerin daha fazla olduğunu görmekteyiz"dedi. "Kadın işi hafif işlerdir" kanısının çok yaygın olduğuna işaret eden Berna, "0ysa ki ev içindeki kazaların sanıldığından çok daha fazla olduğunu bilmekteyiz" diyerek toplumun cinsiyetçi yaklaşımlarına değindi.

‘Gündelikçi Fatıma Adalı işçidir, iş kazası geçirmiştir’

Hem ücretli hem de ücretsiz ev işçiliği yapanların da iş cinayeti sonucu yaşamlarını kaybettiğini ifade eden Berna, hem Tarım İş Yasası’nın olmaması hem de evde çalışmanın oluşturduğu risklere karşı kadınların tek başına bırakıldığını kaydetti. Ancak hukuksal mücadeleler, örgütlü mücadele ile yapıldıkça, baskı gücü oluşturarak, sosyal hakların kazanımları için sonuç alınabilineceğinin vurgusunu yapan Berna, “Örneğin, gündelikçi olarak çalışan ve iki yıl önce çalıştığı evin penceresinden düşerek yaşamını kaybeden Fatıma Adalı, için örgütsel mücadelenin hukuk mücadelesini sürdürmesiyle dava, ‘işçi olduğu’ ve ‘iş kazası’ geçirildiğine dair hüküm verilerek, emsal olaylara örnek sağlayan önemli bir kazanım elde edildi” şeklinde konuştu.

‘İşveren muhalefetle karşılaşmayınca işçiyi sömürüyor’

Sermayenin egemen olduğu sistemde işverenlerin, rekabetin yoğunlaştığı süreçlerde maliyetleri düşürme yarışına girdiğini belirten Berna, bu sebeple işverenlerin sosyal bir muhalefetle karşılaşmadıkları zaman emekçinin yaşamı pahasına işçi sağlığını ve iş güvenliğini sağlayacak en basit düzenlemelerden dahi kaçındığını dile getirdi.
 
‘Kadınlar her türlü sömürüye karşı birlikte hareket etmeli’
 
Kadınların, toplumsal cinsiyet eşitsizliğin bertarafı konusunda birlikte mücadele etmesi gerektiğine işaret eden Berna, kapitalist üretim ilişkilerinin geldiği aşamada çalışma rejimlerinin "esneklik" adı altında sömürü koşullarını daha da derinleştirdiğine dikkat çekti. Buna karşı kadınları kolektif şekilde hareket ederek sendikal güç ve baskı yollarını oluşturması gerektiğinine vurgu yapan Berna, “Aynı zamanda emekten yana siyasi mücadele kanallarının oluşturulmasıyla birlikte ayrışan güç kanatlarının, birlikte hareket edecekleri alanların yaratılması ile yeni dönüşüm koşulları da açığa çıkacaktır” dedi.