“Galvaniz: Cehennemin Öbür Adı” etkinliği yapıldı

“Galvaniz: Cehennemin Öbür Adı” etkinliği, Ankara’da Birleşik Metal İş Sendikası Anadolu Şubesi salonunda yapıldı.

Etkinlik,  Ostim İşçi Sağlığı Meclisi ve Ankara İşçi Sağlığı ve Güvenliği Meclisi tarafından düzenlendi.

Etkinliğe Ostim ve İvedik’ten galvaniz işçileri, farklı işkollarından kadın ve erkek işçiler, Başöz Enerji Fabrikası Birleşik Metal İşyeri temsilcisi,  Ostim İşçi Sağlığı Meclisi, Ankara Tabib Odası İşçi Sağlığı ve İşyeri Hekimliği Komisyonu’ndan hekimler, İstanbul İşçi Sağlığı ve Güvenliği Meclisi temsilcisi, İşçi Meclisi,  TMMOB’dan Toplumcu Mühendisler, Kaldıraç dergisi katıldı.

Etkinliğin hazırlıklarında Ostim galvaniz işçileri etkin rol oynadı. Ostim İşçi Sağlığı Meclisi, Ostim işçi katliamının yıldönümü eylem ve etkinliklerinde yer aldı. Ostim’deki işçi katliamı, Ostim’deki galvaniz işçilerinin işçi sağlığı direnişleri, Antep’teki galvaniz işçileri katliamı afiş ve el ilanları ile Ostim ve Ankara’da duyuruldu, işçiler etkinliğe çağrıldı. Etkinliğin yaklaştığı günlerde Ostim’de biri ücretleri ödenmeyen, diğeri sigortaları yapılmayan iki fabrikadaki sendikasız işçi direnişleri ile bağ kurulmaya çalışıldı.  Etkinliğin guvenlicalısma.org sitesinden duyurulması da ilgiyi artıran bir etken oldu.

Galvaniz işçileri, etkinliğe pet şişede, her gün buharı ve kokusu içinde çalıştıkları, asitten az bir miktar getirdiler. Etkinliğe gelenlerden isteyenlere uzaktan koklattılar. Asiti uzaktan koklayanlar yüzlerini buruşturdu, öksürdü. Galvaniz işçilerinin uygulamalı mesajı açıktı: Siz yalnızca bir kez uzaktan koklamakla öksürdünüz, biz her gün ömrümüzü kemiren bu asitin içinde, buharını soluyarak, başımız dönerek, kusarak, dişlerimiz ve saçlarımız dökülerek çalışıyoruz!

Etkinlik galvanizde 8 saatlik işgünü ve işçi sağlığı mücadelesinde yer alan bir galvaniz işçisinin konuşması ile açıldı. İş cinayetlerinde yaşamlarını yitiren işçiler için 1 dakikalık saygı duruşu yapıldı.

Ostim’deki Taşgök Galvaniz fabrikasındaki işten atılan ve hakları ve işçi sağlığı için direniş yapan işçiler, galvaniz atelyelerindeki sorunları ve direnişlerini anlattılar.

Fabrikalarda tavır koyan işçilerin sayısı artıyor

Orhan : Galvanizde çalışma koşulları insanlık dışı. İşçiler artık dayanamıyor. İsyan ettiği yerde de işten atılıyor. Kıdem ve ihbar tazminatı da verilmiyor. Biz de patronun keyfi tutumlarına kafa tuttuğumuz için işten çıkarıldık. Ama yalnız gaspedilen haklarımız için değil, 12 saate çıkarılan çalışma saatlerinin 8 saate indirilmesi, işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerinin alınması için işyerinin önünde oturma eylemi yaptık. Haklarımızı kazandık. Direnişin etkisiyle Ostim’deki galvaniz fabrikalarında Ostim İdaresi ve Yenişehir Belediyesi denetimler yapmak durumunda kaldı. İşçilere baret verildi. Antep’teki patlama olunca da, Ostim’deki galvaniz fabrikalarındaki patronlar hemen bir iki göstermelik temizlik yaptılar, bareti zorunlu hale getirdiler. Ostim’deki küçük işyerlerinde sendikalaşma zor. Bir dizi fabrika ve işyerinde denendi ancak başarılamadı.

Biraz büyük fabrikalar 3-4 ayrı tabela taşeron işletmeye bölünüyor. Şu an çalıştığım fabrika da öyle. Yine 12 saatlik çalışma var. İşçi arkadaşlar buna alışmış gibi görünüyor. Ama 8 saat çalışmayı anlatınca gözleri parlıyor. Tüm işçiler çok kötü sağlık koşullarında, keyfi dayatmalarla, birbiriyle yarış içinde çalıştırılıyor. Ostim’e, tüm sanayi bölgelerine sendikayı sokacağız. Evet, çok zor ama, işçilerde bir istek, bir direnç de var. Fabrikalarda tavır koyan işçi sayısı artmaya başladı. Dayanılmaz çalışma koşulları, düşen ücretler, iş cinayetleri, ömrümüzü yiyen asit, toz duman, 12 saat köleliliğin bize verdiği bir mesaj var.

Şaban: Ben galvanizde 3 yıl çalıştım. Çalıştığım atelyenin kuruluş dönemini bilirim. Patronlar dünyanın sermayesini yaptılar. Biz ise hep ömrümüzden yedik. Asit herşeyini yiyor, ayaklarını yara yapıyor. Dişlerini çürütüyor. Vücutta yaralar yapıyor. Maske, asiti geçirmeyen iş elbisesi, ayakkabı istediğinde, patron yok, böyle çalışmazsan işte kapı diyor. Galvaniz ocağına, asit tankına düşme tehlikesi var. Bir korkuluk bile yapılmıyor. İstediğinde, yok, işte kapı diyor. Asit, metal üstüne siniyor. Akşam yıkanıp üstünü değiştirmeden işten çıkarsan kokudan metroya bile binemiyorsun. Banyo tuvalet leş gibi.

12 saat çalışmayı dayatıyor. Sabah 6.30 da kalkıyorsun, 8.00′de işbaşı. Akşam 20.00′ye kadar çalışıyorsun. 6.30′da çıktığın evine akşam ancak 9.30-10.00 gibi varabiliyorsun.  Geç kalacağım diye yıkanmadan çıkan da oluyor. İsan bu koşullara, 12 saat çalışmaya, gel git 16 saat kendinden kaybetmeye, dayanamıyor. Cenazen olsa, hastanelik işin olsa, izin vermiyor.  Patron, işçinin cenazesi de, düğünü de burasıdır, diyecek kadar pervasız. Ağzımda diş kalmadı. Ciğerlerim 3 yılda çürüdü. Kendi malı için kimyasal ilaç alıyor, işçi için asit kokusunu giderici bir ilaç almıyor. Bunları düzelt diyorsun, yapmıyor.  Denetlemeler göstermelik. Havalandırma yapıldı ama korkuluk  hala yapılmadı. Patron büyük bir firmayla anlaştı, denetimler öncesi önlem alıyor. Galvanizde çalışacak işçi bile bulamaz oldular artık. Bir de bunun için 30 kişinin yapacağı işi 12 kişiye yaptırıyorlar. 24 saat çalıştırılan işçiler bile var. Sonunda eylem yaptık. Hakkını aramazsan alamazsın. Ama hala dava  açamadık. Avukat tutacak paramız olmadığı için.  Dava açmak, avukat için en baştan 700-800 lira gerekiyor.

Orhan: Taşgök galvanizdeki direnişlerimizin bir etkisi oldu. Patronlarda bir korku oluştu. Antep’teki patlamadan sonra da şimdi denetim olur diye vitrin yaptılar. Artık çalışacak insan bulamıyorlar. Ostim’in geneli böyledir. Giren işçi de o koşullara geçici iş diye bakar. 5-6 yıl çalışsa kendini hala geçici sayar. Kimse memnun değil. Bireysel tepkiler de çok oluyor. Ama örgütsüzlükten, işlerin geçici olarak görülmesinden kaynaklı, daha büyük direnişler olmuyor.

Şaban: O ufacık atelyelerde büyük paralar döner. Biz ise hergün ömrümüzden yeriz. Patronun sermayesi işçinin borcu büyür. İşçinin kanı emilerek, sağlığı tüketilerek bu paralar kazanılır. Duvarlarda işçi sağlığı için göstermelik uyarılar asılır ama hiç biri uygulanmaz.

Ardından galvaniz fabrikaları ve içinden üretim sürecine ilişkin bir belgesel film gösterimi ve işçiler açısından yıkıcı sonuçlarını gösteren bir slayt gösterimi yapıldı. Ostim İşçi Sağlığı Meclisi’nden bir galvaniz işçisi, slaytlar eşliğinde galvaniz kaplama üretim sürecinin, bir yanda sermaye birikim diğer yanda işçi için yıkım süreci olarak işleyişine dair örneklerle açıklamalar yaptı. İşçilerin vucutlarındaki yaralar, asitin kemirdiği bedenler, 450 derece sıcaklıktaki galvaniz ocağının bir korkuluğunun bile olmaması, onun üstüne eğilerek çalışmak zorunda kalan, sıcaktan, duman ve zehirden başı dönen işçiler, yemek odasının ve sözde duşların pisliği ve insanlık dışılığı…  Ostim İşçi Sağlığı Meclisi’nin faaliyet ve direnişleri ile birlikte anlatıldı.

Sermayenin sağlığı, işçinin yıkımıdır

Levent Koşar (ATO İşçi Sağlığı ve İşyeri Hekimliği Komisyonu ve Ankara İSG Meclisi) :  İşçi arkadaşlara teşekkür ediyorum. Kendi çalışma ve yaşam koşullarını, buna karşı tepkilerini ve mücadelelerini anlattılar. Aslında bu bir Ostim İşçi Sağlığı Meclisi ve işçi etkinliği. Asıl çaba ve emek işçi arkadaşların. Bu etkinlikte İstanbul İSG Meclisi ile de buluşmamız çok iyi oldu.

Dün akşam bu etkinlik için hazırlanırken televizyonda bir kamu spotu gördüm. Yeni çıkarılan iş sağlığı yasasına ilişkin, “artık bir iş sağlığı kanunum var, kendimi güvende hissediyorum” diyordu. Bu kapitalist üretim sürecinin, çalışmanın işçilerde yarattığı yıkımı meşrulaştırma çabasıdır. Bu kanun ta başından beri bir kapitalist sistem hikayesidir. Kanun, işçilerin yıkımına geçirilen bir kılıftan ibarettir. İşçiler hiç güvende değil, Ostim’de, Davutpaşa’da, Elbistan’da, Zonguldak ve Antep’te olduğu gibi bu yıkımı yaşamaya devam etmesini güvenceye alıyor bu kanun. Biz bu yüzden sağlık dediğimizde kapitalizmin sağlık tanımına dayanamayız. Kapitalizmin sağlık tanımı, sermaye birikim sürecinde işçilere dayatılan rolün meşrulaştırılmasıdır. Bu tanım, Ostim’i, Antep’teki patlamayı ortadan kaldırmaz. Bunlar bu kapitalist sistemin ve onun sağlık tanımının zorunlu sonucudur. Neden böyle bir “İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu” yapma ihtiyacı hissettiler? Sermaye aklıyla düşünülen bir süreçte, piyasa ekonomisinin örgütlenmesi, hiçbir şeyi boşlukta bırakmıyor. İşçi sağlığını da kıskacına alıyor.

Bu kanunun köşetaşları da Avrupa Birliği ve İLO normlarına uyum, sermaye birikiminin yeniden yapılandırmasına uyumdur. İLO sistemin ideolojik bir aygıtıdır. AB’nin çerçeve direktifine göre hazırlanan, İLO ile ambalajlanan kanun tasarısı, önce sermaye örgütlerine servis edilip düzenlendi. Ardından sendikalar, TMMOB da taraflar olarak çağrıldı. Sendikalar ve meslek örgütlerinde ciddi bir duyarsızlık var, onlar da İLO benzeri bir rol oynuyor. Bir teslimiyet oldu ne yazık ki. Bu alan uzmanların, hekimlerin, mühendislerin alanıdır, dokunmayın tarzı işçi sınıfını dışarıda bırakan bir süreç yaşandı. İşçi sağlığı bir yana bırakılıp dil olarak bile “iş sağlığı” diye yerleştirildi. Kapitalist üretim süreci ve çalışma düzeni yeniden yapılandırılıyor, bu kanun da bunun sayısız aracından biri. Buradaki işçi arkadaşlar diyor ki, 30 işçinin yapacağı iş 12 işçiye yaptırılıyor, 12 saat çalışma dayatılıyor, işçiler ölüyor, çürüyor. Sendikalarda İSG uzmanları işten atılıyor, meslek örgütleri “iş sağlığı” diliyle konuşuyor. Kanun da, iş cinayetlerindeki sermaye ve kar kayıpları üzerinden kuruluyor. Bakan bu kanunla işçi ölümlerinin azalacağını iddia etmişti, kamu spotu güvendesiniz diye alay ediyor. Bu kapanın dışına çıkmak için, işçi sağlığının yıkımını asıl kapitalist sömürüden, artıdeğerden tanımlamak gerekir.

İki iş cinayeti üzerine sistemin bilirkişi raporlarından iki örnek vereceğim. Şantiye inşaatında kazı yapılan yerden tırlar geçiyor, toprak çöküyor, 3 işçi can veriyor. Olaya sistemin kanun ve hukuk sistemi şöyle yaklaşıyor: İşçiler tedbir alınması için yetkilileri uyarmadıkları için suçlu! Diğeri: İşçiler, aklı başında yetişkin kişiler, yaptığı işin tehlikesini bilmesi, boruların arasına girmemesi gerekirdi! Bu kanundan, bu hukuktan doğru değerlendirme suçun işçiye yıkılmasıdır. Değerlendirmenin sınıfsal olması, sonuçlardan değil nedenlerden yapılması gerekir. Sağlık ve güvenlik sorunu bir sonuçtur. İş cinayeti daha üretim sistemi kurulurken başlar. Mevzuat düzenleme bir iluzyon aslında, işçilerin, isg uzmanlarının, hekimliğin de değersizleştirilmesi üzerine kurulu. Sanki kapitalist üretim ilişkileri, bunların daha çok sömürü için yeniden yapılandırılması değil de, tek tek kişiler sorunlu. Çok tepki olup kazayla belli bir işveren de sorumlu ilan edilse, asıl temeldeki  işleyiş, bunun mantığı değişmiyor. Korumaya değil iş cinayeti olduktan sonra suçlu aramaya dayalı bir kanun. İş güvenliği uzmanı elinde fotoğraf makinesi çalışan işçileri çekiyor. Baret takmamış mı, hemen o akşam firmaya bildiriliyor. İşçilerden ücret cezası kesiliyor. Suçlu hep işçi. Bazan iş güvenliği uzmanı, bazan işveren, hatta hükümet bile olabilir, ama nedense sistem, onun artıdeğer sömürüsü, işleyişi, mantığı hiç olmuyor.

İşçiye güya sağlık önlemleri olmadığında “çalışmaktan kaçınma hakkı” verir görünüyor. Hiçbir zaman kullanılamayacak, kağıt üzerinde bir hak! İş sağlığı ve güvenliği diye bir konsey var güya, gittik, sendikalar, meslek örgütleri de gitti. Bürokratların yığıldığı bir yer. Pek demokratik, başkanın çift oy hakkı var! İşçi sınıfı adına konuşan örgütlerin, kurumların burada bir şey değiştirmesi mümkün değil. Peki ne yapacağız? Önce, bu sisteme, kapitalist üretim sürecinin kendisine karşı bir duruş gerekiyor. Sermaye piyasasına dayalı değil ona karşıt bir aklın örgütlenmesi gerekiyor. İşçi sınıfının yapacağı, tarihsel mücadele belleği, örgütlülüğü, bir sınıf bilinci ile yapılabilir. Burada bunu yapan belki az, 5-10 işçi var ama buna artık seyirci kalmayacaklarını göstermişlerdir. Bir direnç, bir uyarı sinyali vermişlerdir. Ostim İşçi Sağlığı Meclisi bu direnişi göstermiştir. Evet kapitalist sistem öldürüyor, kasıtlı olarak. Ne için? Artıdeğer için tabii ki, demişlerdir.  Buna karşı, bu temelde örgütlenmeleri büyütmek gerekiyor. Sağlık alanında risk analizleri yapmak, bundan politikalar koymak ve uygulamak, sermaye piyasası mantığını hedefe koymak için sağlık örgütleri Dev Sağlık İş, SES, Tabibler Birliği bir araya gelmeli.

Tüm galvaniz fabrikalarındaki işçilere ulaşmamız gerekir

Murat Çakır (İstanbul İşçi Sağlığı ve Güvenliği Meclisi’nden): Ostim İşçi Sağlığı Meclisi ve galvaniz işçisi arkadaşlara işçi sağlığı ve güvenliği mücadeleleri ve bu etkinlik için teşekkür ediyorum. Ostim küçük ölçekli işyerlerinin olduğu bir sanayi bölgesi. Birleşik Metal 110 işçinin olduğu Başöz’de örgütlü, sendikal örgütlülüğün olduğu en küçüğü bu, daha küçüklerde zaten sendika yok. İşçi sağlığı ve güvenliği talepleri dile getirildiğinde işten atılma riski çok yüksek. İşçi arkadaşların hazırladığı belgeseli görünce, burası düzeltilemez, kapatılması gerek diye düşündüm. Ama diğer yandan işsiz kalma cenderesi, sorun. Antep daha büyük fabrika ama orada da katliam yaşandı. Ölen işçilerden ikisi Suriye vatandaşı olduğu ortaya çıktı. Oralarda 300-400 liraya kaçak işçi çalıştırıyorlar. İstanbul’da İSG mücadelesi 2008′de Tuzla Tersanelerinden doğru başladı. Kot kumlama gündem oldu. İşçiler birkaç yüz lira fazla ücret için orada çalıştılar. Ama çoğu yaşamlarını kaybettiler.

Hep daha kötüsü var. Hep daha kötüye gidiyor. O zaman sormamız gereken ilk soru şu: İşçi sağlığı ve güvenliği işçilerin gündeminde var mı? İşçinin ilk sorun gördüğü şey ne? Ücret. İkincisi, iş güvencesi. İşçiler sağlığı sorun olarak görüyor mu, (salondan yanıtlar: İşçiler bilmiyor diye düşünülüyor, biliyor, tepki var, ama işsizlik korkusu nedeniyle sesini çıkaramıyor”), görüyor ama geri planda kalıyor. O zaman bunun gündemleşmesini, bu taleplerin savunulmasının meşrulaşmasını, bunun emek hareketinin bir mücadele talebi haline gelmesini nasıl sağlayacağız? Diyelim ki, karşıdaki inşaatta iskelede işçiler var, her an düşebilir, ya da düşüyor ölüyor, biz ne yapacağız? Geçen bir boru fabrikasına gittik, işçi sağlığı koşulları çok kötü, ama bu işçilerin öncelikli talebi değil. Ostim’de iki yıl önce patlamada o kadar işçi öldü, Antep’te o kadar işçi öldü. Her yıl binden fazla işçi, yalnızca aileleri, işteki arkadaşları, çevreleri bile onbinlerce kişi eder. Tüm patlama ve düşmeler birbirinin kopyası. Yalnızca ölen işçilerin ismi, işkolları değişiyor.

Mevcut emek hareketinin böyle bir gündemi, böyle bir çalışması yok. Gelirken Galvaniz patronlarının dergisini bulup aldım, oradaki fabrika resimleri pırıl pırıl,  sonra öğrendim ki bu fotoğraflar fabrikanın açılışında çekilmiş,koca koca profesör, doçent danışmanları var, hiçbir sorun yaşanmıyor gibi. 35 büyük galvaniz fabrikasının isimleri var, oralardaki işçilerin kimbilir durumu ne?  Bunu nasıl canlı bir talep haline getireceğiz. Biz önce bu soruyu sorduk. Örgütlenmemiz lazım. Tek çözüm örgütlülük. O 35 galvaniz fabrikasından işçilere nasıl ulaşacağız?  Sendika, meclis, işçi meclisi, hangisi olursa olsun, önce bunu hedefe koymak gerekir.

İşçi sağlığının pazarlığı olmaz. Hastane veya mezar diye birini seçecek değiliz. Önce bunun rahatsızlığını duymak lazım. Esenyutta yanarak ölenlerin, biri Türk, bir Kürt, Vanlılar ve Ordulular var, bu sorunun birleştiriciliği var, bunu kavramamız lazım. Kongreler, toplantılar, konuşmalar yapılıyor, yazılar yazılıyor, basın açıklamaları yapılıyor ama 30-50 kişi ile sınırlı kalıyoruz. Sendika, meslek odalarını bir araya getirmeli. Yan yana gelmede sıkıntılar var elbet, bunları aşmak gerek. Ortada bir pratik çalışma olmadan, kavramlar tartışılıyor. Bu tartışma acil ihtiyaçlara cevap vermiyor. Biz pratik bir çalışmaya doğru girdikçe, asıl o zaman kimin bu sorunu ciddiye alıp almadığını gördük. Her cinayette net bilgiye ulaşma çabası, bunların yayınlanması, sokağa çıkmak, genç arkadaşlarımızın bu mücadeleye dahil olmaya başlaması, bir görünürlük yaratmaya başladı. Bugün Zonguldak’ta 20 bin işçinin mitinginde İSG çalışmalarının bir etkisinin de olduğunu görüyoruz. Yavaş yavaş herkes gündemine almaya başladı. Parça parça gidiyor, çok zor oluyor, ama  onlarla konuşmazsan, bunun çabasını vermezsen gündemine almasını sağlayamazsın.

Ostim’de Taşgök Galvaniz’de bir mücadele verildi, işten atılmalar oldu, sorun çözüldü mü, çözülmedi. Sektörün sendikası olmadan çok zor çözülür. Bir çok galvaniz fabrikasında Birleşik Metal’in örgütlülüğü var, onun sendikasız yerlere de müdahalesini sağlamamız gerekir. Sendikaların örgütlülüğü yüzde 2′de ama yüzde 98′inden de kendini sorumlu görmesi lazım. Meslek odalarının ise bu alanda bir çekim etkisi var. Daha yaygın bir çalışma ağı, daha yaygın işçi ağları gerekir. Doktor arkadaşların, mühendislerin, avukatların bu çalışmaya çekilmesi, katılması çok önemli. Antep ile iletişime geçebilirler.  Ostim’de Ankara’da kaç galvaniz fabrikası varsa, hepsine gitmek gerekir. 20 kişilik işyerinde yapılamayan 200 işçiyle yapılır. Bunun için zaman, ısrarlı ve sabırlı bir çaba harcamamız lazım. Evet, varolan sendika ve kurumlardan çoğu emekten yana değil, umurlarında olmuyor. Ama işçi de radikalleşiyor. Ya yaşayacaksın ya da öleceksin oraya gelmiş üretim süreci.

Levent Koşar: Ücretler, iş güvenliği, diye bir sıralama yok aslında. Bunların hepsi bağlantılı, birleşik mücadele sorunudur. İsg çok bileşenli bir şey. Biz şunu kuramadık: Asgari ücret mesela isg meselesidir. İşçinin yolda geçen zamanı bir isg meselesidir. Bu bağlantılar kurulamıyor. İşçi sağlığı meselesi salt sağlık ve hukuk meselesi değildir derken bunu kastetiyorum. İstanbul’da Tuzla’dan başlayıp gelen 5 yıllık emek, ve ciddi çaba gösteren arkadaşlarımız var.  Sendika ve meslek örgütlerin birarada duruşu bürokrasiye takılabiliyor.  İsg meclisi meslesinde yaşadık. Bu buzlar erimelidir.

Örgütlü ve örgütsüz işyeri arasındaki farkı yaşayarak gördüm
 
Sami Özcan (Başöz Enerji fabrikası İşyeri Temsilcisi ve Birleşik Metal Anadolu Şubesi Örgütlenme Sekreteri): İşçilik hayatımın 6 yılı Ostim’deki atelyelerde örgütsüz, 6 yılı Başöz fabrikasında sendikalı geçti. Bu yüzden örgütlülüğün kazanımlarını en iyi bilenlerden biriyim. Ostim’deki galvaniz atelyelerindeki arkadaşların çektiklerini biz de çektik. İşveren uygulamaları kasıtlıdır, nedeni daha fazla artıdeğer, kar için işçiyi çürütmektir. Başöz’ e geçtiğimizde, orda işveren işçilerin tepkileriyle bazı küçük önlemler almış ama çok yetersizdi. Biz örgütlü mücadelemizle, çok zor koşullarda bazı şeyleri değiştirmeye başladık. 6 aylık zammı vermedi. İşçiler kapıya dikildi, eyleme geçti. İşveren benim size bir taahütüm, sözleşmem yok işte kapı, dedi. Tohum halinde sendikalaşma çalışmamız zaten vardı. Biz de madem öyle, işte böyle dedik, sendikalaşmaya gittik. Başarılı bir çalışma oldu. İşyerinde patronunda olduğu bir kurul var ama bizim örgütlü gücümüz ve inisiyatifimiz var. Koruyucu teçhizatları kendimizin seçme, beğenmediğimizi değiştirme hakkını kazandık. Biz örgütlü olmazsak herşey patronun keyfine, ağzından çıkacak bir söze kalır.

İşçilerin soruları: Sendika yokken işçi sağlığı sorunları nasıl yaşanıyordu?

Sami Özcan: Tepkiler vardı, ama işçide ortaya koyacak cesaret yoktu.

İşçilerin soruları: Çorlu’da serbest bölgede Birleşik Metal 30 işçilik bir işyerinde örgütlenmeyi başardı. Bunu Ostim’de de yapma olanağı yok mu?

Sami Özcan: Sincan’da örgütlenme girişimlerimiz oldu. Ancak patronların örgütlü tutumu vardır. Buraya bir sendika girerse sarmaşık gibi yayılır, diye düşünürler. Sendika gireceğine işyerinin kapısına kilit vurmayı bile tercih ettikleri oluyor.

Ostim İşçi Sağlığı Meclisi temsilcisi:  Sincan’da Extra Metal fabrikasındaki direnişte yer aldık. Birbirine en rakip, düşman olan diğer patronlar, sanayiye sendika girmesin diye işçilerin direniş yaptığı patronun işini yaptılar.

Galvaniz ve Ostim işçileri, sendikalı işyeri temsilcisine kendi durumlarına ilişkin çok sayıda, teknik, hukuki, sendikal soru sordular, bunlar yanıtlandı.

Nadir Sevinç (ATO İşçi Sağlığı ve İşyeri Hekimliği Komisyonu’ndan): Madenleri, Tuzla’yı, Kot Kumlamayı gördük. İşçi ölüyor, öleceğini bilerek çalışmaya gidiyor. İşçiyi yalnız öleceksin diye değiştiremezsin. Çalışmayı, örgütlenmeyi güçlendirmek, daha geniş zeminden yapmak gerekiyor. Gelin buradaki önerileri alt alta yazıp biraraya getirmekten başlayalım. Sıfırdan başlamıyoruz. Birleşik Metal’in devamını da bekliyoruz.

İşçi Sağlığı ve Güvenliği mücadelesinin öznesi işçidir, tüm çalışmalar işçiyi özneleştirmeye odaklanmalıdır
 
İbrahim İlhan (Ostim İşçi Sağlığı Meclisi’nden):  Ostim, maden, Antep hepsi öfkemizi artırıyor, hepsi bilincimize kazanıyor. Bizim Ostim İşçi Sağlığı Meclisi olarak başlattığımız mücadele mütavazı bir adım oldu. Ama yalnız olmadığımızı biliyoruz. İşçi sınıfı bilmiyor değil, biliyor. Bir birikim oluşuyor.  En son  taşeron maden işçileri, katliama ve taşeronluğa karşı işe girmeme eylemi yaptı. İşçi kardeşlerimizin kanı ordayken sorumlulular cezalandırılmadan inmiyoruz dediler. Gmis eylem yapma zorunluluğu hissetti. Bizim yapmamız gereken bu, bu adımları büyütmek. İsg mücadelesi, o sorunu yaşayan, o alanda olan işçilerin öznesi olmasıyla gerçek gücünü kazanır. Sendika ve kitle örgütlerinin desteği de önemli. Buradan bir yol haritası çizmek gerekir. Ne yapacağız. İş cinayeti olduğunda protesto etmek yetmez. İşte Ankara ve İstanbul İSG temsilcileri burada, Birleşik Metal Sendikası burada, hekimler, mühendisler, işçiler burada…

Etkinliğin finalinde,  İstanbul ve Ankara İSG çalışmaları arasında çok cılız olan köprünün  güçlendirilmesi, Ankara’da İSG çalışmasının genişletilmesi ve canlandırılmasına dair görüş ve önerilerle, biraraya gelme ve birlikte çalışmaya dönük görüş ve öneriler konuşuldu. Etkinliğin başlıca kazanımlarından biri de, Ankara ve İstanbul İSG ilişkisinin canlandırılması ve Ankara İSG çalışmalarının zeminin gelişmesi ve daha ileri bir düzlemden örgütlenmesi için birleşik bir iradenin ortaya çıkması  oldu.

Ostim İşçi Sağlığı Meclisi