Sömürgesini kendi doğusunda bulan Avrupa: Göç yolları nereye çıkıyor? - Saffet Soylu

Avrupa Birliği’nde birileri kazanırken bunun maliyeti kimin sırtına yükleniyor?

Kazananlar ve kaybedenlerin bir arada olduğu Avrupa’da ucuz işgücü ihtiyacı büyük oranda Avrupa içindeki göç ile karşılanıyor. Kendi toplumunun yüzde 20’sinin ülkeyi terk edip, ucuz işçi olarak zengin ülkelere yönelmesi, işgücü göçünün yaşandığı bu ülkelerde ciddi sorunlara sebep oluyor. Örneğin, 20 milyona yakın nüfusu olan Romanya’dan diğer Avrupa ülkelerine çalışmaya giden insan sayısı neredeyse 4 milyonu buluyor. Romanya ise kaybolan kalifiye işçi sıkıntısı çekerken bir yandan da devlet vergi gelirlerindeki eksilme ile mücadele ediyor, borçlarını ödeyemiyor ve kamu yatırımlarını kısıtlamak zorunda kalıyor. Özellikle sağlık alanındaki göç bu ülkede sağlık sektörünü felce uğratabilir.

Peki işçiler gittikleri ülkelerde nelerle karşılaşıyor?

Genellikle kendi ülkelerine kurulmuş taşeron firmaların işçisi olarak ağır koşullarda, güvencesiz olarak, sağlıksız barınma koşullarında ekmek paralarını kazanmaya çalışıyorlar. Bu işgücü Almanya’da çoğunlukla inşaat ve lojistik alanında çalışırken, İspanya ve İtalya’da tarım alanında çalışıyor.

Avrupa Birliği içerisindeki işgücü göçünün Almanya’daki yaşanış biçimi, çalışma koşulları bakımından ciddi sorunlar taşıyor. Eski Doğu Bloku ülkelerinden gelen insanların Alman toplumu ile ilişkileri çalıştıkları işyerleriyle sınırlı. Kendileri için tutulmuş evlerde topluca kalıyor ve birlikte minibüslerle işyerlerine götürülüp getiriliyorlar. Biraz Almanca öğrenenler ise kargo ve servis işlerinde yerli işçilerin aldığı dörtte biri ücretle, yani hemen hemen kendi ülkelerindeki asgari ücrete yakın bir maaşla çalışıyorlar. Göç ettikleri ülkelerdeki zor çalışma koşulları, yoğun bir işgücü göçünden kaynaklı gelişen için rekabet ile daha da ağırlaşıyor. AB içindeki işgücü göçü bizim beyin göçü olarak tarif ettiğimiz alanlarda da yoğun bir şekilde yaşanıyor. Eğitimini bitirmiş, mesleğinde tecrübe kazanmış insanları ülkelerinden koparmak ve burada düşük ücretle çalıştırmak için yeni yasalar çıkarılıyor, bu yönde adımlar atılıyor.[1] Çoğu zaman kendi ülkelerinde kısa vadeli dil ve mesleki eğitim kursları ile ülkelerindeki ucuz işgücü açığını kapatmak istiyorlar.

Son 20 yılda muazzam değişim
Günlük hayatta pek karşınıza çıkmasa bile rakamları gördüğünüzde olayın ne boyuta vardığını anlıyorsunuz. Nisan 2019’da yayımlanan bir rapora göre Avrupa’nın göç veren ülkeleri bu göçlerden nasıl zararlı çıktıklarını anlatırken ilerleyen sayfalarda korkutan rakamlar veriliyor.[2]

2017 yılında yurtdışında çalışan Romanyalı sayısı Romanya’nın toplam nüfusunun yüzde 20’sine (tam olarak yüzde 19,7’sine) denk geliyor. 20-64 yaş arası Romen vatandaşları yabancı ülkelerde çalışıyor. Sıralama şöyle devam ediyor: Toplam nüfusunun yüzde 14,8’i ile Litvanya, yüzde 13,9’u ile Hırvatistan, yüzde 13,8’i ile Portekiz, yüzde 12,4’ü ile Bulgaristan ve listenin sonunda yüzde 1 ile Almanya geliyor.

1997’deki rakamlar değişimin boyutunu daha iyi gösteriyor. Almanya’dan göç edenlerin genel nüfusa oranı yüzde 0,5’miş. Aynı dönemde Romanya’dan Almanya’ya gelenlerin genel nüfusa oranı da yüzde 0,5’miş.

Son 20 senede büyük ülkelerde oranlar değişmezken küçük Avrupa ülkelerinde göç rakamlarında sanki patlama yaşanıyor. 1,2 milyon Romanyalı İtalya’ya, 650 bin Romanyalı İspanya’ya, 500 bin Romanyalı da Almanya’ya göç etmiş durumda. Polonyalılara gelirsek onların da 1 milyonu İngiltere’ye, 750 bini Almanya’ya göç etmiş durumda. Bu araştırmada karşılaştırılan ülkelerin nüfusunun birbirine yakın olduğu dikkat çekiyor. Başka bir karşılaştırma ise İspanya ve Polonya’dan göç edenlerle Çek Cumhuriyeti ve Portekiz’den göç edenlerin sayısının 20 yıl öncesine göre oranı. Yurt dışında çalışan İspanyol ve Polonyalıların oranı beş katına çıkarken, Portekizli ve Çeklerde bu sekiz katına yükseliyor.

Eğitimli işgücü göçü
Eğitim düzeyi yüksek olan göçmenleri ülkelerine çekme konusunda İngiltere başı çekiyor. Araştırmanın ilginç sonuçlarından biri de eğitimli göçmenler sosyal güvenlik düzeyi düşük ülkeleri seçerken eğitim düşeyi düşük göçmenlerin sosyal güvenlik düzeyi yüksek ülkeleri tercih ettiğine işaret ediyor.

İngiltere, Doğu Avrupa ülkelerinin Avrupa Birliği’ne katılmasından sonra 2004’te sınırlarını göçmenlere açan ilk ülke oldu. Almanya ve diğerlerinin aynı adımı atması 7 sene kadar sürdü. Bu fark 2007 ve 2017 yıllar arasında İngiltere’ye göç eden 1,7 milyon Doğu Avrupalının 840 bininin eğitim seviyesinin yüksek olması gibi bir sonuç da üretti. Almanya’ya gelen 800 bin göçmenden 200 bininin eğitim seviyesi yüksekti. Göçmen hareketinin terk edilen ülkelerde yarattığı boşluk bu ülkeleri zor durumda bırakıyor. İtalya 2007 ve 2017 arasında 113 bin iyi eğitimli vatandaşını diğer Avrupalı ülkelere kaptırdı. Fransa’da doğu ülkelerinden gelen göçmenler konusunda bir kayda değer rakam yok. Yunanistan’da da durum benzer iken özelikle 2009 ve 2010’daki IMF ve AB ekonomik dayatmaları sonucunda ülkeyi terk edenlerin sayısı 400 bin ile tavan yaptı.

Diğer ülkelerde de kötüleşen yaşam koşulları insanları şanslarını başka ülkelerde aramaya zorluyor. Almanya’daki hemşire ve hasta bakıcı açığını örtmek amacıyla Alman sağlık kuruluşları yurt dışından emekçileri çekmek için birbiri ile mücadele ediyor. Romanya’da durum diğer ülkelere nazaran çok daha vahim. Sadece 2014 yılında ülkelerini terk eden doktor sayısı 2400. Bu sayı 2017’de 7 bine ulaşıyor. Bir doktor Romanya’da 400 avro kazanırken göç etiği ülkede 4000 avro kazanmakta. Bu göç sağlık alanında ciddi daralmalara sebep oluyor. Romanya her sene tıp eğitimi için 2,5 milyar avro harcıyor. Bunun meyvesini yiyen İngiltere ve Almanya, hazır eğitilmiş kişilere hiç para harcamadan sahip oluyorlar. Yurt dışında yaşayan ve ülke nüfusunun yüzde 20’sine denk gelen Romanyalıların kazandığı para, ülkede kalanların toplamının kazancına denk geliyor. Bunların Batı ülkelerinde ödedikleri vergiler Romanya kasasına bir eksi olarak yazılıyor.

Ucuz işgücü için ırkçılık karşıtlığı
Ücret farklılığı sadece sağlık alanında değil her alandan işçilerin ülkelerini terk etmesinin itici gücü oluyor. Ülkelerinde kâğıt üzerinde kurulan taşeron firmalarla batıya taşınan işçilerin göç ettikleri ülkelerin asgari ücretini dahi alamamış olmalarına rağmen ülkelerindekinden yüksek ücret alıyorlar. Unutulmaması gereken ise bu işçilerin hiçbir sosyal güvencesi yok. Çoğu ancak taşeron işletmelerin kendi ülkelerinin yasaları çerçevesinde düşük sağlık ve sosyal sigorta ödemeleri alabiliyor.

Hırvatistan’dan 2013-2016 arasında göç eden sayısı 230 bin. Ülkeyi terk edenler ağırlıkla iyi eğitimli genç insanlar. Doğu ülkeleri içinde ekonomik düzeyi en iyi olan Macaristan’dan bile 200 bin kişi batı Avrupa’ya ucuz işgücü olarak “transfer” oldu. Kalifiye olmayan ya da sermayenin işine yaramayan mültecileri ülkelerine geri gönderme olanağı varken, Avrupa Birliği ülkelerinden gelenleri geri gönderme şansı serbest dolaşım hakkından dolayı yok. Faşist sağ akım bunu kullanarak siyaset yapmaya çalışsa da karşısında tüm partilerden sermaye savunucularını buluyorlar. Sermayenin çıkarlarını savunmak için “insanlık adına Irkçılığa karşı çıkmak” bir politik araç olarak kullanılıyor.

Sosyal demokratlar ve Yeşiller yıllarca anti-faşizmin anti-emperyalizmle bağlantısının koparılmasında oynadıkları rolü sözüm ona “insanlık adına anti-ırkçılık” tavırlarında bir kez daha gösteriyorlar.

***

Avrupa’nın büyük ülkelerinin yeni köleler edinmek için uzak ülkelere gitmesine gerek yok. Sömürgeleri ulusal sınırlarının hemen arkasında.

Dipnotlar:

[1] https://www.make-it-in-germany.com/de/visum/arten/arbeiten/fachkraefteeinwanderungsgesetz/

[2] https://www.ceps.eu/ceps-publications/eu-mobile-workers-challenge-public-finances/

Sendika.Org