Göç başladı; gökyüzüne bakma zamanı – Mehmet Akif Aksezgin

yaz indi mi
dengimiz çuvalımız hazırdır
birkaç üst baş
kapkacak
un, erişte, bulgur
doluşur çıkarız hısım akraba
kamyonlara
minibüslere
göçebe trenlerine
üstümüzden bulutlar akar gider
içimizden hasret yakar gider
kimimiz kuzeye
kimimiz güneye
ekmeğimiz toprak
evimiz çadır

Mevsimlik gezici işçiler; göç ettikleri evlerine ne zaman dönecekleri hatta dönebilecekleri belli olmadan yollara düşenler… Mevsimlik işçiler; yaban ellerin göçmen kuşları… Yoksullukları dedelerinden miras kalmış, hayatı birbirlerinin gözlerine bakarak, sessizce dayı başının ardından oradan oraya savrularak yaşayan çağımızın köleleri. Kamyon kasalarında, kaçınılmaz olan ölüm yanı başlarında yolculukları yine başladı.

Mevsimlik tarım işçilerinin bir dönemi daha biterken, onları görmezden gelmemek ve yapabileceğimiz bir şeyler olmalı demekten vazgeçmemek sorumluluğumuz olmalı.

Nasıl tanırız onları?
Kayıtdışıdırlar; ne adları bilinir ne de sayıları.

Kuralsız çalıştırılır, güvencesizdirler; sigortaları ve gelecekleri yoktur; ne kadar olduğunu bilmedikleri uzun saatler çalıştırılırlar, en ucuzundan işgücüdürler.

Ne hakları ne de hukukları vardır; kadınları çalışmaktan dermansız, çocukları okulsuzdur.

Onlarla ilgili yazılmış çok yazı yapılmış çok araştırma var. Hayatları rakamlara sığdırılmış bir dolu istatistik cabası.

Onları tanımak, anlamak için bu kadarına gerek yok aslında.

Çamur içinde kurulu naylon çadırlarına uzaktan da bakmak yeterli. İçtikleri pis suları, sinek saldırıları altında yedikleri yemekleri, derme çatma banyoları ve tuvaletleri görmek hangi hastalıklarla birlikte yaşadıklarını anlamaya yeter. Okullarından koparılmış, kimyasallardan geçilmeyen tarlalarda oyun diye koşturan çocukların geleceğin işçileri olacaklarını bilmek çok zor değil. Gündüz tarlada sonrasında da yemek bulaşık ardında, çocukların peşinde, kocaların zulmünde hayatları tükenen kadınları anlamak için ise hiçbir kayda gerek yok.

İş güvenliği ve işçi sağlığı nedir bilmediklerini, belki de maliyetler artmasın diye öğretilmediğini görünce anlarsınız. Balık istifi traktör kasalarında taşınırken, havayı bir sis gibi kaplamış tarım ilaçları içinde çapa yaparken, kimyasal gübrenin tarlaya aktığı sularda ellerini yıkayıp kana kana su yerine gübre içerken görünce mutlaka anlarsınız.

Hastaneye neden gidemediklerini, daha çok komisyon almak ve patrona yaranmak için onları amansız çalıştırma gayretini içinde olan dayıbaşının bağırışlarını duyunca anlarsınız. Borçludurlar bu nedenle çaresizdirler bilirsiniz. Kürttürler çoğu zaman, yenice Suriyeli; ötekilerdir yani. Sanki bu hayat onların layığıdır; horlanmışlıklarından anlarsınız. Anlarız da yediğimiz her lokmada ödenmemiş alın terleri, yollara savrulmuş ölüleriyle onlar bize değerken neden biz onlara dokunamayız.

Aslında yeni dönemin sömürücüleri, daha çok kar için insanlık dışı bir yaşamı hepimiz için yaratıyor.

Onların daha ağırını yaşadıkları bu çalışma koşulları çoktandır hepimizin hayatını yönetiyor. Her gün daha çok kuralsız-güvencesiz-örgütsüz çalışmaya zorlanıyoruz. Belki de olanı biteni hala yaşadığımız onca zorluğa rağmen anlamamışızdır. Kendimiz için yapamadığımızı başkaları için isteyecek durumda değilizdir.Belki…

Ama insanca yaşam koşullarının herkes için her yerde yaratılmasını istemek bunun için uğraş vermek öncelikle insani sorumluluğumuzdur. Şimdilik; isteyip de söyleyemedikleri için onların sesi olabiliriz.

* Mehmet Akif Aksezgin: Ziraat Mühendisi.

Yazının başındaki şiir Abdurrahman Günay’ın “Mevsimlik işçiler/Göçmen Kuşlardan Bir Dilekçe”den bir bölüm.

Sendika.Org