'Torunlar Yapı, birileri tarafından korunuyor’

Torunlar Center’da yaşanan iş cinayetinde hayatını kaybeden işçilerin aileleri ve avukatları, “Torunlar Yapı’nın birileri tarafından korunduğuna” inanıyor. Avukat Yıldız İmrek, Torunlar Yapı’nın başından beri dahil edilmediği yargılama sürecindeki usulsüzlüklere dikkat çekerek, son duruşmada da yeniden değişen mahkeme heyetinin tavrının “güven sarsıcı olduğunu ve tarafsızlığa gölge düşürdüğünü” ifade etti.

İstanbul Mecidiyeköy’de bulunan Torunlar Center inşaatında 6 Eylül 2014 tarihinde 33 kattan zemine çakılan asansörün içindeki 10 işçi hayatını kaybetmişti. Olayla ilgili İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde devam eden davanın 10. duruşması 27 Ekim’de görüldü. Üç duruşmadır beklenen bilirkişi raporunun son gün gelmesi nedeniyle dava iki ay ertelendi.

Duruşmanın ardından görüştüğümüz işçi ailelerinin avukatlarından Yıldız İmrek, iş cinayeti davalarında sürekli bir cezasızlık pratiği söz konusu olduğunu hatırlatarak, şunları anlattı: “Torunlar GYO, AKP iktidarına çok yakın bir sermaye grubu. TOKİ’nin yaşanan iş cinayetindeki payına ilişkin açılan davada da açık usulsüzlüklerle hem iş güvenliği bakımından hem de inşaata ilişkin emsal bakımından Torunlar Yapı’nın korunduğu görülüyor. Diğer taraftan idari yargıda Mühendisler Odası’nın açtığı davada Torunlar Center inşaatı için durdurma kararı verildi. Bütün bunlar Torunlar Yapı’nın aslında iktidar korumasından ne kadar yararlandığını gösteriyor.”
Yargının görevinin aklamak değil sorumluları açığa çıkarmak ve cezalandırılmak olduğunu belirten Av. İmrek, “Demokratik ve sosyal hukuk devletinde böyle olur. Ki Anayasa’da da böyle yazıyor. Bu yapılmazsa iş cinayetleri böyle devam eder. Ne yazık ki Türkiye’de AKP iktidarı boyunca iş cinayetlerinin çok büyük oranda artığını görüyoruz. Ve bunların sona ereceğine dair iyimser bir beklenti içerisinde olamıyoruz maalesef. Çünkü caydırıcı olmayan yargılama pratiği ortada” dedi.

TORUNLAR SORUŞTURMAYA DAHİL EDİLMEDİ
Torunlar Yapı’nın ilk duruşmadan itibaren korunduğunu söyleyen İmrek, daha en baştan şirketin soruşturmaya dahil edilmediğine ve hakkında hızla takipsizlik kararı verildiğine dikkat çekerek, “Gerekli yerlere itirazlarımızı yaptık. Sulh Ceza hakimliği itirazımızı bir ay incelemedi, bir ay sonra da iki cümleyle reddine karar verdi. Anayasa Mahkemesi’ne başvurduk, orada da henüz herhangi bir adım atılmış, bir inceleme başlatılmış değil. İkincisi de başlangıçta tutuklu sadece 4 kişi vardı bu dosyada ve Mahkeme heyeti değiştikten sonra ikinci duruşmada tümü serbest bırakıldı. Bunlar yargının iş cinayetlerine nasıl yaklaştığının yansıması, mahkemenin işçilerin ölümüne son derece kayıtsız olduğunu gösteriyor” diye konuştu.

SÜREKLİ HEYET DEĞİŞİYOR
İlk duruşmada mahkeme heyetinin bazı sanıklar hakkında “olası kasıtla adam öldürmek”ten ek savunma istediğini de hatırlatan İmrek, şöyle devam etti: “Fakat olası kasıtla adam öldürmekten ek savunma hakkı vererek sorgu yapan Mahkeme heyetinin görev yeri ilk duruşmadan sonra değiştirildi. Ve ikinci heyet geldi. İkinci heyet, hakimin reddi talebimiz olmasına, henüz sanık ve tanık beyanları tamamlanmamış olmasına rağmen tutuklu sanıkların salıverilmesine karar verdi. Yani sürekli, davaya ilişkin müdahale endişemiz oldu ve biz bunu duruşmada da belirttik. Hakimin reddini talep ettik. Ancak bu taleplerimiz de kabul edilmedi. Ve çok uzun bir süre sonra, sanıkların tanıkların dinlenmeleri gerçekleştikten sonra bilirkişiye gitti.”

İmrek, mahkemenin Torunlar Yapı’yı koruduğunun en büyük kanıtlarından birinin de sürekli heyet değişimi yaşanması olduğunu vurguladı. Şu anda davaya üçüncü heyetle devam edildiğini aktaran İmrek, bu durumun da bazı soru işaretleri yarattığını belirtti: “Doğal hakim ilkesi gereğince şayet hakimin kendi talebi yoksa o heyetin değişmemesi gerekir esas olarak. Talep olmadığı halde değişiklik meydana geliyorsa bu bizler açısından soru işaretidir. Hakimler açısından da hakim güvencesine aykırıdır. Son duruşmada ise yeni bir heyetle karşı karşıyayız. Bugünkü tablo da doğrusu güven sarsıcı oldu. Mahkeme heyetinin, Torunlar vekilinin sataşmasına sessiz kalıp, ona tepki gösteren ölen işçi yakınını duruşma salonundan atması, itirazlarımızı dikkate almaması tavrının tarafsızlığa gölge düşürdüğünü ifade ettik.”

BİLİRKİŞİLERİ BİLMİYORDUK
Av. Yıldız İmrek, bilirkişi konusunda da sorunlar yaşandığını, bilirkişi raporunu üç duruşmadır beklediklerini, aradan 10 ay geçtiğini, ayrıca raporun kimler tarafından hazırlandığını bilmediklerini söyledi. “Dolayısıyla o aşamada bilirkişi heyetine itirazlarımızı ileri sürme hakkımız elimizden alınmış oldu” diyen İmrek, “Bunu daha önceki duruşmalarımızda ifade ettik. Mahkeme kendi sözlü gerekçelerinde ‘müdahale olmasın diye bu şekilde gizli tutuyoruz’ biçiminde bir açıklama yaptı. Bakacağız. Buna ilişkin endişelerimiz de var kuşkusuz, raporu inceledikten sonra ayrıntılı itirazlarımızı yapacağız. İlk etapta görünen o ki, bilirkişi raporu ‘öngörülebilir ve önlenebilir iş kazası’ şeklindeki kendi tespitiyle ve soruşturma aşamasındaki bilirkişi raporuyla çelişiyor. Bu durumda olası kasttan söz edilmesi gerekir, sorumluları da bellidir. Buna rağmen asli kusurlu tespiti yapılmaması, Torunlar ve asansör firmasını koruyucu, cezasızlık pratiğine hizmet edecek bir değerlendirme” diye konuştu.

‘ADALETİN OLMADIĞINI GÖRDÜK’
Son duruşmada, hayatını kaybeden işçilerden İsmail Sarıtaş’ın kardeşi Ferit Sarıtaş, sanık avukatlarından Hasan Girit’in alaylı tavrına tepki gösterince Mahkeme Başkanı Bülent Dalkıran tarafından duruşma salonundan çıkarıldı. Adil bir yargılama süreci yaşanmadığını söyleyen Ferit Sarıtaş, gazetemize yaptığı açıklamada şunları söyledi: “İlk duruşmadan beri Torunlar Yapı’nın avukatları kollanıyor. Taraflı bir mahkeme heyeti var. O avukatın başından beri her duruşmada ortamı geren davranışları ve hareketleri var. İki buçuk sene oldu, devamlı gözlüyoruz, Torunlar Yapı’nın avukatları mahkeme heyetinde üst yetkili gibi korunuyor. Onlar ne söylerse tamam, ama mağdur durumda olan bizlerin dediği hiçbir şey kaile alınmıyor. Bu bir cinayet. Bu cinayetin sorumluları oradayken, cinayeti savunan o kişinin tavırları bizi üzüyor.”

Üç duruşmanın bilirkişi raporu gelmediği için ertelendiğini, son duruşmanın da bilirkişi raporu 1 gün önce geldiği için 2 ay ertelendiğini, bu zamana kadar somut hiçbir adım atılamadığını anlatan Sarıtaş, “Adaleti sadece bekliyoruz, ama o adaletten hiçbir ışık göremiyoruz” diye yakındı.

Okul masraflarını çıkarmak için Torunlar’da inşaat işçilik yaparken yaşamını yitiren Tunceli Üniversitesi öğrencisi Hıdır Ali Genç’in babası Mustafa Genç de “Biz adaletin var olduğuna inanıyorduk, ancak olmadığını gördük” dedi. Genç, “Hakimi, savcısı herkes direk şirketi savunuyor. Mahkemede şirketin avukatı konuştuğunda onlara tamam diyor, ama bizim her söylediğimize karşı çıkıyor avukatlarımızı dikkate almıyor. Mahkeme heyetinin taraflı davrandığı belli. Avukatı da savcısı da bu durumun böyle olduğunu biliyor. Türkiye’de adaletin olduğuna inanmıyorum bu saatten sonra” diye konuştu.

YILMAMIZI İSTİYORLAR
Davayı takip etmek için İstanbul dışındaki illerden gelen aileler, her duruşmada aynı acıyı yaşamanın yanı sıra bir de yol çilesi çekiyor. Tunceli’den gelen Mustafa Genç, bu durumun zorluğunu şöyle dile getirdi: “Her geliş gidişimde mahkeme sonucunu anlattığımda evdekiler yıkılıyor. Her seferinde yeniden yeniden yaşıyoruz bu acıyı. Bizim her duruşmaya gidip gelme gücümüz de yok. Bunlar her defasında mahkemeyi erteliyorlar, heyeti değiştiriyorlar. Yani süreyi uzatıyorlar ki biz gelmeyelim, yılmamızı ve bıkmamızı istiyorlar. Böylece kendi kafalarına göre bir karar verecekler. Benim gördüğüm bu.”

İsmail Sarıtaş’ın kardeşi Ferit Sarıtaş İstanbul’da yaşıyor. Ancak abisinin eşi duruşmalar için Ankara’dan geliyor. “Bu mahkemede ileri gidilmeyeceğini bile bile geliyoruz” diyen Sarıtaş, “Bozuk düzende sağlam çark olmaz. Olan ölenlere, ailelerine oldu. Ama bozuk düzen devam ediyor. Bundan sonra benzer iş cinayetlerinin yaşanmaması için, başka ailelerin başına böyle bir şeyin gelmemesi için davamızı sürdürmek istiyoruz. Ama sağ olsun adalet yine güçlünün, sermayenin yanında olduğu için işçi ölmüş sorun değil. Sermaye var olsun yeter! Düzen böyle devam etsin istiyorlar” dedi.

İŞÇİNİN İŞÇİDEN BAŞKA DOSTU YOK
İş cinayetinin yaşandığı gün Torunlar inşaatında çalışan Hüseyin Gündoğdu da her duruşmaya katılıyor. İşçiler ve aileler olarak bu yargı sisteminden bir beklentileri kalmadığını söyleyen Göndoğdu, şöyle devam etti: “Mahkemenin neye karar vereceği artık belli. Böyle bir mahkemeden işçiler ve emekçiler lehine adalet beklemek hayal olur. Bu ülkenin adaleti işçiyi, emekçiyi savunmuyor. Bunu bu duruşmada da tekrar kafamıza vurarak gösterdiler. Acılı bir kardeşi mahkeme salonundan dışarı atmak bizi gerçekten yaraladı.”
 
Gündoğdu’ya göre iş cinayetlerinin çözümü için işçilerin birleşmesi ve hesap sorması gerekiyor: “Hesap sormak üzere buraya geliyoruz. Ama bizden hesap soruluyor. Bu yüzden yapılması gereken işçilerin birleşmesi, birlikte hareket etmesi. Ancak büyük yürüyüş ve eylemlerle, işçinin işçiye sahip çıkmasıyla bu iş cinayetlerinin son bulması sağlanabilir. Yüzlerce insan buralara toplansaydı, inşaatlardan, fabrikalardan işçiler buraya gelseydi bu mahkemeler bu kadar uzamaz, katiller de yargılanırdı. Maalesef işçi sınıfı öldüğü halde birbirine sahip çıkmıyor. Bu da çok acı.”

İnşaat işçiliğine devam eden Gündoğdu, Torunlar’daki iş cinayetinin etkisini üzerinden atabilmiş değil. “Mecburen çalışmak zorundayız. Ama her alimaka (asansör) bindiğimizde tedirginlik yaşıyoruz. O günü unutmak mümkün değil” diyor, “Ama mücadelenin bir tarafından tutmamız gerekiyor. Bizim Torunlar’da yaşadıklarımızın yaşanmaması için gittiğimiz yerlerde uyarılar yapıyoruz. Örgütlenmeye yönlendiriyoruz. Haklarını anlatmaya çalışıyoruz. Birlik çağrıları yapıyoruz. İşçinin işçiden başka dostu olmadığını aktarıyoruz.”