Göçler, mülteciler, sorunlar ve sorumlular - 2

Mülteci akınının günümüzdeki asıl kaynağı bölgesel savaşlar ve halklar arasındaki boğazlaşmalardır. Emperyalist saldırganlık ve savaş dalgası uzun yıllardır insanları kitlesel olarak canlarından, yerlerinden, ülkelerinden koparmaktadır. Uluslararası bir terör örgütü olan NATO ve emperyalist devletler ise tüm savaşların sorumlusudur.

Kale olarak Avrupa Birliği
Bugün dünya çapında 60 milyona yakın insan göçmen durumundadır. En büyük göç hareketi İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı döneminde yaşanmıştı ama o dönemde az sayıda insan Avrupa’ya doğru göç etti. Hareket tersi yöneydi, insanlar Avrupa’dan kaçıyorlardı.

2014 yılında 14 milyon insan evinden-yurdundan edildi ve göçe zorlandı. Bunların sadece 714 bini Avrupa’dan iltica talebinde bulundu. Bu sadece savaş ve yoksulluk bölgesinden göç eden göçmenlerin yüzde 5’i anlamına gelmektedir.

Göçe zorlananların yüzde 86’sı kendi kaçtıkları ülkelerin yanı başındaki komşu ülkelerde mülteci ve kaçak olarak kalmaktadır. Bunun asıl sebebi ise bir gün yine evlerine geri dönme umutlarıdır.

Avrupa’nın sınırları katliamcı bir hal almış bulunuyor. Akdeniz ve Ege’de boğularak ölen göçmenlerin ölümleri kanıksandı. Bu ölümlere göz yumulduğu gibi, emperyalistler ölümlerin önünü bizzat açmaktadırlar ve hatta göçmenler görevlendirilmiş şirketler tarafından öldürülmekteler. Bu durumun gelebilecek diğer göçmenler üzerinde caydırıcı etkide bulunacağı ve korkarak vazgeçmelerine yol açabileceği umut edilmektedir. “Öldürme Birliği” haline gelen AB bu insanlara vize için hiçbir şans tanımamaktadır. AB ülkelerine gelmek isteyenlerin, ölümü göze almaları gerekmektedir. Sınırda acımasızca dövülmekte, açlığa terkedildikleri gibi çocuk, kadın, yaşlı dinlemeden saldırıya maruz kalmaktadırlar. Avrupa’da göç dalgasının ne pahasına olursa olsun durdurulması, göçmenlerin geri gönderilmesi ve sınırdan içeri alınmaması için her şey yapılmaktadır. AB ülkeleri sorumluluğu birbirlerinin üzerine atarken, olan göçmenlere olmaktadır. Sonuçta göçmenler zor durumda bırakılmaktadır. Bunun adına da iltica krizi denilmektedir. Kriz durumu olmadığı halde bu algı yaratılarak mülteciler suçlanmaktadır.

Almanya göçmen akımını durdurma çabalarında başı çekiyor. Polis kontrollerinin arttırılması, tel örgülerin ve sınır duvarlarının daha fazla çekilmesi istenmektedir. Çok kısa sürede iltica dilekçelerinin cevaplanması ve insanların gerisin geriye geldikleri ülkeye veya üçüncü ülkelere gönderilmesi yaygın uygulamalar arasındadır. Almanya 2015 yılı Ağustos sonu istatistiklerine göre 11 bin 522 göçmeni geri gönderdi.

Almanya’nın baskısıyla AB, Avrupa’nın dilekçelerini reddettiği göçmenleri geri alması için Afganistan’la ‘Geri alma’ antlaşması imzaladı. Buna göre iltica dilekçesi reddedilenler Afganistan´a geri gönderilmektedir. Burada ikiyüzlülük tam bir utanmazlık boyutuna varmış bulunuyor.

Bir taraftan Afganistan’ın durumunun iyi olmadığı gerekçesiyle Alman ordusunun Afganistan’da kalması sağlanmaktadır. Ama konu göçmenler olunca Afganistan’ın durumunun birdenbire iyi olduğu belirtilerek ilticacılar geri gönderilmektedir. Alman İçişleri Bakanı Maizière utanmadan, “Afganistan’dan kaçıp mülteci olmak kabullenilemeyecek bir durumdur, çünkü Afganistan devleti çok miktarda yardım adı altında para yardımı aldı, bundan dolayı da insanların orada tutulmasını beklemek bizim hakkımızdır” mealinde açıklamalar yapabilmektedir. Bu kadar tartışma, önlem ve kriz Afganistan’dan 2015 yılında gelen 7 bin mülteci için yapılmaktadır.

Birleşmiş Milletler verilerine göre 2015 yılının ilk yarısında Taliban’la iktidar güçleri arasındaki çatışmalar sonucu 1592 sivil insan öldü ve 3329 insan yaralandı. 1,5 milyon insan bu çatışmalardan dolayı Pakistan’a, 1 milyon insan ise İran’a göç etmek zorunda kaldılar. Yine 1 milyona yakın insan ise AB ülkelerine gitmiş durumda.

AB mülteci akımını engellemek için Türkiye ile 29 Kasım 2015 tarihinde başkanlar düzeyinde antlaşma yaptı. Buna göre Avrupa Birliği’ne giriş işlemleri hızlandırılacak ve Türkiye 3 milyar avro alacak. Bu, Türkiye’deki çadırlarda yaşayan mültecilere sözüm ona ‘yardım parası’ olarak verilecek.

Bu anlaşma sonucu Türk yönetimi, mültecileri daha Türkiye’den yola çıkamadan engellemeye başladı ve yeni önlemler almaya yöneldi. Yine de mülteci akımını engelleyemediler. Türkiye yeni bazı talepler ileri sürdü. Daha doğrusu bir ‘Kayseri pazarlığı’ yaptı. Buna göre Türkiye’ye 2018 sonuna kadar ek bir 3 miyar avro daha verilecek (yani toplam 6 milyar avro olacak). Ayrıca Türkiye’ye vizeyi kaldırma önerisi yapılacak. Öte yandan, Yunanistan’dan geri gönderilecek her bir Suriyeli göçmen için bir Suriyeli legal yollardan kabul edilecek.

Sınır güvenliğinin askeri boyutu
Sınır güvenliği FRONTEX, TRITON, EUNAVFOR* gibi askeri yapılarla kara ve denizden güvence altına alınmak istenmektedir.

AB ülkeleri 23 Nisan 2015’te özel gündemle toplanarak 10 maddelik bir antlaşmaya onay verdiler. Mülteci konusunda işlemlerin hızlandırılması ve yavaş harekete son verilmesi, mülteci akımının engellenmesi, masrafların karşılanması karar altına alındı. Legal ve güvenli mülteci yolunun sağlanması, Akdeniz’de ölümlerin engellenmesi için askeri kuruluş FRONTEX’e (Sınır Güvenlik Ajansı) görev verilmesi karar altına alındı. FRONTEX’in görevi AB üye ülkelerinin deniz ve kara sınır güvenliğinin korunması olarak belirlendi. Bu görevler arasında Akdeniz’in güven altına alınması, askeri operasyonlar düzenleme, kaçış yollarının açığa çıkarılması, mallarına el konulması ve botların batırılması gibi “önlemler” bulunuyor.

Almanya’da SPD, Yeşiller ve bazı Sol Partililer mültecilerin geldikleri ülkelere verebilecekleri faydalar üzerinden bakarak, önerilerde bulunmaktalar. Tembel mültecilere karşı çalışkan ve işe yarayanların, nitelikli iş pazarına entegre olabilecek mültecilerin kontrollü içeri alınmasının doğru olacağını belirtmektedirler. Kanada usulü puanlama sistemiyle yüz binlerce insanın alınabileceği savunulmaktadır.

Göçmen sorunun temel kaynağı
Göçmenlerin geldikleri ülkelere bakıldığında açıkça görülecektir ki bunlar çoğunlukla Ortadoğu ülkeleridir (Irak, Suriye, Afganistan, Lübnan, İran vs.) Bunun başlıca sorumluları ise, başta ABD olmak üzere batılı emperyalistlerdir. Özellikle enerji kaynakları ve silah pazarı için bu bölgeleri karıştıranlar, emperyalistler ile yerli uşakları olan Suudi Arabistan, Türkiye, Katar gibi devletlerdir. İslami terör örgütlerini destekleyerek, etnik ve mezhepsel savaşları kışkırtmaktadırlar.

Öte yandan ticari ilişkilerin serbestliği, kredilerle geri ülkelerin soyulması ve kendilerine bağımlı hale getirilmesi yine emperyalistlerin en başat icraatlardır. Mesela AB, 16 Afrika ülkesiyle yaptığı antlaşma gereği Karibik ve Pasifik denizlerindeki balık tutma alanlarını sınırsızca tekeline almıştır. Böylece o yörenin balıkçıları iflasa sürüklenmişlerdir. Diğer bir örnek Gana'dır. Gana tavuk ve beyaz et alanında çok önemli bir yeri tutuyordu. (Sadece Almanya’ya 2015 yılında 48 bin ton beyaz et Afrika’dan ithal edilmiştir.) O yörenin beyaz et şirketleri neredeyse yok olmuş durumdadır. Şu anda pazar payı %10’a kadar düşmüştür. AB’li büyük şirketler aşırı fiyat düşürme ile bölge şirketlerini yok etmiştir.

Bugün dünyadaki göçlerin yüzde 62’si Suriye, Afganistan, Somali, Sudan ve Güney Sudan ülkelerinden gerçekleşmektedir. İlginç olan, bu beş ülkede de NATO ve Alman askeri bulunmaktadır. Örneğin Suriye için Almanya parlamentosu Aralık 2015’te büyük bir çoğunlukla (yalnız Sol Parti tek vücut halinde karşı durdu) Suriye’ye 1200 kişilik asker göndermeyi kararlaştırdı. Tornado, askeri uçak, Peşmergelerin IŞİD’e karşı savaşta eğitilmesi, çok sayıda askeri aktivitenin gerçekleştirilmesi, Patriot füze sistemlerinin konuşlandırılması, Akdeniz’de operasyonlara katılma ve operasyon düzenleme, Arap yarımadasının güvenliği için 4900 askerin gönderilmesi öteki örneklerden bazılarıdır sadece.

Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) 37 gelişmiş ülke ekonomisi ile 152 geri ve gelişmekte olan ülkeler karşılaştırmasına göre, ilk kategorideki ülkelerin nüfusunun dünya nüfusuna oranı yüzde 14,7’dir. Fakat dünya milli hasılasının yüzde 42,9’u ve dünya ihracatının yüzde 62,2’si bu 37 ülkenin elindedir. 152 geri ve gelişmekte olan ülke ise dünya nüfusunun yüzde 85,3’ünü barındırdığı halde, milli hasılanın yüzde 57,1’ine ve ihracatın yüzde 37,5'ine sahiptir. Bu rakamlar kişi başına düşen gayrı safi milli hasıladaki uçurumu göstermektedir. Emperyalist-kapitalizmin yarattığı kitlesel yoksulluk ve sefalet insanların göç yollarına düşmesinin en önemli nedenlerinden sadece biridir.

Mülteci akınının günümüzdeki asıl kaynağı bölgesel savaşlar ve halklar arasındaki boğazlaşmalardır. Emperyalist saldırganlık ve savaş dalgası uzun yıllardır insanları kitlesel olarak canlarından, yerlerinden, ülkelerinden koparmaktadır. Uluslararası bir terör örgütü olan NATO ve emperyalist devletler ise tüm savaşların sorumlusudur. Balkan savaşı ve Afrika’nın sömürgeleştirilmesi faaliyeti batılı emperyalist güçlerin neo-sömürgeci yeniden paylaşım planlarının bir sonucuydu. Bu planlar doğrultusunda bölgesel savaşlar körüklendi. Savaşlar ise ABD, Çin, Almanya, Rusya vs. gibi silah satan ülkelere kârlı dönemler yaşattı. Savaşın, yoksulluğun, insan kaynaklı doğal afetlerin başlıca sorumlusu olan emperyalist-kapitalizm, mülteci akımının (göçmenliğin) da öncelikli kaynağıdır.

Mülteci sorununda göz ardı edilmemesi gereken en temel gerçek budur.

D. Köroğlu

***

* FRONTEX: Avrupa Birliği üye ülkelerinin sınırlarını korumakla görevlendirilen, merkezi Polonya-Varşova’da olan bir şirket. Asıl görevi AB sınırlarını gözetlemek, korumak ve bunun için gerekli tüm teknik altyapının oluşturulmasını sağlamak, gerekirse askeri operasyonlar düzenlemektir.

TRITON: Frontex operasyonlarına verilen isim. Triton AB adına ilk olarak İtalya’da Avrupa deniz sınırlarının güvenliğini sağlamak için bir misyondu. Bu misyon 1 Kasım 2014 tarihinde başladı.

EUNAVFOR: Frontex’in denetiminde deniz güvenlik gücü... Somali açıklarındaki denizlerde büyük gemilerin bazı illegal kaptanlar tarafından soyulmasına karşı insani yardım olarak düşünülmüş, misyonu sınır ve deniz güvenliği olan askeri güç.