Fransa'da Genel Grev

PARİS'TE #35MART

Fransa, Çalışma Bakanı Myriam El Khomri'nin adıyla anılan neoliberal İş Yasası'na karşı 31 Mart günü  ikinci genel greve ve kitlesel gösterilere sahne oldu. Yedi sendikanın çağrısıyla (işçi sendikaları, lise ve üniversiteli sendikaları) gerçekleşen genel grev ve gösteriler kitlesellik yönüyle 9 Mart'takini aşarken, gençlik de dinamizmi ile “olağanüstü hal” sınırlarını yokladı!

31 Mart genel grevine lise ve üniversite gençliği 12-14 Mart günleri sokaklara çıkarak, öncesinde okul toplantıları düzenleyerek geldi. Paris'in yanı sıra Lyon, Toulouse, Strasbourg, Nantes, Lille gibi birçok kentte, belli başlı üniversitelerle artan sayıda lisede gerçekleşen eylemlerde devletle küçük çaplı çatışmalar da yaşandı. Hava trafik kontrolörleri de 17 Mart'tan itibaren kendi talepleri için aralıklı olarak iş bıraktı. 23 Mart'taki iş bırakmalarda Orly havaalanında 3 uçuştan biri iptal edilirken 80 dakikayı bulan rötarlar yaşandı. İş bırakmalar, Paris Charles de Gaulle dahil diğer havaalanlarındaki iş akışını etkiledi. 

31 Mart gösterilerine ülke genelinde 1 milyon 200 bin civarında katılım oldu. Genel grevin etkililik kriteri olarak toplu taşımada banliyö trenleri, iç ve dış TGV'ler (yüksek hızlı tren) yarı yarıya etkilendi, sendikal örgütlenme ve eylemlerden arındırılmış metrolarda bile nispi yavaşlamalar oldu. Üniversite ve liselerde boykot uygulandı, kent merkezindeki ilk ve anaokullarında iş bırakmalar etkindi. Paris'in para makinesi Eyfel Kulesinin “eleman yetersizliğinden” çalışmadığı açıklandı. Genel greve damgasını büyük fabrika ve kamu sektörü işçileri, gösterilere ise gençlik vurdu. 

Sendikalar ve partiler gösteriler için randevu yerini saat 13.00'de Place d'Italie olarak vermişlerdi. Buna karşın gençlik sabah saatlerinden itibaren kendi toplanma noktalarını oluşturdu, okul önlerinde blokajlar yapıldı, yer yer liselilerle polis arasında çatışmalar oldu -polisin liselilere tavrı eylem sonrasında da medyanın gündemde kaldı. 200 civarında lisedeki blokaj ve eylemler 9 Mart'takinin kat kat üzerine çıktı. 

31 Mart günü gösteri alanına vardığımızda bir ucu yürüyüşe başlamış, bir ucu ise hala dolmaktaydı. Renault, PSA-Citroen vd otomotiv işçileri, hastane işçileri, eğitim işçileri, temizlik işçileri, müzik işçileri, basım işçileri... genç işçiler, yaşlı işçiler, kadın işçiler, üç ırktan, birçok ulustan işçiler, üniversite işçileri,... yalnızca sendika pankartları değil kendi cümleleri, yaratıcılıkları ile hazırladıkları dövizlerle gelmişlerdi. Yavaş ve hızlı, tıkış tıkış ve aralıklı, öfkeli ve birbiri ile söyleşerek yürüdüler, yürüdük. 

Fransa'da kağıt üzerinde 35 saat ile dünyadaki en kısa haftalık mesai geçerli. Azami günlük çalışma süresi de yasaya göre 10 saat. El Khomri yasasına karşı yüzde 73'ü bulan muhalefet söz konusu. Ancak yasaya daha tepkili olan kamu işçileri de, bu mücadelenin dinamize edici gücünü oluşturan lise-üniversite gençliği de, yasanın gerçekte var olanın arkasından geldiğini yaşayarak deneyimliyorlar. Gerçekte olan ne? Güvencesiz esneklik, esnek güvencesizlik, adı bile Geçici (Interim) olan kiralık işçi bürolarının kenti ve işçi yaşamını ur gibi sarması. Yasa işçi ve gençlik çevrelerinde “19. yüzyıla dönüş”,  1800'lerin sonlarından bu yana can bedeli edinilmiş tüm kazanımların mezara gömülmesi olarak algılanıyor. Taşınan pankart ve dövizlerde altı çizilen yasanın tümden geri çekilmesi ve bunun için soluklu bir mücadeleden sakınmamak. 


Sendikaların daha kurumsal pankartlarının yanında işçilerle öğrencilerin taleplerine ve mücadele kararlılıklarına ilişkin dövizleri tek tek izliyoruz. “Daha az çalışmak, daha iyi çalışmak”, “Çalışmak için yaşamak değil yaşamak için çalışmak” çarpıyor gözümüze. Çalışmaktan özgürleşmeyi, kapitalist çalışmanın kendisini değil ama daha fazla çalışmayı sorgulayan, bu yanıyla genel bir mücadeleci söylemin ötesine geçen ifadeler bunlar. Yüzde 10'u aşan işsizliğin ilacı gibi gösterilmeye çalışılan yasaya karşı “hayır”ı aşan bir bilincin belirimleri. 

Yasanın doğrudan tehdidini daha fazla hisseden gençlik, sokakları ısındırıyor. 31 Mart genel grevinin ardından da #nuitdebout (gece ayaktayız), #32mars (32mart), #33mars (33mart), #convergencedesluttes (mücadeleler birleşiyor) hashtagleri ile yapılan çağrılar sonucu yüzlerce kişi 31 Mart akşamından itibaren Republique meydanında bir araya gelmeye başladı. İlk gece sabah 05.00 sularında polisin zorlaması sonucu dağılan kitle akşam randevularını yineleyerek, havanın 20 dereceyi bulduğu bu Pazar gecesi itibariyle 20 bini aştı. 

Forumları, genel toplantıları, sokak demokrasisi, komisyon oluşumları, farklı siyasal toplumsal kesimlerin temsili ve alanda konumlanmaya başlaması, ihtiyaç listesi duyuruları ve çağrıları ile birlikte bu buluşma, kendisini #Paris baharı olarak da tanımlamaya başlıyor. 5 ve 9 Nisan günleri Paris yeni grev ve gösterilere sahne olacak. İşçi sınıfı, dört yıl önce Sarkozy'ye karşı tepkisini arkasına alıp onun misyonunu oynayan Sosyalist Parti hükümetiyle sınırlı kalmaksızın, devlet başkanlığı seçimleri ve parlamenter oyunlara sığmaksızın, Fransızca konuşarak yolunu açabilir ancak. Gençliğin katılımı ve Republique, eylemlerin rutin grev ve yürüyüşleri aşmasının, grevlerin yığınsallaşmasının kanalı olabilecek. Esneklikle birlikte çalışma sürelerinin uzatılması saldırısının işçi sınıfı ve gençlik tarafından ele alınışı aynı zamanda çalışma ile yaşam ilişkisini, yaşamın artan ölçüde çalışma merkezli örgütlenmesini sorgulamayı ve yaşamın yeni bir temelde kurulması özlemini ifade ediyor. Önümüzdeki süreci eylemin bu dinamiklerle gelişimi ile hükümetin yasayı bazı tavizlerle geçirme taktiği arasındaki çatışma belirleyecek. 

İŞ YASASI İŞÇİ SAĞLIĞI, GÜVENLİĞİ VE ONURUNA SALDIRIDIR

Sosyolog Annie Thébaud-Mony ve işyeri hekimi Eric Ben Brik yayınladıkları açıklamada, Fransa hükümetini İş Yasası'nı geri çekmeye çağırdı. İki bilim insanı, yasanın başlığında açıkça ifade edilen amacın -“şirketler ve yatırımlar için yeni özgürlük ve koruyucu önlemler oluşturmak”- işçi sağlığı ve güvenliği ile onurunu temelden hedef aldığına işaret etti. Açıklamada, TAFTA (Atlantik Ötesi Serbest Ticaret Anlaşması) perspektifine dayanan yasa ile temel ve evrensel hakların patronların çıkarlarına tabi hale getirildiği vurgulandı. 

Bilim insanlarının görüşleri özetle şöyle:

Sözde iş ilişkilerini modernize edici olduğu şeklindeki içi boş söyleme karşın, yaklaşık yüzelli yıl boyunca acı olayların ve mücadelelerin şekillendirdiği ve patronları işçi sağlığı ve güvenliğini korumaya zorunlu tutan eski yasa çiğneniyor. (Kaldı ki, patronlara bu zorunluluğun getirilmesi, iş kazaları gündemli 1898 tarihli yasadan da öncesine, 1893'e dayanıyor.) 

Yasayla birlikte güvencesiz istihdam ve taşeron çalışmanın yaygınlaşmasıyla işyerlerinde medikal muayenelerin yerini sözde bilgilenme turları alacak ve bu koşullarda işçi sağlığı ve güvenliği işçinin bireysel sorumluluğuna yıkılacak. İki yılda bir işyeri hekimi tarafından yapılan tıbbi muayene kalkacak. İşyeri kazaları ve meslek hastalıkları tazminatı hakkı ise patronlar namına sürdürülebilir büyüme ve rekabet mantığı ile işleyen bir “tazminat komisyonu”nun kurulması ile tamamen risk altına girecek. Bu konudaki kazanımları içeren yasalar da 1898 ve 1919 tarihlerini taşıyor. 

Unutmamak gerekiyor ki, 2015 yılında her gün, çoğu genç olmak üzere iki işçi işyerinde yaşamını yitirdi. Ve her gün on kişiden sekizi asbest bağlantılı bir hastalıktan öldü, özel sektörde çok belirgin olmak üzere işçiler işleri ile bağlantılı sebeplerden intihar etti. 2010 yılında Çalışma Bakanlığı tarafından yapılan bir araştırmaya göre işçilerin %10'u yani 2,2 milyon işçi son bir hafta içerisinde en az bir kimyasal kanserojen maddeye maruz kalmıştı. Bunların büyük bölümü de genç işçilerdi. Tabii bu çalışma kurbanlarına çalıştıkları süre içerisinde meslek hastalıkları ve çevre risklerine maruz kalan işsizleri ve emeklileri de eklemek gerekiyor. 2015 Kasım ayında 42.000 işçi işten çıkarılıp 5 milyonu aşkın işsizler ordusuna katıldı. İşten çıkarmalar ve genç insanların iş bulamaması onların fiziksel ve ruhsal bütünlüğünü ciddi bir biçimde etkiliyor. 
 
Çeviren: Nilgün Güngör