Fransa İşçi Sınıfı: “İş Yasası'nı Geri Çek!” - Nilgün Güngör

Nilgün Güngör / Fransa'da Çalışma Bakanı Myriam El Khomri'nin adıyla tanınan neoliberal İş Yasası'na karşı işçi sınıfı 9 Mart günü genel greve gitti. Genel grev, başta Paris olmak üzere pek çok kentte, genç yaşlı, kadın erkek, sendikalı sendikasız, güvenceli güvencesiz 500.000'e yakın işçinin katıldığı gösteri ve mitinglerle yaşama geçirildi. Paris'te 100.000'e yakın eylemci öğle saatlerinden akşama dek sokaklardaydı. Genel grevlerin etkinliğinin önemli bir ölçütü olarak banliyö ve şehirler arası trenlerle yüksek hızlı trenlerde üç trenden biri çalıştı. Lise ve üniversite öğrencilerinin alanları mücadele ruhuyla doldurması, 100'ü aşan lisede boykot yapılması, akıllara 2006 yılının CPE mücadelelerini getirdi. Bendinden taşmasa da coşkulu bir başlangıç yapan işçiler tekelci burjuvazinin krema örgütü -TÜSİAD'ın muadili- MEDEF ile Manuel Valls hükümetine yasanın tadilattan geçirilmesini değil tümden geri çekilmesini istedikleri mesajını verdiler. Son 1 Mayıs'lara ülke çapında 280.000'ler civarında katılım olduğu göz önüne alındığında kitle sayısı ile de rutinin üzerine çıkıldı. 

Genel grev çağrısını en fazla üyeye sahip CGT, FO, FSU ve Solidaires sendikaları yaptı. Sosyalist Parti'nin yancısı, yasanın müzakere yoluyla düzeltilebileceğini savunan CFDT ile bizdeki Hak-İş muadili Hristiyan İşçiler Konfederasyonu CFTC genel greve katılmadı. Lise ve üniversitelerden katılım ise varolan gençlik örgütlerinin, gençlik sendikalarının gücünün üzerinde seyretti. 
Sendikaların çağrısı ile binlerce kişi Paris'in farklı farklı yerlerinde buluştu. Banliyö trenleri ve metrolar her yaştan istekli eylemcilerle doldu. Öğlen 12.00'de MEDEF önünde toplanıldı. Goodyear işçileri burada polisin koyduğu sınırları zorlayarak öne çıktılar. İşçiler daha sonra République meydanına yürüyerek orada toplanmış olan diğer işçilerle, lise ve üniversite öğrencileri, gençlik sendikaları, sol parti ve örgütler ile bir araya geldi. Buradan Nation meydanına kadar süren yürüyüşte “Yasa geri çekilene kadar genel grev!” sloganları atıldı. Sendikaların, öğrenci örgütlerinin, siyasal parti ve çevrelerin pankartlarının yanı sıra neoliberal iş yasasını kendi özgünlüğünde tarif eden çok sayıda döviz taşındı. Yürüyüş sonunda, başta öğrenci bölükleri olmak üzere işçiler miting alanından kararlı yüzlerle ayrıldılar. 
6 saati bulan yürüyüş sırasında aklımızda bir yandan 2006 CPE eylemlerinin anlatıları vardı; bir yandan da Sarkozy dönemindeki sekiz genel greve, ülke çapında 3 milyonluk gösterilere karşın emeklilik yaşının yükseltilmesinin engellenemediği. Şimdiki İş Yasası'na karşı yüzde 70'i bulan bir muhalefet söz konusu. Bu atmosferi büyüterek canlı tutmak, tekelci burjuvazinin olağanüstü hal'i de kullanarak işçi sınıfına karşı elini güçlendirmesine, muhalefetin 2017 başkanlık seçimlerine katık edilmesine meydan vermemek zorunlu.  

İşçi sınıfı büyük kırılmaya karşı 

Dünya küçük! Fransa'daki genel grev, Türkiye'de kiralık işçilik yasasının gündemde olduğu, İngiltere'de sıfır saat çalışmanın yaygınlaştığı günlerde gerçekleşti. Burjuvazi açısından kriz içinde yeniden yapılanma demek olan neoliberal saldırı, işçi sınıfının çalışma ve yaşam koşullarını, en büyük düşmanımız olan ve dibe doğru çeken rekabet içerisinde ağırlaştırıyor, böylelikle de dünya ölçeğinde birbirine yaklaştırıyor. Bu bahiste, kağıt üzerinde -ve hala da kısmen fiiliyatta- 35 saatlik işgünü dahil nispeten ileri kazanımlara sahip, burjuvazinin “tembel” diye hedefe çaktığı Fransa işçi sınıfının çalışma ve yaşam koşullarına “dokunulması” şart oluyor. 

Neoliberal İş Yasası, çalışma sürelerinin 10 ila 12 saate çıkarılmasını, fazla çalışma sürelerinin yüzde 25 yerine yüzde 10 farkla ödenmesini, çırakların günde 8- haftada 35 saat yerine günde 10, yetişkin işçilerin haftada 48, istisnai durumlarda 60 saat çalıştırılmasını getiriyor. İşten çıkarmalar kolaylaştırılıyor. Mevcut İş Yasası patronlara “işyerinin sıkıntıda olması” durumunda işçi çıkarma imkanını zaten veriyor! Hazırlanan yasayla ise buna kat çıkılarak patron “sıkıntıda” olmasa bile işten çıkarma kolaylığına sahip oluyor. Keza işyeri “rekabet edebilirliğini” artırmak açısından işten çıkarmalara başvurabilecek. Ücretlerin düşürülmesine veya çalışma sürelerinin uzatılmasına karşı çıkan bir işçi işten çıkarılabilecek ve mevcut yasaya dayalı kendisini savunma imkanlarını kaybedecek. 

Yasa, burjuvazinin fıtratına uygun, yapıbozuma uğratılmış bir “demokrasi” tarifi de yapıyor. Mevcut yasaya göre, çalışma koşulları konusunda işyerlerinde işçilerin görüşünü alan referandumların yapılması mümkün olsa da, son karar sendikalarla olan görüşmelerle belirleniyor. Yeni İş Yasası ise işyerindeki referanduma çoğunluktaki sendikaların kararına göre öncelik verilmesini getiriyor. Başka türlü söylersek, işçiler gece çalışması, Pazar çalışması, ücretlerin düşürülmesi gibi konularda kendilerine kolaylıkla baskı uygulanarak, “Ya kabul edersiniz ya da işyeri kapanır ve işinizi kaybedersiniz” şantajının yapılabileceği bir ortamda sözde “özgür iradeleri” ile karar verecekleri bir referanduma tabi tutulacaklar. Sendikaların özel sektörde yüzde 5, kamuda yüzde 15 örgütlülüğün altına indikleri düşünülecek olursa, bu, aynı zamanda sınıf örgütlerinin tasfiyesi anlamına geliyor. İşçilerin burjuvazi ile kolektif bir güç olarak değil, birey olarak karşı karşıya kalmaları, esnek çalışmanın neoliberal ruhunu oluşturan sınıf içi rekabetin belirleyici olması anlamına geliyor.

Tamamını geri çekeceksiniz

Fransa işçi sınıfı, yasanın “Sana değmez, bana değmez” biçiminde karşılanamayacağının, lise ve üniversite öğrencilerinden çıraklara, gencinden yaşlısına, kadını erkeği ile bütün sınıfı kapsamına aldığının farkında. Yasanın gündemleşmesinden sonra bir hafta içinde 800.000 imza toplandı. İmza sayısı 9 Mart akşamı 2 milyona yakındı. Açılan hashtag'ler ve facebook sayfaları “#loitravailnon merci” (iş yasası mı, hayır teşekkürler), “#onvauxmieuxqueça” (Bundan daha iyisini hak ediyoruz” gitgide daha fazla ilgi topluyor. İşçiler yasanın “19. yüzyıla dönüşü” getireceğini söylüyorlar. Miting alanındaki dövizlerden birinde “din ve devlet işlerinin ayrılması”nı çağrıştıracak tarzda “MEDEF ve devlet birbirinden ayrılsın” yazılıydı. Dağıtılan bildirilerde de bakanlar “nükleer lobisi yapan ekoloji bakanı, silah taciri dışişleri bakanı, sürekli olağanüstü hal getiren içişleri bakanı” vb. diye tarif ediliyordu. 

Ancak burjuvazinin vazgeçilmez gördüğü ve salt krizin faturasını işçi sınıfına yıkmayı değil bir bütün olarak neoliberal yeniden yapılanmayı hedefleyen bu saldırıya karşı mücadelenin henüz başlarındayız. 

Kazanmak için:
Neden daha az çalışabilecekken daha fazla çalışmak zorunda olduğumuzu, 
kendi geleceğimizi belirleyecek kararları neden alamadığımızı sorarak başlayabiliriz. 

İşçiler içimizdeki rekabeti en büyük düşmanımız görerek, birleşe birleşe mücadele edecekler... İşçi sınıfı 12 Mart'ta ve 31 Mart'ta grevlerle, 17 Mart'ta boykotlarla bu toplumsal dalgayı, sermayenin korkusunu büyüyecek...