Suriyelilere çalışma izni geliyor

Hükümet, Suriyelilere çalışma izni için yasal düzenleme çalışmalarına hız verirken, pek çok soru yanıt bekliyor. İstihdam piyasasında rekabet kızışacak mı, sosyal huzursuzluklar mı başgösterecek? Uzmanlara sorduk. Suriyeli mülteciler… Aslında hukuki olarak mülteci değiller. Türkiye'nin bu statüyü kendilerine tanımaması nedeniyle sadece geçici koruma altındaki konuk olarak yaşıyorlar. Sayıları 2,5 milyona yaklaşıyor ve giderek artıyor. Türkiye'deki Suriyeliler, statüleri, yaşam ve çalışma koşulları hakkında yanlış ya da eksik bilinen çok şey var. Türkiye'de hükümetin Suriyelilere çalışma izni tanınması için hazırlıkları hızlandırması, Türkler arasında istihdam kaygılarını artırdı. Yeni yasa ne getirecek, Türklerin işleri ellerinden gidecek mi, sosyal huzursuzluk artacak mı?

Uluslararası Göç Örgütü Türkiye Proje Koordinatörü Emrah Güler ve Uluslararası Af Örgütü Türkiye Mülteci Hakları Koordinatörü Volkan Görendağ sorularımızı yanıtladı:

DW Türkçe: Suriyeli mülteciler diyoruz. Türkiye'deki Suriyeliler mülteci mi?

Emrah Güler: Suriyeliler 'geçici koruma statüsü' altında. Bu aslında tabii dünyada pek olmayan birşey. Bizim 50'li yıllardaki Cenevre Anlaşmasına koyduğumuz çekinceden kaynaklanıyor. Cenevre Anlaşması tam Soğuk Savaşın en heyheyli günlerinde yapılmış birşey ve Türkiye'nin doğu sınırından gelenlerin mülteci kabul edilmesi mümkün değil. Ancak Avrupa'dan veya eski Sovyetler Birliği coğrafyasından gelenler mülteci olarak kabul edilebiliyor. Hala da öyle. Bu çekinceyi kaldıramadık. Suriye'den gelen beklenmedik akın karşısında bu yasa ihtiyaçlara tam olarak karşılık vermedi tabii. Suriyeliler hala geçici koruma altındalar, konuklar. Dolayısıyla geniş olarak çalışma imkanları yok."

DW Türkçe: Oturma, çalışma izni nasıl alıyorlar? Çalışma izni için diğer yabancılara tanınmayan ne tür istisnai haklara sahipler?

Emrah Güler: Bir Suriyeli diyelim ki altı aylık oturma izni aldı, ki Türkiye'ye gelen neredeyse herkese altı aylık oturma izni veriliyor. Altı aylık oturma izni aldıktan sonra çalışma izni için başvurabiliyor. 'İnsani nedenlerle'. Bakın öyle bir ayrıntı var, yani Suriyeli ismi geçmiyor ama 'insani nedenlerle gelenler' deniyor. Bu, bulunduğu memlekette savaş, iç savaş olan, Türkiye'ye sığınmış insanlar için söz konusu. Bunları kriter dışı tutmuşlar. Kriter dışı demek şu, mesela bir yabancının bir işyerinde çalışabilmesi için, her bir yabancı için en az beş Türk'ün de orada istihdam edilmiş olması lazım. Mesela bu şart yok Suriyeliler için.

Volkan Görendağ: Çalışma izni konusunda bir ayrıcalığa sahip olduklarını söylemek çok zor. Diğer statülerdeki bütün mülteciler gibi geçici koruma altındaki Suriyelilerin de çalışma izni alması neredeyse imkansız. Zorlu bir prosedür gerekiyor. Zaten kendileri çalışma izni alamıyorlar. Ancak kendilerini çalıştıracak şirket ya da işyeri bakanlığa başvurup uzun bürokratik engelleri aşarak yabancı çalıştırma izni alabiliyor. Bu da şu koşullarda çok uzun bir prosedür, büyük bir bürokrasi olduğu için yerine getiren neredeyse kimse yok diyebiliriz.

DW Türkçe: Uygulamada kaçak çalışmak dışında seçenek kalmıyor mu?

Volkan Görendağ: Neredeyse tümü kaçak çalışmak zorunda. Türkiye birkaç bin kişiye çalışma izni verdiğini beyan ediyor ama onu da incelediğimiz, ayrıntısına baktığımız zaman daha çok şirket ortaklıkları, işyeri açma şeklinde alınan izinler. Büyük bölümü, neredeyse tamamı. Dolayısıyla çalışmak için bu prosedürü tamamlayan kişiler neredeyse yok denecek kadar az ve genelde kayıtdışı şekilde çalışmak zorunda kalıyorlar. Asıl Türkiye'de sorun olan da bu.

DW Türkçe: Bu da istismar ve sömürüye yol açıyor…

Volkan Görendağ: Buradaki sorun, yasal çalışma izni olmadığı için işveren tarafından sürekli bir şekilde ucuz işgücü olarak kullanılmaları, güvencesiz çalıştıkları için herhangi bir iş kazası olduğu zaman korumasız kalmaları. Tabii bu koşullar altında Türkiyeli işçilerle çok ciddi bir emek rekabeti de oluşturuluyor, çünkü daha çok ucuza çalıştırılacak işgücü olarak bakılıyor bütün gelen mültecilere. Bunun önüne geçilmesi, mültecilerin daha güvenli, eşit koşullarda çalışmasının tek yolu tabii bu yasal çalışma imkanının verilmesi. Bunun için Bakanlar Kurulu kararı ya da yasal bir düzenleme yapılırsa tabii ki daha rahat çalışma iznine başvurup Türkiye'de para kazanan ve kendi ihtiyaçlarını karşılayabilen mültecilerden bahsedebiliriz.

DW Türkçe: 'Türkler işsiz kalacak, sosyal huzursuzluklar çıkacak' endişesi var. Ne kadar gerçekçi?

Volkan Görendağ: İş piyasasına erişimin yasal hale getirilmemesi daha çok gerginliğe neden oluyor. Büyük bölümü kayıtsız ve karın tokluğuna denecek kadar az para karşılığı çalıştığı için emek rekabeti oldukça yaygınlaşıyor özellikle de Türkiye'nin yoksul coğrafi bölgelerinde ve yine Türkiyelilerin de kayıtdışı çok fazla çalıştığı istihdam alanlarına kaymak zorunda kalıyorlar. Bu da en alt gelir grubuna ait olan insanlarla mültecileri yarıştırma pozisyonuna sokuyor. Bu emek rekabeti aslında daha büyük bir toplumsal gerilimi doğuruyor. Yasal çalışma izni olursa bu gerilimlerin daha da azalması beklenebilir.

Emrah Güler: Göç tartışmalarında, özellikle de Avrupa'ya yönelik göç tartışmalarında başından beri, 50-60 yıldır yapılan bir hata var, bir yanlış yaklaşım var. Hep denir ki, göçmenler gelecek işimizi elimizden alacaklar. Bu doğru değil, gerçek değil. Bunun gerçek olmadığı anlaşılmış olmasına rağmen son mülteci akımında Avrupa'da hala aynı tartışmaları yaşıyoruz. Şaşırtıcı bir şey bu. Bir türlü değişmiyor bu zihinler yani… Ancak mültecilere yönelik bir kere bir sömürü söz konusu, merdiven altı işletmelerde vs. çalıştırıyorlar. Bu insanların durumunu bir düzenli hale sokmak lazım. Ama bunu yaparken Türkiye'deki istihdam piyasasının koşullarını iyice araştırıp ona göre işsiz sayısıyla, işgücü ihtiyacıyla senkronize etmek lazım. Mesela tarımda ciddi işgücü açığı var Türkiye'de. Bu tür işlere yönlendirilebilirler.

DW Türkçe: Şu an hükümetin üzerinde çalıştığı çalışma izni ile ilgili yasal düzenleme ile sömürünün önüne geçilebilecek mi?

Emrah Güler: Bence geçilecek, büyük ölçüde geçilecek. Türkiye'de kayıtdışı son yıllarda azaldı. Yüzde 49'lardan 30'lara düştü. Bu bile çok yüksek bir orandır. Yani Türkiye'de ciddi bir kayıtdışıyla mücadele çalışması var. Suriyelilerin durumu bu çalışmayı tabii kesintiye uğratıyor. Yasal statüleri itibariyle çalışmaları önünde bir engel kalmazsa kayıtdışıyla mücadelede de daha başarılı oluruz diye düşünüyorum. Bu statü eğer kendilerine verilmezse, kaçak çalıştırılmaya devam edecekler. Bunu dünyanın her yerinde görüyoruz. Mecburlar, çünkü insanlar çalışma ihtiyacı duyuyorlar. İşveren de çalıştırmak istiyor ama öyle bir imkanı yok. Yani o zaman da tabii kim ucuza çalışırsa onu tercih ediyorlar. Böyle bir durum var. Ama zannediyorum ki hükümet bu durumu ortadan kaldırmak için ciddi bir çalışma içerisinde. Çünkü Suriyeliler sonuçta kalacaklar, gitmeyecekler. Bundan da çok şikayetçi olmamak lazım.

DW Türkçe: Yeni yasadan beklentileriniz neler, sizce ne tür önlemler içermesi gerekiyor?

Volkan Görendağ: Mülteciler konusunda düzenleme yapmak ve topluma bunu anlatmak gerekiyor. Aslında bir düzenleme yapılacaksa diğer Afrika ülkelerinden, Irak'tan, İran'dan gelenler için de yapılması gerekiyor. Çünkü onlar da aynı sorunu yaşıyor. İnsanların yardıma muhtaç bir şekilde yaşamaktansa belli koşulları sağladıktan sonra yasal çalışma izni alabilmesi topluma nasıl anlatıldığına bağlı. Bu doğru anlatılırsa, sendikalar ve sivil toplum örgütleriyle bu konuda işbirliği yapılırsa bu konuda bir problem olacağını sanmıyorum.

Emrah Güler: Biz Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırma Merkezi ile bir araştırma yapmıştık. Kapsamlı mülakatlar yapıldı. Şimdiye kadarki araştırmaları da inceledik. Vardığımız sonuç, Suriyeliler büyük ölçüde burada kalacak. Suriye'de krizin sona ereceğine dair bir işaret de yok. Bu insanların bizimle birlikte yaşamaya devam edecekleri noktasındayız. O konuda da bazı tedbirlerin alınması lazım. Sadece çalışma izni değil, aynı zamanda yılda 47 bin çocuk doğuyor. Bunların okul, eğitim ihtiyaçları var… Onları yavaş yavaş Türk istihdam piyasasına sokmak lazım. Aralarında nitelikli insanlar var. Tabii öncelikle Ege'de boğulmalarını engellemek gerek. En önemli, acil iş budur.