Avrupa Duvarlar Birliği!

Bu aralar bütün dünya, çoluk çocuk yollara dökülen Suriyeli mültecileri konuşuyor. İnsan olan herkesin yüreği sızlıyor, ‘nasıl yardım edebilirim’ diye düşünmeden edemiyor...

Öyle yüzler, binler değil; on binlerin yüz binlerin yolculuğundan söz ediyoruz. Üstelik ölümü ve türlü zorlukları göze alarak; geçtikleri ülkelerde güvenlik güçlerinin kötü muameleleri ile karşılaşacaklarını bilerek...

Çünkü onlar ölümden, açlıktan kaçıyorlar. Henüz yıkılıp harabe olmamışsa, yarın ya da ertesi gün bombalanacaklarını düşündükleri bir evde yaşamak istemedikleri; çocuklarına insanca yaşayabilecek bir gelecek aradıkları için yollara düşüyorlar...

Varmak istedikleri yer ise, refah ve özgürlük hayalini kurdukları Avrupa. Öyle bir zorunlulukla, öyle bir umutla geliyorlar ki, ne denizler ne dağlar ne dikenli teller ne de kilometrelerce süren yollar engelleyebiliyor onları. 

İsterseniz hayatın bir ‘cilvesi’ deyin, yola düşen bu insanlar, topraklarını yaşanmaz hale getiren devletlerin ülkelerine ulaşmaya çalışıyorlar! Batılı devletlerin emperyalist politikaları, kaçınılmaz olarak bir yandan da zorunlu göç ve mültecilik üretiyor. Ve öyle ki mülteciler, adeta dünyadaki savaşların ve emperyalist müdahalelerin bir barometresine dönüşmüş durumda. Savaş ve müdahaleler arttıkça yerinden yurdundan göçmek zorunda olanlar da o oranda artıyor. 

Refahın, özgürlüklerin ve medeniyetin merkezi olma iddiasındaki Avrupa’nın onların önüne koyduğu şey ise duvarlar, tel örgüler... 

DİKENLİ TEL VE ÖZGÜRLÜK

Schengen Antlaşmasıyla kendi içinde serbest dolaşımı uygulamaya koyan Avrupa, bu 'özgürlük hamlesini', dış sınırları daha da aşılmaz hale getirerek dengelemeye girişti. 

Yunanistan, Bulgaristan, Macaristan, İspanya, İtalya gibi dışa açılan sınır ülkelerine kilometerelerce tel örgü duvarları çekildi. Milyonlarca avro ve yüksek teknoloji kullanılarak 'Frontex' adıyla, Avrupa Sınır Koruma Polisi kuruldu. 'Özgürlükler coğrafyası Avrupa'nın 'kaçak göçle mücadelesi'nin sembolü 4 metre yüksekliğinde ve keskin çelikten yapılmış dikenli tel örgüler ve Akdeniz'in dört bir yanında karaya vuran cesetler oldu...

Ortadoğu'ya Afrika'ya, Asya'ya sözüm ona “özgürlük, demokrasi ve insan hakları” getirmek için müdahale eden Avrupa, nedense bu özgürlüğü kendinden esirgiyor! ABD'yle birlikte bu ülkeleri yaşanmaz hale getiren bu müdahaleleri devam ettikçe de, Avrupa'ya yönelen yığınlar daha da kalabalıklaşıyor ve sınırlara çekilen 'korunma duvarları' uzadıkça uzuyor. Bulgaristan, Yunanistan, Macaristan gibi ülkelerde inşa edilen tel duvarların uzunluğu, 160 km'lik Berlin Duvarı'nı çoktan geçti, planlanan bölümler de yapıldığında neredeyse Avrupa'nın etrafı duvarlarla kaplanacak! 

SINIRSIZ BİR DÜNYA MÜMKÜN MÜ?

Dünyayı sömüren ve egemenlikleri altında tutmaya çalışan devletlerin her geçen gün daha da yükseltip uzattığı tel örgü ve duvarlar, günümüz dünyasının acımasızlığı, bölünmüşlüğü ve eşitsizliğin de dışavurumu aslında.

Sadece Avrupa sınırlarında değil; Rusya-Ukrayna; Türkiye Suriye; İsrail-Filistin; ABD-Meksika; Kore, Afrika.. liste uzayıp gidiyor. Öyle ki, dünya genelinde toplam 65 ülke en az bir sınırına koruma duvarları inşa etmiş durumda ve buna her yıl yenileri ekleniyor. 

Bakmayın siz kapitalizm yandaşlarının kafamızı şişirircesine kullandıkları “küreselleşme” ve “özgürlük” laflarına; emperyalizmin ekonomik ve askeri bakımdan yeryüzü üzerindeki kıskacı daraldıkça, daha fazla savaş, daha fazla açlık, daha fazla yaşanmaz kent... ve sonuç olarak yerinden yurdundan edilen daha fazla mülteci ve daha yüksek, daha uzun duvarlarlar, tel örgüler görmekteyiz dünyada. Onların sözünü ettiği özgürlük, başkalarına uygulanan yasaklar; refah da, başkalarının yoksulluğu anlamına geliyor, madalyonun iki yüzü gibi.

Emperyalist-kapitalist sistem, sermaye dolaşımı, hammadde-enerji kaynakları ve pazarlara erişmek için sınırsız bir dünya öngörüyor ve bunun yolunu gerektiğinde tankı, topu, uçaklarıyla açıyor. Ama emekçilere reva görülense sınırların daha güçlendirilmesi oluyor. 

Ve sınırlar, sadece devletler arasında bir bölünmüşlüğü değil, asıl olarak da emekle sermaye arasındaki bölünmüşlüğün göstergesine dönüşüyor. 

YAŞAMAK İÇİN SINIRLARA İHTİYAÇ VAR MI?

Üretimin, pazarların ve sermayenin uluslararasılaşmaya ihtiyaç duyduğu emperyalizm çağında, emekçilerin ve ezilen halkların sınırlarla ve tel örgülerle hapsedilmek istenmesi, kapitalizmin tutarsız ve çelişkili karakterini yansıtıyor: Askeri, ekonomik ve politik bakımdan dünyayı yiyip bitirmeye girişen kapitalizm, bir yandan ayakta kalabilmek için buna ihtiyaç duyarken diğer taraftan da kaçınılmaz olarak insanları göçe zorlayan koşulları hazırlıyor. Batılı devletler çareyi duvar örmekte, tel örgüleri yükseltip uzatmakta buluyorlar; ama ne kadar yüksek ve güçlü görünürse görünsün, örülen duvarlar ve tel örgüler, bu çelişkinin neden olduğu gerilim ve baskıya dayanabilecek kadar sağlam değil. 

İnsanlık tarihinde, toprakların sınırlarla bölünüp egemenlik alanları olarak ilan edilmesi, özel mülkiyetin, sömürünün ve devletin ortaya çıkmasıyla oldu. Ülke sınırlarının kutsallık derecesinde yüceltilmesi ise ulusal pazarlar yaratma ihtiyacını, vatan-bayrak-millet edebiyatıyla savunan kapitalizmin eseri oldu. Ulusal sınırlar kapitalizmin ilk dönemi için, büyümeyi, feodal sınırların aşılması ve özgürleşmesini ifade ediyordu; ama bugün geldiğimiz yerde bir ihtiyaç olmaktan çıkıp tersine gelişmenin özgürlüklerin ayak bağına dönüşmüş durumdadır.  

Yeryüzünde insanca bir yaşam sürebilmek sınırlara değil;  sınırlara ihtiyaç duyan kapitalizmin ve onun zorunlu sonuçları olan savaşların, sömürünün, sınıfsal ayrıcalıkların kaldırılmasına ihtiyaç var. 

GÖÇLE MÜCADELEDEN KESİTLER

Avrupa Birliği'nin en çok meşgul olduğu konuların başında 'Euro Krizi' olarak adlandırılan mali ve ekonomik sorunlar gelse de, sınır koruma ve güvenliği de en az onun kadar gündem oldu. İşte Avrupa'nın sınır koruma faaliyetlerinin kısa bir özeti:

FRONTEX  

3 Ekim 2005'ten itibaren AB üye devletlerinin dış sınırlarında görevlendirilen Avrupa Sınır Polisi, gelişmiş teknoloji ve büyük kaynaklar harcanarak sınırlarda kuş uçurtmamaya çalışıyor. 

EUROSUR

Avrupa Sınır İzleme Sistemi (Eurosur) Aralık 2013 tarihinde faaliyet geçti. Bu sistem, AB üyesi olmayan sınır ülkeler de dâhil olmak üzere üye devletlerin ve Schengen alanına katılan devletlerin ulusal makamları ve Frontex arasında sınır kontrolüne ilişkin işbirliğinin güçlendirilmesi için bilgi paylaşımında bulunulmasını içeriyor. Sistemde insansız hava araçları gibi modern izleme teknolojisi de kullanılıyor. 

ÜÇÜNCÜ ÜLKELERE TAŞERONLUK SİSTEMİ  

AB ve AB’ye üye devletler, göçmen ve mültecileri daha Avrupa’nın fiili sınırlarına ulaşmadan durdurmak amacıyla komşu ülkelerin göç kontrol sistemlerini destekliyor. Libya, Fas, Türkiye ve Ukrayna gibi üçüncü ülkelerle yapılan işbirlikleri giderek artan bir biçimde bu ülkeleri AB sınırındaki tampon bölgeler haline getirmeyi amaçlıyor. 

DUVAR POLİTİKASININ SONUÇLARI!

Macaristan Sırbistan sınırını 175 kilometre uzunluğunda, 4 metre yüksekliğindeki tel duvarla kapladı. AB tarafından Balkanlar üzerinden gelen sığınmacıları engellemekle görevlendirilen Macaristan, Romanya sınırına da duvar çekme kararı aldı. Şimdilik “makul uzunlukta” olacağı ifade edilse de gelecekte 443 kilometrelik Macaristan-Romanya sınırını tamamen kaplaması sürpriz olmayacak. Böylece, ülkenin güney sınırı 618 kilometrelik telden duvarla kapatılmış olacak.

Türkiye-Yunanistan sınırına 2012’de 10 kilometre uzunluğunda duvar örüldü; Türkiye-Bulgaristan sınırına da AB’nin katkılarıyla Bulgaristan tarafından 160 kilometre uzunluğunda bir duvar örülecek. Böylece Türkiye’nin batı sınırları duvarlarla çevrilecek.

Hırvatistan-Bosna Hersek sınırına da telden duvarlar örülmesi gündemde. 

Bu yıl duvar çeken bir diğer ülke ise, Rusya ile kriz yaşayan Ukrayna oldu. 

Avrupa'da duvar örme girişimlerinin son örneği ise Estonya. Tallinn hükümeti, Rusya sınırına ‘güvenliği sağlamak ve Avrupa Birliği serbest dolaşım bölgesi Schengen’i korumak’ adına tel çekileceğini açıkladı.