Suriyeli mülteciler ve CHP raporu

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, konuşmalarında bir süredir Suriyeli mültecilere ve bu durumdan dert yanan kesimlere yer veriyor. Öyle ki, mülteciler meselesi artık CHP’de siyasetin temel unsurlarından biri haline geldi diyebiliriz. Peki bu siyaset ne söylüyor?

Birincisi, CHP AKP’nin bölgede izlediği dış politikayı ve Türkiye’nin “değerli yalnızlık” derekesine düşürülmesini eleştiriyor. Tersine bölge barışını esas alan bir dış politika vadediyor. İkinci olarak, “Türk işçisi dururken Suriyelilere iş verilmesi”ni eleştiriyor ve CHP iktidarında mültecileri Suriye’ye geri göndereceğini söylüyor. Üçüncü ve son olarak da “Suriye ve Irak’ın yeniden yapılandırılmasında” Türkiyeli firmaların söz sahibi olacağını müjdeliyor.

Biz, CHP’de vuku bulan bu politikanın açmazlarını ve çelişkili yanlarını daha önce de dile getirmeye çalıştık. Haziran seçimlerine kısa bir süre kala CHP konuya ilişkin bir rapor yayımladı ve bu rapor eleştirilerimizin aslında ne kadar haklı olduğunu ispatlamış oldu.

NEDEN ‘İŞ DÜNYASI GRUBU’?

“Suriye ve Irak Krizleri: Türkiye’nin Ödediği Fatura” CHP’nin raporu işte bu başlığı taşıyor. Amaç, 5. yılına giren Suriye iç savaşının bölge illeri üzerindeki etkisini görmek olarak tanımlanıyor. Bu kapsamda CHP, ocak ve şubat aylarında milletvekillerinden oluşan bir heyeti bölgeye göndermiş. Heyet Antep, Urfa, Mardin, Adana, Mersin ve Hatay’da incelemelerde bulunmuş.
“...Partimizin İş Dünyası Grubuna üye milletvekillerimiz sınıra yakın bölge illerinde incelemelerde bulundular. Milletvekillerimiz şehirlerde sorunları dinlediler; sorunların muhataplarıyla çözüm önerilerini tartıştılar...” Kılıçdaroğlu imzasıyla yazılan sunuda heyet işte böyle tarif ediliyor. Yani?

PATRON CHP’LİLERİN MÜLTECİLER ARAŞTIRMASI!

Yanisi şu; CHP, bölge ülkelerinin, Türkiye’nin, perperişan haldeki Suriyelilerin, ülkemiz işçi ve emekçilerinin en önemli sorunlarından biri olan “mülteciler sorunu”nu, sermaye sınıfının Meclisteki vekillerine analiz ettiriyor! “İş Dünyası” etiketli heyetin ziyaret ettiği kurumlar da haliyle Sanayi Odaları, Ticaret Odaları, Organize Sanayi Bölgeleri ve Ziraat Odaları oluyor. Heyette bir tane işçi ya da işçi temsilcisi olmadığı gibi, doğal olarak gidilen yerler de işçi örgütleri değil işveren örgütleri oluyor.
Anadolu’da kullanılan bir söz vardır; “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz”! Hangi parti kurarsa kursun -CHP de kursa fark etmez- sermaye sınıfının temsilcilerinden oluşan bir heyetin işçi ve emekçilerin hakları karşısındaki pozisyonu zaten daha baştan tartışmalıdır. Atasözünün bir de “laf” kısmı var ki, raporda yapılan analizler her bakımdan “bakılmayı” ve eleştirilmeyi hak ediyor . 

ÖNERİLER, YATIRIMLAR HANGİ SINIF İÇİN

CHP raporu; BM Mülteciler Yüksek Komiserliği, AFAD, Hacettepe Üniversitesi gibi kurumların önem arz eden kimi araştırma ve istatistik tablolarını içeriyor. Bu bakımdan rapor incelenmeye değer olduğu kadar; ekonomiden ticarete, sosyolojiden dış politikaya kadar çeşitli yönleriyle ele alınıp eleştirilmeyi de hak ediyor. Biz, bunu akademisyenlere ve ilgili uzmanlara bırakarak; yazının kısıtlı alanını da düşünerek birkaç nokta üzerinde durmakla yetineceğiz.
Raporda “Suriyelilerin kendilerine misafir denmesinden sıkıntı duyduğu ve Suriyelilerin Türkiye’de kalma eğiliminin giderek arttığı” belirtiliyor. Bununla kalınsa “eyvallah” denip geçilebilir. Ne ki sonuç bölümünde; Türkiye’nin “Muhacir-Ensar” geleneğinin icaplarına uygun bir davranış sergilediği dile getirilerek neredeyse iktidar partisiyle aynı dil kullanılıyor. Benzer bir  ifade şu cümle içinde de var; “Suriyeli misafirlerin konaklaması için bugüne kadar devlet bütçesinden harcanan para 5.5 milyar dolardır” Koşullar Suriyelileri hızla “misafir” olmaktan çıkarırken ve eşit vatandaşlık talebi hızla güç kazanırken CHP’nin ısrarla Suriyelileri “misafir” kategorisinde tutmaya çalıştığı gözleniyor. “Misafirlerin” 5.5 milyar dolarlık maliyetini batıya şikayet eden AKP kadar, CHP’li iş adamlarının da bu durumdan şikayetçi oldukları görülüyor.
Raporda “2011-2014 arasında Suriye ve Irak pazarlarında yaklaşık 10 milyar $’lık potansiyel ihracat gelirinden” söz edilirken “kaybedilen potansiyel turizm gelirinin 1.6 milyar $ olduğu” dile getiriliyor ve rapor şöyle devam ediyor; “Dünya Bankası’nın tahminlerinden, bölgemizde savaşın olmaması ve ticari entegrasyonun devam etmesi durumunda Türkiye’de kişi başına gelirin bugünkü seviyesinden yüzde 2 daha fazla olacağı anlaşılmaktadır. Elde edilen bu tahmini, fikir vermesi açısından, 2014 yılı ortalama kişi başına geliriyle beraber değerlendirdiğimizde kaybın, her bir vatandaşımız için 208 $ olduğu anlaşılmaktadır” Suriye ve Irak’taki gelişmeler ve AKP hükümetinin izlediği dış politika Türkiye’yi ekonomik kayba da uğrattı, evet bu bir gerçek! Fakat burada soru işareti olarak duran şey “Ortalama kişi başına düşen gelir” ifadesinde kendisini buluyor. CHP de tıpkı iktidar partisi AKP gibi kapitalist iktisat mantığını emekçi sınıflara dayatıyor. Sermaye gruplarının yani “iş dünyası”nın ekonomideki kaybını yoksul emekçinin kaybıymış gibi gösteriyor. Nitekim, CHP’nin rapor üzerinden sunduğu çözüm önerileri de bölgedeki sermaye örgütleri ve Türkiye burjuvazisinin taleplerini özetliyor. Ekte, raporda öne sürülen çözüm önerilerini özetleyerek vermeye çalıştık. Bu tabloyu birkaç örnekle tamamlayalım;

İŞÇİ PAZAR, İŞ GÜCÜ PİYASA...

Raporun “İşgücü Piyasası Üzerine Etkiler” başlıklı bölümünde şöyle deniyor; “yapılan saha çalışmaları sınır illerimizdeki firmaların Suriyelilerin işgücü piyasasına girmesinden memnun olduğunu ortaya koymaktadır” Aslında bu bir itiraftır. İlerleyen cümlelerde ise aynen şu ifadeler var: “Suriyelilerin çalışmasına dönük yasal bir çerçevenin hazırlanması, bölge iş adamlarımızın beklentisidir. Geçtiğimiz yılın 22 Ekim tarihinde yayımlanan Geçici Koruma Yönetmeliği ile Türkiye’de geçici koruma statüsü verilen Suriyelilerin belirlenen sektörlerde, iş kollarında ve coğrafi alanlarda çalışabilmelerinin önünü açmıştır. Yetkili makamların basına verdiği bilgilerden Suriyelilerin açık işlerde ve işletmelerde toplam çalışan sayısının yüzde 10’nu geçmeyecek şekilde çalıştırılmasına yönelik bir düzenleme hazırlığı içinde oldukları anlaşılmaktadır. Ancak bu konuda halihazırda yasal bir çerçeve tamamlanmamıştır 18. Hükümet, 9 Şubat 2015 tarihinde, “Yabancı İstihdamı Kanun Tasarısı’nı” TBMM’ye sunmuşsa da Tasarı, Komisyon safhasındadır”
CHP raporu, AKP ve Çalışma Bakanı Faruk Çelik’in mülteci emeğinin istihdamda değerlendirilmesine ilişkin önerilerini tamamiyle desteklediği gibi yasal pürüzlerin de bir an önce giderilmesini istiyor! Görüldüğü üzere “iş dünyası” için parti tabelasında ne yazdığı pek de bir fark arz etmiyor. Nitekim her iki partinin ekonomik referansı da Kemal Derviş’in “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı”na dayanıyor.
CHP heyetinin Adanalı sanayicilerle yaptığı görüşme de hayli ilginç doğrusu. Nitekim sanayiciler yeni Türk Ticaret Kanunu’nun getirdiği bazı yüklerden şikayetçi olmuşlar ve şirketlerin belirli bir ölçeğe ulaştığında avukat, doktor gibi belirli meslek gruplarında istihdam zorunlulukları getirilmesini eleştirmişler. Yine bu meslek gruplarında ücret limitlerinin ilave mali yük yarattığı ve bu konuda bir düzenlemeye ihtiyaç olduğu ifade edilmiş! CHP kurmayları raporu görünce şöyle bir durup “Ya bizim heyettekiler ne yapmışlar böyle?” diye sormamışlar. Ya ne yapmışlar peki?  Tam tersini yapmışlar; avukatı, doktoru patrona feda eden iş adamlarının bu raporunu Genel Başkanın ıslak imzasına sunmuşlar...
Son örnek de Mardin’den olsun... Mardinli iş adamları CHP heyetine 6-7 Ekim olayları (Siz Kobanê eylemleri olarak anlayın) nedeniyle psikolojilerinin bozulduğunu, bölgede güven ve istikrarın kalmadığını söylemişler. Böyle bir ortamda yatırım, aş ve işin konuşulamayacağını ifade etmişler. Hükümet ile PKK arasında yürüyen müzakerelerin içeriğinin bilinmemesi de bölgede huzursuzluğu artıran bir diğer etkenmiş! Bu yaklaşım “iş dünyası”nın Kürt sorununa bakışına dair bazı ip uçları vermekle birlikte, CHP’nin Kürt sorununa yaklaşımındaki geleneksel tutumunun inceltilmiş bir biçimde rapora yedirildiğini de gösteriyor.

ÖZETLE CHP’NİN ÖNERİLERİ

Raporun çözüm önerilerini ve mantığını özetlemeye çalışınca başlıca şu maddelerle karşılaşıyoruz:
* Geçici Koruma Yönetmeliği ile birlikte Suriyelilerin durumunun belirli bir hukuki çerçeveye kavuştuğunu belirten rapor, halen biometrik kaydı yapılmayan 350 bin kişinin derhal kayıt altına alınmasını istiyor. Yani bugüne kadar mülteci işçileri kayıt dışı çalıştıranlar kazanmıştı, bundan sonra onların “kayıt içi”ne alınacak emeğinden modern sanayiciler yararlanmak istiyor.
* Adı geçen kentlerin belediyelerine ek bütçe talep ediliyor.
* Sağlık ve eğitim yatırımlarına ağırlık verilmesi isteniyor. Raporda birkaç kez eğitimli istihdamın önemine vurgu dikkat çekiyor.
* Konut fiyatlarında artışlara dikkat çekilerek bölgede TOKİ ve yeni imar alanlarının yapımına geçilmesi isteniyor. Ki bu yönelim inşaat sektörüne yeni alanların açılması demek.
* Raporda geçen “kaçakçılık ve kayıt dışılıkla mücadele” maddesi çok önemli. Zira kaçakçılıkla mücadelede “Her türlü kolluk tedbir kararlılıkla uygulanmalıdır” deniyor. Bu öneri ister istemez Roboskî’de kaçak yoldan sınır ticareti yapmak zorunda kalan çocukların başına gelenleri hatırlatıyor.  
* Suriyeli yatırımcıların Türkiye’den kaçmaması için Türkiyeli firmalarla iş birliği modelinin geliştirilmesi öneriliyor.
* Ticaret filolarının uğradığı zarar ve tıkanan taşıma yolları belirtilerek “alternatif ulaşım kanallarının açılması” talep ediliyor. Bunun için de şirketlere Eximbank aracılığıyla kredi sağlanması isteniyor.
* Irak ve Suriye’nin yeniden yapılandırılmasında patronlara alan açılması öneriliyor. Buna göre  Suriye ve Irak pazarını hedefleyen “İstisas Tarım OSB’leri” ve “İnşaat Malzemeleri İhtisas OSB’leri”nin kurulması talep ediliyor.

SONUÇ OLARAK:

İktidara dönük tüm eleştirilerine karşın CHP de tıpkı AKP gibi Suriyeli mülteciler meselesini sermaye gruplarının taleplerine göre dizayn etmeye çalışıyor. Elbette ortaya çıkan CHP raporunun ne Türkiyeli işçi ve emekçilere ne de Suriyeli mültecilere bir faydası olabilir. Fakat sorunun hâlâ bütün yakıcılığıyla orta yerde durduğu da bir gerçek! Düzen partilerinden farklı (ve elbette bağımsız) olarak; şimdi esasen işçi ve emekçilerin, onların örgütlerinin böylesi bir çalışmayı ortaya koyması gerekiyor. Elbette emekten yana saf tutmuş aydınların, akademisyenlerin, meslek ve bilim örgütlerinin katkısıyla...