Mülteci işçilerle 1 Mayıs sohbeti

 
Mete Han DURDAĞI
İstanbul

İnsanı tiksindiren, uyuşturan bali ve tiner kokularının en yoğun olduğu İkitelli’deki AYKOSAN’a Ayakkabıcılar Sitesine gidiyoruz. Daha önce “Vali denetiminde çocuk işçilik” haberi ile adını duyuran bu sanayi sitesinde bir iş hanını kestiriyorum gözüme. Asansöre yaşları 18-19 civarı 3 genç işçiyle biniyoruz. Onlar kendi aralarında Arapça konuşurken sohbete dahil olabilme için “Merhaba. Nasılsınız?” diyorum. Gençlerden biri bozuk Türkçesiyle, “Abi biz Türkçe bilmiyoruz” diyor ve kapı açılır açılmaz, çalıştıkları işyerlerine gidiyorlar.

ASGARİ ÜCRETİN ALTINDA...

Az ileride bir iplik atölyesine giriyorum. Genç bir Suriyeli işçi geliyor yanıma, soran gözlerle bakıyor. Kendimi tanıtırken, daha önce sohbet ettiğim Suriyeli işçi Muhammed de geliyor. Nedim’in yeni geldiğini, daha bir haftadır burada çalıştığını söylüyor. Muhammed çay koymak için yukarı çıktığında Nedim’le baş başa kalıyoruz. “Sen de mi çalışmak için geldin?” diye soruyor bana. Konuşmak için geldim diyorum, gülümsüyor, “Çalışmak için geldin” diyor. Molada da biraz konuşuyoruz. Ne kadar zamandır Türkiye’de çalıştığını soruyorum. 3 yıldır Antep’de yaşadığını, İstanbul’a geleli bir ay olduğunu söylüyor.

Konuşmamız ilerledikçe, Nedim ile Türkiye’deki Suriyeli işçi profili ortaya çıkıyor aslında. 3 yıl boyunca Antep’te Pazar günleri de dahil olmak üzere mesai ücreti olmadan asgari ücretin de altına bir ücretle çalıştırıldığını anlatıyor.

Daha sonra İstanbul’a geldiğini, ilk olarak ayakkabı atölyesinde işe başladığını anlatıyor. Günde 12 saat ağır şartlarda çalışıp haftalık 200 lira aldığını ve daha fazla o şartlara dayanamadığı için ayrıldığını söylüyor. Son bir haftadır da burada iplik atölyesinde çalışıyormuş. “Suriye’deki hayatın nasılsı? Orada da çalışıyor muydun?” diye soruyorum. Suriye’deyken okula gittiğini, savaş koşullarına 2 yıl dayandıklarını, daha sonra Türkiye’ye geldiğini anlatıyor.  

1 MAYIS’TA ÇALIŞIYORUZ

Daha sonra konu, 1 Mayıs’tan açılıyor. “Suriye’de de 1 Mayıs’ı kutluyor muydunuz?” diye soruyorum. Suriye’de de 1 Mayıs’ın kutlandığını ama kendisinin gitmediğini söylüyor. Muhammed dahil oluyor sonra, Suriye’de 1 Mayıs’ı kutlayanların çoğunluğunun Kürtler olduğunu söylüyor.

Türkiye’de 1 Mayısa gidip gitmediklerini soruyorum bu kez. Bilindik bir cevap geliyor: “Abi biz 1 Mayıs’ta da çalışıyoruz” diyorlar. Karşılığında mesai ücreti alıp almadıklarını sorduğumda ise “Pazar günleri çalıştığımızda vermiyorlar, 1 Mayıs’ta mı verecekler?” diye cevap veriyorlar.

Konuşma ilerlerken 1 Mayıs’ın önemini ve anlamını tartışıyoruz Nedimle. Haklarımız, taleplerimiz etrafında birleşmenin, birlik olmanın öneminden bahsediyorum. 1 Mayıs’ın, işçilerin bayramı olduğunu, taleplerimizi hep bir ağızdan söylediğimiz, bizi sömürenlere karşı gücümüzü gösterdiğimiz bir gün olduğunu anlatıyorum. “Taleplerimiz” diyor Nedim, sitemli bir gülüşle; “Taleplerimizi bağırsak ne olur? Kabul mü edecekler sanki? Biz Suriyeliyiz” diyor. Hafifçe gülümsüyorum, “Sen işçisin” diyorum. Kısa bir sessizlik oluşuyor. Sessizliği içeriye giren bir genç bozuyor. Muhabbetimize dahil oluyor. “Sen de Suriyeli misin?” dediğimde Türk olduğunu söylüyor ve başlıyor anlatmaya. 1 Mayıs’a katılmaya çekindiğini ve bunun nedeninin polisler olduğunu söylüyor. “Bu devlet işçiyi değil, zengini koruyor. Polisiyle, yargısıyla, bürokratıyla” diyor.

YEREL KUTLAMA

“Abi affedersin ama işçileri insan gibi değil, hayvan gibi çalıştırıyorlar, bize hayvan muamelesi yapıyorlar” diyor. O ara insanca çalışmak ve insanca yaşamak için her yerde 1 Mayıs” sloganı geliyor aklıma ve doğru noktaya değindiğimizi anlıyorum.
Kirasını geciktirdiğini ve her ay bir faturasını eksik ödediğini söylüyor.

Konuşmamızın sonuna yaklaşırken Emek Partisi Küçükçekmece İlçe örgütünün 30 Nisan’da AYKOSAN’da 1 Mayıs kutlaması yapacağını söylüyorum. Tüm atölye olarak kutlamaya katılacaklarını söyledikten sonra, kendimi AYKOSAN’ın bali ve tiner kokulu işhanlarının koridoruna atıyorum...