Çalışmanın görünmeyen yüzü: Öğrenci işçiler

Çalışmanın bir görünen yüzü var, bir de görünmeyen yüzü var. Pek çok öğrencinin eğitim hayatı boyunca karşılaştığı ihtiyaçlar için çalışma zorunluluğu giderek yaygınlaşıyor. İleri ekibi olarak iki gün sürecek bir öğrenci işler dosyasını açıyoruz.

Hayatımızın her alanında yanımızda görebildiğimiz bazen biramızı getiren, oturduğumuz evin kiremitlerinde parmak izleri olan. Bazen kıyafetlerimizin üretiminde bizzat yer almakla beraber bunun satışında bile bize eşlik eden, bizimle iç içe olan birileri; öğrenci işçiler. İleri ekibi olarak öğrenci işçiler dosyasını açarken, çalışmak zorunda kalan öğrencilerin gözünden durumu aktarmaya çalışacağız.

“Öğrenci işçilik” kavramı eskilere dayanan bir tanımlama değil, ancak okumak için çalışmak zorunda olmak epeyce eski bir olgu. Yaygın eğitim-öğretim kurumlarının genel eğitime geçmesinden beri özellikle emekçi sınıflardan gelen kişiler için okumak bir tür sınıf atlama hali olduğu bilinen eski bir gerçek. Bununla birlikte okumak aynı zamanda geniş bir kesim açısından “aydınlanma” halinin de bir yansıması. Bu nedenle oldukça yaygın olan bu unsur, özellikle son 20 yılda yeni bir genişleme dalgası içerisinde.

VERİLERİN GÖSTERDİĞİ: ÖĞRENCİ İŞÇİLİK YAYGINLAŞIYOR

Türkiye’de 1980 ile birlikte gelişen ekonomi politikalarının sonucu olarak emekçi sınıfların reel ücretleri dalgalı bir seyir izledi. TÜİK ve DPT verilerine göre 1998 yılının reel ücretleri 100 olarak kabul edildiğinde 2010 yılında reel ücretlerin 87.5 olduğu görülüyor. Gene Kalkınma Bakanlığı’nın 2014 yılında yayınlamış olduğu çalışmaya göre kamu kesiminde çalışan işçilerin 2005 ile 2013 arasındaki ücretleri sürekli dalgalı halde bulunurken, ortalama 0.2 puan geriledi. Bununla birlikte özel sektörde işçi ücretlerindeki değişim 0.1 puanlık bir artış gösterdi. 2005-1013 arası Gayri Safi Milli Hasıla’nın ise ortalama yüzde 4,4 değiştiği gözlemlenirken, işçilerin büyemeden bir pay alamadığı ortaya çıkıyor.

Bu verilerle birlikte 12 yıllık süre içinde fiyatlar iki kat artarken, ücretlerin sabite yakın bir seyir izlemesi özellikle eğitim ve sağlık gibi kimi başlıklarda harcamaların kısıldığını gösteriyor. Bununla birlikte kayıtlı işçi sayısının 25 milyona yaklaştığı kaydedilmiş durumda. TÜİK verilerine göre 25 milyona yakın işçinin, 3,5 milyonu 15-24 yaş arasında.

15-19 yaş arası genç işçilerin sayısında da hızlı bir artış var. 1999’dan bu yana istihdama katılmış ya da ev içi emek içinde değerlendirilen genç işçilerin oranı yüzde 41’den yüzde 56’ya çıkmış durumda. 15-19 yaş arası çalışanlar toplam çalışanların yüzde 5’ini oluşturuyor. Bununla birlikte örneğin bu oran madencilikte yüzde 14’e yaklaşıyor. Toplamda öğrenci işçi olarak bulunan 400 binden fazla kişinin bulunduğu tahmin ediliyor. Veriler öğrenci işçiliğin genç işçiliğin bir türü olduğu ve yeni işçileşme dalgasının bir parçası olduğu ifade ediyor.

İŞÇİLİĞİN GÖRÜNMEYEN YÜZLERİ

Verilerin gösterdiği öğrenci işçiliğin giderek yaygınlaştığı; ancak ufak bir araştırma bunun sadece işin bir parçası olduğu. Düşük ücretler, görünmeyen emek, uzun çalışma saatleri ve keyfilik öğrenci işçilerin görünümünün bir diğer parçası. Çalışma saatlerinin yoğun olması öğrencilerin kendilerini ne öğrenci, ne de işçi olarak hissetmesine neden oluyor.

Bununla birlikte okuyucular kendilerine bir soru sorabilirler: Peki öyleyse neden bu kadar yüksek çalışma oranları? Bunun cevabını da yine konustuğumuz arkadaşlarımız veriyor. Ülkede ki maaşların düşüklüğü doğrudan olarak öğrencileri etkiliyor. İşsizlik oranının yüksek olması ve çoğunun ailesi tarafından destek görememesine, büyük şehirde okumanın ve yaşamanın zorluğu da eklenince bir öğrenci için çalışmak kaçınılmaz oluyor.Sosyal ihtiyaçları geçelim temel ihtiyaçların bile yüksek ücretlerde olması ise başka bir nedeni.

Bu sebeplere paralel olarak bazılarımız canlarıyla ödüyor hayatta kalmanın bedelini. Torunlar İnşaattan düşüyor veya Soma’da göçük altında kalıyor hayallerimiz. Sorun bu kadar büyük ve önemli. Biz de en yakınımızdakilerle bar,mağaza,tekstil,müzik gibi sektörlerde çalışan öğrencilerle konuştuk. Sorunlarını ve çözümlerini dinledik şimdi ise söz onlarda…

“İŞVERENLERİ ASIL AYAKTA TUTAN EMEKÇİLER”

İlk olarak Recep ile konuşuyoruz. Recep yaklaşık on yıldır çalışıyor. Tekstil, kafe ve mevsimlik işler de çalışmış. Şimdi “tekstil işinde çalıştığını” bize söylüyor. Recep “okumak için çalışmak zorunda olduğunu” ifade ediyor ve ekliyor : “Maddi anlamda bir çok gencin olduğu gibi destekçim olmadığı için çalışmalıyım.”

İş yeri ile ilgili gözlemlerini aktarıyor Recep, özellikle en son çalıştığı tekstil sektöründen bahsediyor. Tekstil sektöründe şartların çok ağır olduğunu belirtiyor ve çalışma saatlerinin uzunluğunun altını çiziyor. Sektördeki çalışma şartlarını anlatırken “berbat” tanımlamasını kullanıyor. Pis şartlarda ve bodrumdan bozma bir yerde çalıştığını belirten Recep,” iş dışında konuşmanın yasak olduğunu” ifade ediyor. İş yerinde çok fazla genç işçinin bulunduğu belirten Recep, bu durumdaki temel nedenin yoksul bir toplumda yaşamamızdan kaynaklı olduğunu düşünüyor. Özellikle çalışarak okuyan gençlerin en büyük sorunun ise ders satleri ile çalışma saatlerinin sürekli çakışması olduğunun altını çiziyor. “Eğer kabul etmezsen, iş bulamazsın” şeklinde durumu özetleyen Recep, “bu sebeple düzgün bir yaşama sahip olunamadığını” belirtiyor.

Recep çalışma koşullarını özetlerken, durumun çözümüne de değinmeden geçmiyor. Çalışma koşullarının ağırlığının yalnızca gençlerin değil, bütün herkesin sorunu olduğunu ifade ediyor Recep. “Yalnızca tek tek karşı çıkışların yetersiz olduğunu” vurgulayan Recep, kitlesel bir karşı çıkışın zorunlu olduğunu söylüyor ve ekliyor: “İşverenler teker teker karşı çıkışları engelleyebilirler ama kitlesel olanları engelleyemezler, çünkü onları asıl ayakta tutan emekçilerdir."

Recep problemin çözümünü mevcut yapılardan değil, bütün emekçileri birleştirmeyi sağlayacak bir yapının kurulmasına bağlı olduğunu düşünüyor.

“İRADİ BİR BİÇİMDE AYAKTA KALMALIYIZ”

Recep’e “teşekkür ederek” yanından ayrılıyoruz, bu sefer başka bir genç olan Reşit ile görüşüyoruz. Reşit “uzun zamandır çalıştığını” ifade ediyor, özellikle kafe-bar, anket ve reklamcılık sektörlerinde çalıştığını söylüyor.

Çalışmasının asıl sebebini aç kalmamak için olduğunu belirten Reşit, çalıştığı işlerle kafasındaki modelin asla bir olmadığını düşünüyor. Bu fikrini özellikle anket işindeki bir gerçekle açıklıyor: “20 anket istiyorlarsa bunun 18 tanesi çöpe gidiyor. Çeşitli bahaneler sunuyorlar ve senin yapmış olduğun işin büyük kısmı çöpe gidiyor. Çalışma saati net değil, istenilen anket adedi çok fazla.”

Genç yaşlarda çalışma oranının yüksekliğinden söz eden Reşit, bunun nedenini devletin olanaklarının kısıtlı olmasından kaynaklı olduğunu düşünüyor. Büyük oranda büyükşehirlerde yaşayan öğrencilerin barınma, ulaşım ve yemek gibi problemleri olduğunun altını çizen Reşit, bu ihtiyaçları ancak ucu ucuna karşılayabildiklerini ifade ediyor.

İş yerlerinde gençlerin iş güvencesi problemi olduğunu söyleyen Reşit, bu sebeple işverenlerin rahatlıkla kendilerine her işi yaptırabildiğini ifade ediyor. Bunun ancak çalışan insanların gerekirse açlığı dahi göze alarak iradi bir şekilde karşı durarak engellemesi gerektiğini ve çalışan öğrencilerin örgütlenmesi gerektiğini düşünüyor. ”Bu örgütlülüğü illa klasik bir biçimde düşünmemek gerektiğini” söyleyen Reşit, “çalışanların birlik kurarak işe başlayacağını” ifade ediyor.